İnsan, Tanrı’yı sonsuz kudretli, sonsuz merhametli, sonsuz adil, ezelî ve ebedî, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyi bilen bir varlık olarak tanımlar. Bu tanım mutlaklık iddiası taşır. Ama aynı insan, bu tanımlarla açıkça çelişen fiilleri de Tanrı’ya izafe eder ve bunu sorgulamadan kabul eder. Sorun tam olarak burada başlar Tanım ile anlatılan arasında ciddi bir tutarsızlık vardır ve bu tutarsızlık akıl, vicdan, merhamet ve adalet duygusu ile bağdaşmaz. Bu bir yorum farkı değil, doğrudan çelişkidir. İnsan kendi aklına kendi vicdan merhamet duygusu kendi adalet anlayışı ile çelişkili olan şeyleri tanrıya nasıl atfedebilir
Kudret meselesi Sonsuz kudretli bir Tanrı’dan bahsediliyor. Ama aynı Tanrı’nın, kendi emrine açıkça karşı gelen bir varlığa
Bakara 34 Hani meleklere Âdem’e secde edin demiştik de, İblis hariç hepsi secde etmişti. O ise kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu
Araf Suresi 11-12 Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere Âdem’e secde edin’ dedik. İblis hariç secde ettiler o secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi ki Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis) dedi ki: Ben ondan hayırlıyım beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.
Hicr Suresi 31-33 İblis hariç o secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı. (Allah) dedi ki Ey İblis! Secde edenlerle birlikte olmamana sebep nedir? (İblis) dedi ki: Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim.
Sad Suresi 74-76 İblis hariç o büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. (Allah) dedi ki Ey İblis! Ellerimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun? (İblis) dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.
Neden tanrı İsyan eden şeytanı neden helak etmez. Şeytan açıkça insanları azdıracağını saptıracağını ilan eder
A‘raf Suresi 16-17 (İblis) dedi ki: Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de onları senin doğru yolunun üzerinde oturup saptıracağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
Hicr Suresi 39-40 (İblis) dedi ki Rabbim! Beni azdırmana karşılık, yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka saptıracağım. Ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesna.
Sad Suresi 82-83 (İblis) dedi ki Senin izzetine andolsun ki onların hepsini mutlaka saptıracağım. Ancak içlerinden ihlâslı kulların hariç
Ve buna rağmen o helak edilmez artı kıyamete kadar iddia ettiği şeyleri yapması için insanları yoldan çıkarması için mühlet verilir
İsra Suresi 62-64 (İblis) dedi ki Benden üstün kıldığın şu mu? Eğer bana kıyamete kadar mühlet verirsen, onun soyunu pek azı dışında kendime bağlayacağım.
A‘raf Suresi 14-15 (İblis) dedi ki Bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver. (Allah) dedi ki Sen mühlet verilenlerdensin.’”
Hicr Suresi 36-38 (İblis) dedi ki Rabbim! Öyleyse onların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver. (Allah) dedi ki Sen, bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin.
Sad Suresi 79-81 (İblis) dedi ki Rabbim! Diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver. (Allah) dedi ki Sen, bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin.
Ve Tanrı buna izin veriyor. Bu doğrudan kudret ve irade ile çelişir. Bir insan bile yaptığı bir sistemi sabote eden birine izin vermezken, sonsuz kudret sahibi Tanrı neden izin verir? Eğer engelleyebiliyor ve engellemiyorsa bu irade problemidir. Eğer engelleyemiyorsa bu kudret problemidir. Üçüncü bir seçenek yoktur. “İmtihan” deniyorsa, o zaman soru şudur: Neden bilerek bir sabotaj mekanizması kurulsun? Bu, adil bir düzen kurmak değil, zorlaştırılmış bir düzen kurmaktır.
İhtiyaçsızlık meselesi: Tanrı hiçbir şeye muhtaç değil deniyor. Ama aynı Tanrı Zariyat 56 ben insanları ve cinleri bana kulluk etsin diye yarattım” diyor. Bu doğrudan çelişkidir. Muhtaç olmayan bir varlık neden kulluk ister? “İbadet Tanrı için değil insan içindir” deniyorsa, o zaman soru daha da netleşir: Sonsuz kudretli bir varlık, insanın gelişimi için neden ibadet, ritüel, tekrar ve belirli kalıplar koysun? Bu, ihtiyaçsızlıkla değil, beklenti ve düzen kurma ihtiyacıyla uyumludur. Ayrıca ibadet etmeyenlerin cezalandırılması da ayrı bir çelişkidir: Muhtaç olmayan bir varlık, kendisine ibadet etmeyeni neden cezalandırsın? Artı tarihsel akış gösteriyorki her dinin müntesipleri kendi inançlarına göre ibadet ve ritüeller yapıyor olmalarına rağmen dünyada bir birlik bir düzen hiçbir zaman oluşmamış asrı saadet dönemin 4 halifenin üçü öldürülmüş sahabeler birbirini doğramış cemel vakası sıffın savaşı harre olayı mekke kuşatması gibi trajediler asrı saadet değil asrı felaket olmuştur ibadet ve ritüellerinde bir işlevi olmadığı çok açık değilmidir
Bilgi ve imtihan meselesi: Tanrı her şeyi bilen deniyor. Daha insan yaratılmadan önce kim ne yapacak, kim inanacak, kim inkâr edecek, kim cennete gidecek, kim cehenneme gidecek hepsi biliniyor. Buna rağmen insan “imtihan” ediliyor. Bu doğrudan her şeyi bilme sıfatı ile çelişir. Sonucu baştan belli olan bir sınavın anlamı nedir? Eğer Tanrı biliyorsa, insanın yapacağı şeyler zaten belirlenmiş değil midir? Eğer belirlenmemiş deniyorsa, bu sefer Tanrı’nın bilgisi eksik olur. Kur’an’da Sebe Suresi 20. ayette “İblis iddiasında haklı çıktı, çok azı müstesna hepsi ona uydular” deniyor. Yani çoğunluğun kaybedeceği baştan biliniyor. Soru açık Çoğunluğun kaybedeceği bilinen bir sınavı başlatmak adalet midir, yoksa bilerek kaybettirilen bir düzen midir?
Adalet meselesi: İnsan sınırlı bir ömür yaşar, sınırlı fiiller işler ama sonsuz ceza ile cezalandırılır.
Nisa 56. Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.
Ahzab Suresi 64–65 Şüphesiz Allah kâfirlere lânet etmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.
Bu doğrudan adalet kavramı ile çelişir. Sınırlı bir suçun sonsuz cezası olmaz. Hangi adalet anlayışı bunu kabul eder? Ayrıca bir insanın inancı, ahlakı ve tercihleri büyük ölçüde doğduğu çevre tarafından belirleniyorsa, bu insanın sorumluluğu ne kadar kendisine aittir? Bu doğrudan adalet ile çelişir. Aynı suçu işleyen ama farklı koşullarda yetişmiş iki insan aynı şekilde mi yargılanacaktır? Bu durumda adalet değil, eşitsizliğin yargılanması söz konusudur.
Merhamet meselesi: Tanrı sonsuz merhametli deniyor. Ama dünya tarihine bakıldığında sürekli savaş, zulüm, işkence, katliam, açlık, sömürü ve gözyaşı görülür. Masum çocuklar öldürülür, kadınlar tecavüze uğrar, insanlar diri diri yakılır. Bu doğrudan merhamet ile çelişir. Eğer Tanrı müdahale edebiliyor ve etmiyorsa bu merhamet değildir. Eğer müdahale edemiyorsa bu kudret değildir. İki durumda da tanım çöker. “Büyük plan” deniyorsa, masumların acısı hangi planın parçasıdır? Bir çocuğun yanarak ölmesi hangi merhametin sonucudur?
Helak meselesi: Kur’an’da küçük toplulukların helak edildiği anlatılır. Semud kavmi bir deveyi kestikleri için yok edilir, Âd ve Nuh kavimleri azgınlıkları sebebiyle helak edilir. Ama bugün milyonlarca insanı öldüren, soykırım yapan, dünyayı sömüren güçler neden helak edilmez? Bu doğrudan adalet ve merhamet ile çelişir. Küçük günahlara büyük cezalar veren bir sistem, büyük suçlara neden sessiz kalır? Bu seçici müdahale midir, yoksa anlatının kendisi mi problemli?
Hızır kıssası: kehf 74 Nihayet bir erkek çocuğa rastladılar; (Hızır) onu öldürdü Kehf 80 O çocuğa gelince; onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bunun için onun, ileride onları azgınlığa ve inkâra sürüklemesinden korktuk.
Gelecekte kötü olacak diye bir çocuk öldürülüyor. Bu doğrudan merhamet ve adalet ile çelişir. Eğer böyle bir müdahale mümkünse, o zaman insanlık tarihine büyük acılar yaşatan liderler (hitler, lenin stalin, mao, tramp, netanyahu,) neden daha çocukken engellenmez? Neden milyonlarca insan ölmeden önce müdahale edilmez? Eğer kader biliniyorsa, neden kötülüğün büyümesine izin verilir? Bu durumda merhamet nerede devreye girer?
Halifelik meselesi: Tanrı “insanı yeryüzünde halife yaptım” diyor. Ama iblise kıyamete kadar insanı saptırması için izin verir ve insan tarih boyunca bozgunculuk yapıyor, kan döküyor zulm ediyor doğayı yok ediyor, hayvanları katlediyor, savaşlar çıkarıyor. Bu doğrudan halifelik ile çelişir. Halife düzen kurar, insan ise kaos üretiyor. Eğer insan halife ise, bu temsil neden başarısız?
İnsan doğası meselesi:
Ahzab Suresi 72 Şüphesiz o çok zalim ve çok cahildir.
İbrahim Suresi 34 Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür
Nisa Suresi 28 İnsan zayıf yaratılmıştır
Maâric Suresi 19–21 Gerçekten insan hırslı ve sabırsız yaratılmıştır.
Adiyat Suresi 6–8 Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür.
Kur’an’da insan nankör, zalim, aceleci, mala düşkün olarak tanımlanıyor. Bu, insanın problemli bir varlık olduğunu gösterir. Ama bu insanı yaratan da Tanrı. O zaman soru şudur: insana ait bu kötü özellikler dile getiriliyorsa bir rahatsızlık bir hoşnutsuzluk söz konusudur Bu özellikleri veren kim? Tanrı neden hoşnut olmayacağı şekilde yaratmıştır Madem bu özellikler kötü, neden baştan verilmiştir? Bu doğrudan hikmet ve adalet ile çelişir. Önce problemli yaratıp sonra bu problemlerden dolayı yargılamak hangi mantığa sığar?
Doğum ve kader meselesi: İnsan seçmediği bir zamanda, seçmediği bir coğrafyada doğar. Kimliği, dili, dini, kültürü tamamen buna göre şekillenir. Bu doğrudan adalet ile çelişir. Afrika’da doğan biri ile Avrupa’da doğan biri aynı şartlara sahip değildir. Buna rağmen aynı şekilde yargılanırlar. Bu nasıl adalet?
Din meselesi:
Âl-i İmran Suresi 19 Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.
Âl-i İmran Suresi 85 Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
Tanrı yalnızca İslam’ı kabul eder deniyor. Ama dünyanın %76’sı Müslüman değil. Bu insanların büyük çoğunluğu doğduğu toplumun ürünüdür. Bu doğrudan adalet ve merhamet ile çelişir. Soru açık: İslam coğrafyasında doğmayan biri bu dini nasıl bulacak? Hangi insan, doğduğu kültürü tamamen aşarak başka bir dini seçer? Bu gerçekçi midir? Hangi ebeveyn 10 çocuğundan 8’inin kaybedeceği bir sınav yapar?
Özgür irade meselesi: İnsan özgür deniyor. Ama insanın inancı, ahlakı, değerleri büyük ölçüde ailesi ve toplumu tarafından belirlenir. Bu doğrudan özgür irade ile çelişir. İnsan gerçekten seçiyor mu, yoksa kendisine öğretileni mi yaşıyor? Eğer belirlenmişse, sorumluluk nasıl yüklenir?
İlahi duygu meselesi: Tanrı’nın kızdığı, sevdiği, hoşnut olduğu, nefret ettiği söylenir. Allah razı olsun demek bunun içindir. Ebu lehebin eli kurusun kızgınlık ifadesidir. Bunlar insanî duygulardır. Bu doğrudan aşkınlık ile çelişir. Değişmeyen bir varlık nasıl öfkelenir? Eksilmeyen bir varlık neden memnun olur? Bu, Tanrı’nın değil insanın psikolojisidir.
Amaç insanın kendini gerçekleştirmesi deniyorsa, tarihe bakıldığında bunun gerçekleşmediği açıktır. İnsanlık tarihi savaş, zulüm ve acı tarihidir. İnsan, doğuştan bir kimlik ve bilinç ile gelmez; kimliği bulunduğu ortamda oluşur. Bu durumda “özgür birey” fikri zayıflar. İnsan çoğu zaman seçmez, şekillenir.
Sonuç olarak tablo nettir: Tanrı’ya atfedilen sıfatlar ile dünyada olup bitenler açıkça çelişir. Bu çelişkiyi çözmek için yapılan yorumlar sorunu çözmez, sadece erteler. Bu noktada asıl soru şudur: Anlatılan Tanrı gerçekten Tanrı mı, yoksa insan zihninin ürettiği bir tasarım mı?
Cennet fikri, iyiliklerin karşılıksız kalmaması arzusunun; cehennem fikri, kötülüklerin cezasız kalmaması isteğinin bir yansıması olabilir. İnsan, dünyada bulamadığı adaleti metafizik bir düzlemde kurar. Korkularını ve umutlarını Tanrı kavramına yükler.
Ben yaratıcıya inanıyorum. Bilim adamları dünyadaki canlılığın doğumu gelişimi evrimsel süreçleri tüm nedenleri bir gün izah edebilirler. Ama niçin sorusunun cevabı verilemez varlık vardır yokluk yoktur var varsa yok yoksa var olan şeyler sonradan var olmuşsa, bir tohum içinde ağaç saklar ağaç yoktu tohum vardı ağaç sonradan varlığa geldi niçin tohum ağaç oldu tohuma ağaç olma temayülünü kim verdi niçin sorusunun cevabı sadece ve sadece tanrı ile izah edilebilir tanrı mutlaktır ve vardır. Ama bu anlatılan Tanrı değil. Benim inandığım Tanrı kızan, hoşnut olan, ceza veren, ödüllendiren, sınayan bir varlık değildir. O, insan gibi tepki vermez. O, amaç güden bir varlık olarak tanımlanamaz. O, insanın kurduğu bu sıfatların ötesindedir. İnsan tanrıyı tanımlayamaz insanın yaptığı tanımlar tanrı değil kendi insani duygu ve düşünceleridir Bu yüzden tartışılan şey Tanrı’nın kendisi değil, insanın Tanrı hakkında kurduğu anlatıdır.
Bir yanıt yazın