matrik filminde neo ile mimarın ilk karşılaşmasında geçen bir diyalog var bu diyalog üzerine bir tesbit. mimar neo ya derki ilk yazdığım proğram mükemmeldi kusursuz işliyordu çöküşüde kusursuz oldu. Sonra tarihsel veriler insan psikolojisi üzerine bir analiz yaparak sistemi yeniden inşaa ettim. ve sistemin içinde sistemin karşıtını zıddını yaratarak sistemi kalıcı hale getirdim sistem kusursuz işliyor ama sen bir anomalisin mimarın kast ettiği sistemin karşıtı olan sistemin içindeki insanları uyutan oyalayan kahindi. Aslında burada anlatılan şey insanlık tarihinde insanları yöneten toplumları şekillendiren bir avuç seçilmişin sürekli uyguladıkları sabit bir metoddur .
Bir düzen yalnızca kurallarla ayakta durmaz asıl olarak uyanma ihtimalini yöneterek varlığını sürdürür. En kaba iktidar biçimleri baskıyla çalışır en gelişmiş olanlar ise şüpheyi denetler. Çünkü baskı direnç doğurur şüphe ise yorar. Yorulan zihin isyan etmez oyalanır. Bu nedenle modern ve tarihsel bütün büyük sistemler muhalefeti yok etmeyi değil ehlileştirmeyi hedefler. Karşıt dışarıda bırakılmaz içeri alınır. İtiraz susturulmaz biçimlendirilir. Böylece itiraz bir tehdit olmaktan çıkar sistemin içinde dolaşan zararsız bir sese dönüşür.
Siyaset alanında bu mekanizma en çıplak haliyle görülür. Seçim temsil çoğunluk gibi kavramlar özgürlük hissi üretir. İnsanlar seçtiklerini sanırlar yönettiklerini sanırlar hesap sorduklarını sanırlar. Oysa asıl belirleyici olan çoğunluğun ne yaptığı değil azınlığın nereye yönlendirildiğidir. Gerçek muhalefet dağınıktır tutarsızdır öngörülemezdir ve bu yüzden tehlikelidir. Bu tehlikeyi bertaraf etmenin yolu onu bastırmak değil ona bir çatı vermektir. Sistem kendi düşmanını üretir onu tanımlar ona bir dil ve sınır verir. Böylece sisteme gerçekten karşı olanlar da farkında olmadan bu kontrollü düşmanlığın içinde toplanır. İnsanlar iktidara değil iktidarın izin verdiği karşıtlığa öfke duyar.
Askeri alanda da benzer bir düzenek işler. Tehdit sürekli canlı tutulur. Düşman asla tamamen yok edilmez çünkü düşmanın yokluğu soruları başlatır. Güvenlik söylemi sürekli ertelenen bir savaş hali üzerinden meşrulaştırılır. Ordular yalnızca dışarıya karşı değil içerideki toplumu disipline etmek için de vardır. Korku kontrolün en eski ama en etkili araçlarından biridir. Burada önemli olan düşmanın gerçekliği değil işlevselliğidir. Düşman tanımlanabilir ve yönetilebilir olduğu sürece düzen sağlamdır.
Din ve inanç alanında oyun daha incelmiş haldedir. Hakikat iddiası çoğu zaman sembollerle ikame edilir. İnsanlar ahlaki derinlik yerine ritüelle meşgul edilir. Gerçek sorgulama yerine şekilsel tartışmalar öne çıkarılır. İnanç sistemleri içinde sürekli bir iç düşman üretilir. Bidatçi sapkın öteki. Böylece inanan kişi varoluşsal sorularla değil sistemin sunduğu yapay tehditlerle uğraşır. İnanç diri kalır gibi görünür ama içi boşalır. İtaat düşünce sanılır tekrar tefekkür yerine geçer.
Çok uluslu şirketlerde ve küresel ekonomik düzende de aynı mantık işler. Rekabet kutsallaştırılır ama rekabetin sınırları baştan çizilmiştir. Alternatifler vardır ama hepsi aynı oyunun içindedir. Tüketici seçtiğini sanır yatırımcı risk aldığını sanır çalışan özgür olduğunu sanır. Oysa sistem karşıtını bile kendi içinden üretir. Anti kapitalist söylemler bile çoğu zaman piyasanın bir parçası haline getirilir. İsyan bile metalaşır. Böylece düzen kendine yönelen eleştiriyi bile yakıt olarak kullanır.
Krallıklar ve mutlak iktidarlar bu gerçeği çok erken fark etmiştir. Açık zor kısa vadede sonuç verir ama uzun vadede çöküş getirir. Bu yüzden saray entrikaları kontrollü aristokrat muhalefetler sembolik isyanlar tarih boyunca teşvik edilmiştir. Kralın düşmanı çoğu zaman kralın içinden çıkar. Bu düşman gerçek bir tehdit değildir halkın öfkesini emen bir paratondur.
Bu yapının felsefi kökü yeni değildir. Platonun mağara alegorisinde mesele yalnızca gölgeler değildir zincirlerin görünmezliğidir. Modern dünyada zincir yoktur hatta özgürlük hissi vardır. İnsan zincirlenmediği için zinciri sorgulamaz. Sorguladığını sanır ama sorgulamanın çerçevesi önceden çizilmiştir.
Machiavelli En güvenli iktidar düşmanını tanıyan değil düşmanını üreten iktidardır. Çünkü üretilmiş düşman kontrol edilebilir gerçek düşman ise belirsizdir ve korkutucudur.
Asıl mesele şuradadır. Bir insan ya da toplum karşı çıktığı şeyin kendiliğinden mi ortaya çıktığını yoksa önüne bilinçli olarak mı konduğunu ayırt edebiliyor mu. Bu ayrımı yapamayan herkes oyunun içindedir. Ve bu oyunun en kusursuz tarafı oynandığının fark edilmemesidir. İnsanlar uyanık olduklarını sanırken sistem tam da bu sanı üzerinden ayakta kalır.
Bir yanıt yazın