14-Helenistik Döneme Geçiş

Aristoteles’in ölümünden sonra dünya yalnızca birkaç filozofun değişmesiyle değil, insanın yaşadığı gerçekliğin kökten dönüşmesiyle değişti. Bu yüzden şimdi anlatacağım şey tek bir düşünür değil, bir çağın ruhudur. Çünkü Helenistik dönem felsefesi, önceki Yunan felsefesinden farklı olarak teorik meraktan değil, varoluşsal krizden doğmuştur.

MÖ 323 yılında Büyük İskender öldüğünde yalnızca bir hükümdar ölmedi, eski Yunan dünyasının düzeni de sona erdi. Polis dediğimiz şehir devleti yapısı çözüldü. Atina artık dünyanın merkezi değildi. İskender’in fetihleriyle Yunan kültürü Mısır’dan Hindistan’a kadar yayıldı ve devasa imparatorluklar ortaya çıktı. İnsan ilk kez kendisini küçük bir şehir yurttaşı değil, dev bir dünyanın bireyi olarak buldu.

Eskiden insan kimliğini şehir devleti belirliyordu. Atinalı olmak, Spartalı olmak anlamlıydı. Politik katılım yaşamın merkezindeydi. Fakat Helenistik çağda birey artık yönetimin parçası değildi. Krallar vardı, bürokrasi vardı, dev ordular vardı. Sıradan insan siyasetin dışında kaldı. Bu değişim insan psikolojisini derinden sarstı.

Şimdi insanların yaşamını düşün.

Savaşlar sürekliydi. İktidarlar hızla değişiyordu. Göçler arttı. Ticaret büyüdü ama güven azaldı. İnsanlar farklı kültürlerle karşılaşıyor, eski tanrılara olan güven sarsılıyordu. Geleneksel yurttaş erdemi anlamını kaybetmeye başladı. İnsan artık şu soruyu soruyordu. Eğer dünya kontrolüm dışında ise nasıl huzurlu yaşayabilirim.

İşte Helenistik felsefe tam burada doğar.

Sokrates, Platon ve Aristoteles evreni, bilgiyi ve devleti anlamaya çalışmıştı. Helenistik filozoflar ise insanın iç dünyasına döndü. Felsefenin merkezi soru değişti.

Evren nedir sorusu yerini şu soruya bıraktı.

Bu belirsiz dünyada insan nasıl mutlu olabilir.

Bu çağda felsefe akademik araştırma olmaktan çıkıp yaşam terapisine dönüştü. Filozof artık doğa açıklayan kişi değil, ruhu iyileştiren rehberdir.

İnsanların temel korkuları üç noktada yoğunlaşmıştı. Ölüm korkusu, kader korkusu ve acı korkusu. Aynı zamanda üç büyük arzu vardı. Güvenlik, huzur ve içsel özgürlük.

Helenistik okulların tamamı bu problemlere cevap vermeye çalıştı fakat farklı yollar önerdi.

Bir grup dedi ki insan acıdan kaçmalı ve zihinsel huzur bulmalıdır. Bunlar Epikurosçulardır. Onlara göre korkuların çoğu yanlış inançtan doğar, özellikle tanrı ve ölüm korkusu insanı mutsuz eder.

Başka bir grup dedi ki dünya bizim kontrolümüzde değildir, fakat tepkilerimiz kontrolümüzdedir. Bunlar Stoacılardır. Onlara göre özgürlük dış koşulları değiştirmek değil, kaderi akılla kabul etmektir.

Bir başka grup ise kesin bilginin mümkün olmadığını savundu. Bunlar Septiklerdir. Onlara göre insan kesin yargılardan vazgeçtiğinde zihinsel sükûnete ulaşır.

Dikkat edersen bu okulların hiçbiri evrenin maddesini tartışmaz. Çünkü artık sorun kozmoloji değil, insanın ruhsal dayanıklılığıdır.

Helenistik dönemde filozof ile hekim arasında büyük benzerlik oluşur. Nasıl doktor beden hastalıklarını tedavi ediyorsa filozof da ruh hastalıklarını tedavi eder. Felsefe teorik bilgi değil, yaşama sanatı haline gelir.

Bu çağda birey ilk kez evrensel insan fikriyle tanışır. Stoacılar bütün insanların aynı kozmik aklın parçası olduğunu savunur. Böylece kozmopolit insan anlayışı doğar. İnsan artık yalnızca bir şehrin değil, bütün dünyanın yurttaşıdır.

Bilimsel çalışmalar da devam etti. İskenderiye kütüphanesi kuruldu. Matematik, astronomi ve tıp gelişti. Fakat etik felsefe açık biçimde ön plana geçti.

Özetle Helenistik dönem şu dönüşümü temsil eder.

Klasik Yunan felsefesi hakikati arıyordu.
Helenistik felsefe huzuru aradı.

Klasik çağ toplum merkezliydi.
Helenistik çağ birey merkezlidir.

Klasik filozof devleti tartışıyordu.
Helenistik filozof insanın iç özgürlüğünü tartıştı.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir