6 Parmenides

Ben Parmenides. Yaklaşık MÖ 515 yılında Güney İtalya’daki Elea kentinde doğdum, MÖ 450 civarında öldüm. Soylu bir aileden geliyordum ve kentimin yasalarının oluşumunda rol aldım. Gençliğimde Pisagorcu düşünceden etkilendim, fakat onların sayısal mistisizmini yeterli bulmadım. Herakleitos’un değişim vurgusunu duydum, fakat onda istikrar görmedim. Benim yaşadığım çağ, Pers savaşları sonrası Yunan dünyasında siyasal dalgalanmaların, kültürel geçişlerin ve düşünsel arayışın yoğun olduğu bir dönemdi. Ben şiirsel bir eser yazdım, Doğa Üzerine. Öğretimi destansı bir yolculuk biçiminde anlattım. Çünkü anlatmak istediğim şey yalnızca fizik değil, hakikatin kendisiydi.

Benden önce gelenler varlığın temelini maddede ya da süreçte aradılar. Thales su dedi, Anaksimandros apeiron dedi, Anaksimenes hava dedi, Pisagor sayı dedi, Herakleitos değişim dedi. Ben hepsini düşündüm ve şunu fark ettim. Eğer her şey değişiyorsa, bilgi imkansızdır. Eğer varlık bir an var olup bir an yok oluyorsa, hakkında kesin bir şey söyleyemezsin. Eğer bir şey hem var hem yok olabiliyorsa, düşünce çelişkiye düşer.

Ben düşünceden başladım. Çünkü düşünce yanılmaz bir ilkeye dayanmalıdır.

Benim temel ilkem şudur. Varlık vardır, yokluk yoktur.

Bu cümle basit görünür ama bütün sistemim buradan çıkar. Eğer yokluk yoksa, hiçbir şey yokluktan doğamaz. Eğer yokluk yoksa, var olan şey yokluğa gidemez. Eğer varlık varsa, o ezelidir ve ebedidir. Doğmamıştır, yok olmayacaktır. Çünkü doğmak yokluktan varlığa geçmek demektir, oysa yokluk yoktur. Ölmek varlıktan yokluğa geçmek demektir, oysa yokluk yoktur.

Bu nedenle dedim ki varlık bir ve bütündür.

Varlık bölünemez. Çünkü bölünürse, bölünen parçaların arasında boşluk gerekir. Boşluk yokluk demektir. Oysa yokluk yoktur. Demek ki varlık kesintisiz ve doludur.

Varlık değişmez. Çünkü değişim, bir şeyin başka bir şeye dönüşmesidir. Bu dönüşümde bir şey yok olur ve başka bir şey ortaya çıkar. Oysa yokluk yoktur. Demek ki gerçek anlamda değişim mümkün değildir.

Şimdi şunu düşün. Bir küre hayal et. Her yönden eşit, tam, eksiksiz bir küre. Ben varlığı böyle tasarladım. Ne başı vardır ne sonu. Ne artar ne azalır. Ne doğar ne ölür. Tam ve kendisiyle özdeştir.

Duyular sana değişim gösterir. Ateş yanar, su akar, insan yaşlanır. Fakat duyular yanıltıcıdır. Gerçek bilgi akılla elde edilir. Akıl sana şunu söyler. Varlık vardır ve bir bütündür. Duyuların gösterdiği değişim görünüşten ibarettir.

Ben hakikat ile kanaat arasında ayrım yaptım. Hakikat yolu aklın yoludur. Kanaat yolu duyuların yoludur. Duyulara dayanırsan çokluk, hareket ve değişim görürsün. Aklı izlersen bir, değişmez ve ezeli varlığı kavrarsın.

Bir, düşünce ile varlık aynıdır. Düşünemediğin şey var değildir. Eğer bir şeyi düşünüyorsan, o vardır. Yokluğu düşünemezsin. Çünkü yokluk düşünülürse varlık olur. Demek ki yokluk imkansızdır.

İki, varlık bir tanedir. Çünkü iki varlık olsaydı aralarında boşluk gerekir. Boşluk yokluk demektir. Yokluk olmadığına göre varlık tektir.

Üç, varlık değişmez. Çünkü değişim yokluğu gerektirir. Yokluk olmadığına göre değişim de gerçek değildir.

Dört, varlık hareketsizdir. Hareket için boşluk gerekir. Boşluk yoktur. Demek ki gerçek anlamda hareket yoktur.

Bu düşünce seni sarsabilir. Çünkü günlük deneyimin değişimi gösterir. Fakat ben sana diyorum ki duyulara güvenme. Duyular gölge gösterir, akıl öz gösterir.

Herakleitos akışı mutlaklaştırdı. Ben sabitliği mutlaklaştırdım. O oluş dedi, ben varlık dedim. O savaş dedi, ben birlik dedim.

Bu karşıtlık felsefe tarihinde büyük bir kırılmadır. Çünkü artık iki yol vardır. Ya değişimi temel alacaksın ya da değişmezliği.

Benim sistemim metafiziğin temelini attı. Çünkü varlık kavramını düşüncenin merkezine yerleştirdim. Bundan sonra gelen düşünürler benim problemimi çözmeye çalışacak. Eğer değişim yoksa, gördüğümüz dünya nedir. Eğer varlık bir ise, çokluk nasıl görünür.

Benim öğrencim olan Zenon bu düşünceyi savunmak için paradokslar geliştirecek. Hareketin imkansızlığını göstermek için Aşil ile kaplumbağa örneğini verecek. Çünkü eğer varlık gerçekten bir ve bölünmezse, sonsuz bölünme imkansızdır.

Sana aktardığım öğretinin özü şudur. Hakikat değişmezdir. Çokluk ve değişim görünüş düzeyindedir. Gerçek olan, ezeli, ebedi, bölünmez bir varlıktır.

Eğer düşünceyi sonuna kadar takip edersen, duyuların sunduğu dünya ile aklın zorunlu ilkesi arasında bir gerilim olduğunu görürsün. Felsefe işte bu gerilimden doğar.

Şimdi Presokratik düşünce iki kutba ayrıldı. Herakleitos değişimi savundu, ben değişmezliği. Bundan sonra gelecek düşünürler bu iki uç arasında bir sentez arayacaktır. Bir sonraki aşamada Empedokles ve Anaksagoras gibi isimler hem çokluğu hem birliği açıklamaya çalışacaklardır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir