Adalet nedir ve adil bir yaşam neden adaletsiz bir yaşamdan daha iyidir? Bu eser yalnızca bir siyaset kitabı değildir; aynı zamanda ahlak, insan ruhu, bilgi teorisi ve metafizik hakkında geniş bir felsefi araştırmadır. Diyalog boyunca Sokrates ile çeşitli kişiler arasında geçen tartışmalar aracılığıyla adaletin doğasını araştırırım ve sonunda ideal bir devlet modeli ortaya koyarım. Çünkü bana göre adaleti bireyde anlamak zor olduğu için onu daha büyük bir ölçekte, yani devlet düzeni içinde incelemek gerekir.
Diyalogun başlangıcında adaletin ne olduğu hakkında farklı görüşler ortaya konur. İlk olarak yaşlı Kefalos söz alır ve adaletin doğruyu söylemek ve borçları ödemek olduğunu söyler. Bu görüş geleneksel ahlak anlayışını temsil eder. Ancak Sokrates bunun her durumda geçerli olmadığını gösterir. Örneğin aklını kaybetmiş bir dostumuz bize silahını emanet etmiş olsun; eğer daha sonra onu geri isterse silahı vermek doğru olmayabilir. Bu örnek adaletin yalnızca borç ödemek ve doğruyu söylemekten ibaret olmadığını gösterir.
Daha sonra Polemarkhos adaletin dostlara iyilik etmek ve düşmanlara zarar vermek olduğunu ileri sürer. Bu görüş de geleneksel bir Yunan anlayışını temsil eder. Fakat Sokrates bunun da sorunlu olduğunu gösterir. Çünkü insanlar bazen dostlarını yanlış değerlendirebilir ve iyi sandıkları kişilerin aslında kötü olduğunu fark etmeyebilirler. Ayrıca adaletin birine zarar vermek anlamına gelmesi de mantıklı değildir; çünkü zarar görmek bir insanı daha kötü hale getirir. Oysa adalet insanların daha iyi olmasına katkıda bulunmalıdır.
Diyalogun en önemli tartışması Thrasymakhos’un ortaya attığı iddia ile başlar. Thrasymakhos adaletin güçlü olanın çıkarından başka bir şey olmadığını savunur. Ona göre her devlet kendi çıkarına uygun yasalar yapar ve bu yasalara uyan insanlar adil sayılır. Bu görüş siyasal realizmi temsil eder; yani güç sahibi olanın çıkarı adalet olarak kabul edilir. Sokrates bu görüşe karşı çıkar ve gerçek yönetimin yönetenlerin çıkarını değil, yönetilenlerin yararını gözetmesi gerektiğini savunur. Nasıl ki bir doktor hastasının iyiliği için çalışıyorsa, gerçek bir yönetici de halkın iyiliği için çalışmalıdır.
Diyalogun ikinci bölümünde Glaukon ve Adeimantos adaletin gerçekten değerli olup olmadığını sorgular. Onlara göre insanlar adil olmayı yalnızca ceza korkusundan dolayı tercih ederler. Eğer insanlar yaptıkları kötülüklerin cezasını çekmeyeceklerinden emin olsalar adaletsiz davranmaktan çekinmezler. Bu düşünceyi açıklamak için Gyges’in yüzüğü hikâyesi anlatılır. Bu yüzüğü takan kişi görünmez hale gelir ve istediği her şeyi ceza korkusu olmadan yapabilir. Glaukon’a göre böyle bir güce sahip olan bir insan muhtemelen adaletsiz davranacaktır. Bu hikâye adaletin gerçekten değerli olup olmadığı sorusunu ortaya koyar.
Sokrates bu soruya cevap verebilmek için adaleti devlet içinde incelemeyi önerir. Çünkü büyük bir yapıda adalet daha kolay görülebilir. Böylece ideal devletin kuruluşu anlatılmaya başlanır. Devletin ortaya çıkış sebebi insanların ihtiyaçlarını tek başına karşılayamamasıdır. İnsanlar yiyecek üretmek, barınak yapmak ve çeşitli ihtiyaçları karşılamak için iş bölümü yapmak zorundadır. Bu nedenle devlet doğal bir iş bölümü düzeni üzerine kurulur.
İdeal devlette üç temel sınıf bulunur. Birinci sınıf üreticilerdir; çiftçiler, zanaatkârlar ve tüccarlar bu gruba girer. İkinci sınıf koruyuculardır; yani askerler. Bu sınıf devletin güvenliğini sağlar. Üçüncü sınıf ise yöneticilerdir; yani filozof krallar. Bu sınıf devleti yönetir. Bu sınıfların her biri toplumun farklı bir işlevini yerine getirir.
Bu devlet modelinde adalet şu şekilde tanımlanır: Her sınıfın kendi görevini yerine getirmesi ve başka bir sınıfın işine karışmaması. Çiftçi çiftçilik yapmalı, asker savaşmalı ve yönetici yönetmelidir. Eğer herkes kendi işini yaparsa devlet düzenli ve adil bir hale gelir.
Platon bu devlet modelini insan ruhuyla da ilişkilendirir. İnsan ruhu da üç bölümden oluşur: akıl, irade ve arzu. Akıl düşünme ve karar verme yetisidir. İrade cesaret ve onur duygusuyla ilgilidir. Arzu ise bedensel istekleri temsil eder. Tıpkı devlette olduğu gibi ruhun da uyum içinde olması gerekir. Akıl yönetmeli, irade aklı desteklemeli ve arzular kontrol altında tutulmalıdır. Böyle bir ruh düzeni adaletli insanı ortaya çıkarır.
Devletin düzenini korumak için eğitim büyük önem taşır. Platon özellikle koruyucu sınıfın eğitimine dikkat eder. Bu sınıf hem bedensel hem de zihinsel eğitim almalıdır. Jimnastik bedenin güçlenmesini sağlar, müzik ve felsefe ise ruhu geliştirir. Ayrıca gençlerin kötü etkilerden korunması için sanat ve edebiyatın da denetlenmesi gerektiği savunulur.
Platon ideal devletinde aile yapısını da farklı şekilde düzenler. Koruyucu sınıfta özel mülkiyet ve geleneksel aile yapısı kaldırılır. Çünkü bireysel çıkarların devlet düzenini bozmasını istemez. Kadınlar da erkeklerle aynı eğitimden geçebilir ve aynı görevleri üstlenebilir. Bu düşünce antik çağ için oldukça radikal bir fikirdir.
Platon’un en önemli düşüncelerinden biri filozof kral kavramıdır. Ona göre devlet ancak filozofların yönetimi ele almasıyla gerçekten adil olabilir. Çünkü filozoflar gerçek bilgiyi arayan kişilerdir ve çıkar peşinde koşmazlar. Eğer devlet yönetimi bilgeliğe sahip kişilerde olmazsa yönetim ya zenginlerin eline geçer ya da bilgisiz çoğunluğun kontrolüne girer.
Platon’un bilgi teorisi de bu eserde önemli bir yer tutar. İnsanların çoğu gerçek bilgiyi değil, yalnızca görünüşleri algılar. Bu düşünceyi açıklamak için mağara alegorisi kullanılır. Bu alegoride insanlar karanlık bir mağarada zincirlenmiş şekilde otururlar ve yalnızca duvara yansıyan gölgeleri görürler. Bu gölgeleri gerçek sanırlar. Fakat içlerinden biri zincirlerinden kurtulup mağaranın dışına çıktığında gerçek dünyayı görür. Daha sonra geri dönüp diğer insanlara gerçeği anlatmaya çalışır fakat onlar buna inanmazlar. Bu alegori insanların çoğunun yalnızca görünüşlerle yetindiğini ve filozofların gerçek bilgiyi arayan kişiler olduğunu anlatır.
Platon ideal devlet modelini kurduktan sonra devletlerin nasıl bozulduğunu da inceler. Ona göre ideal devlet zamanla bozulmaya başlar ve farklı yönetim biçimlerine dönüşür. İlk bozulma timokrasi dediği yönetim biçimidir; burada onur ve askeri değerler ön plana çıkar. Daha sonra oligarşi ortaya çıkar; zenginler devleti kontrol eder. Bunun ardından demokrasi gelir; halk yönetimi ele alır fakat bu sistemde aşırı özgürlük ortaya çıkar. Son aşamada ise tiranlık ortaya çıkar; tek bir kişi mutlak güç elde eder.
Platon’a göre tiranlık en kötü yönetim biçimidir. Tiran kendi çıkarı için yönetir ve toplum büyük bir baskı altına girer. Bu nedenle ideal devlet düzeni bilgeliğe dayalı yönetim olmalıdır.
Diyalogun sonunda Platon adaletli yaşamın neden daha iyi olduğunu açıklar. Adil insan ruhu uyum içinde olan insandır. Arzularını kontrol edebilir ve aklın rehberliğinde yaşar. Adaletsiz insan ise iç çatışma yaşayan bir insandır. Bu nedenle adalet yalnızca toplumsal bir düzen değil, aynı zamanda bireyin ruh sağlığıyla da ilgilidir.
Politeia’nın temel düşüncesi şu noktada toplanır: Adalet hem devlette hem de insan ruhunda uyum ve düzen demektir. Devlette her sınıf kendi görevini yerine getirdiğinde, insanda ise akıl arzular üzerinde hakim olduğunda adalet ortaya çıkar. Böyle bir düzen hem birey için hem de toplum için en iyi yaşamı mümkün kılar.
Platon’un Politeia (Devlet) adlı eseri on kitaptan oluşan büyük bir diyalogdur. Bu eser yalnızca siyasal bir model kurmak için yazılmış değildir; adaletin doğasını anlamak için devlet, insan ruhu, bilgi ve eğitim üzerine kapsamlı bir felsefi araştırmadır. Diyalog Sokrates’in ağzından ilerler ve her kitap bu büyük araştırmanın farklı bir aşamasını oluşturur.
Birinci kitap tartışmanın başlangıcını oluşturur. Sokrates Pire limanında Polemarkhos’un evinde çeşitli kişilerle konuşmaya başlar. İlk soru şudur: Adalet nedir? Kefalos adaletin doğruyu söylemek ve borçları ödemek olduğunu söyler. Sokrates bu tanımı sorgular. Bir insanın silahını emanet aldığı dostu aklını kaybetmişse silahı geri vermek doğru olmayabilir. Bu örnek adaletin yalnızca borç ödemekten ibaret olmadığını gösterir. Daha sonra Polemarkhos söz alır ve adaletin dostlara iyilik etmek, düşmanlara zarar vermek olduğunu söyler. Sokrates bunun da yanlış olduğunu gösterir; çünkü adalet insanları daha kötü hale getiren bir eylem olamaz. Tartışmanın en sert noktası Thrasymakhos’un iddiasıyla ortaya çıkar. Thrasymakhos adaletin güçlü olanın çıkarı olduğunu savunur. Ona göre yöneticiler kendi çıkarlarına uygun yasalar yapar ve bunlara uymak adalet sayılır. Sokrates buna karşı çıkar ve gerçek yöneticinin kendi çıkarını değil, yönetilenlerin yararını gözetmesi gerektiğini savunur.
İkinci kitapta Glaukon ve Adeimantos tartışmayı daha ileri götürür. Onlar Sokrates’ten adaletin gerçekten değerli olduğunu kanıtlamasını isterler. Glaukon insanların adaleti aslında gönüllü olarak değil, zorunluluktan dolayı kabul ettiğini söyler. Eğer insanlar ceza korkusu olmadan hareket edebilseler adaletsiz davranacaklardır. Bu düşünceyi anlatmak için Gyges’in yüzüğü hikâyesi anlatılır. Bu yüzüğü takan kişi görünmez olur ve istediği her şeyi cezasız yapabilir. Glaukon’a göre böyle bir güce sahip olan kişi adaletsiz davranacaktır. Bu meydan okuma üzerine Sokrates adaleti bireyde değil, önce devlet içinde incelemeyi önerir.
Üçüncü kitap ideal devletin temellerinin atıldığı bölümdür. Sokrates insanların ihtiyaçlarını karşılamak için iş bölümü yapmak zorunda olduğunu söyler. Böylece devlet ortaya çıkar. Devletin ilk hali oldukça basit bir ekonomik topluluktur. İnsanlar yiyecek üretir, barınak yapar ve ihtiyaçlarını karşılar. Ancak zamanla lüks ihtiyaçlar ortaya çıkar ve devlet büyür. Bu durumda devleti koruyacak asker sınıfına ihtiyaç duyulur. Bu askerlerin eğitimi çok önemlidir. Sokrates müzik ve jimnastik eğitiminin birlikte verilmesi gerektiğini savunur. Müzik ruhu geliştirir, jimnastik ise bedeni güçlendirir.
Dördüncü kitapta devletin yapısı netleşir. Devlette üç sınıf vardır: üreticiler, koruyucular ve yöneticiler. Üreticiler ekonomik faaliyetleri yürütür. Koruyucular devleti savunan askerlerdir. Yöneticiler ise devleti yöneten bilge kişilerdir. Bu sınıflara karşılık gelen dört temel erdem de ortaya çıkar. Bilgelik yöneticilere aittir. Cesaret koruyucu sınıfa aittir. Ölçülülük bütün sınıflar arasında uyum sağlar. Adalet ise her sınıfın kendi görevini yerine getirmesidir. Böylece adalet “herkesin kendi işini yapması” olarak tanımlanır.
Beşinci kitap Platon’un en radikal fikirlerini içerir. Sokrates koruyucu sınıfta kadınların da erkeklerle aynı eğitimi alabileceğini savunur. Ona göre erkek ve kadın arasındaki fark görev yapmaya engel değildir. Ayrıca koruyucu sınıf için ortak mülkiyet ve ortak aile düzeni önerilir. Böylece bireysel çıkarların devlet düzenini bozması engellenir. Bu bölümde filozof kral düşüncesi de ortaya çıkar. Platon’a göre devlet ya filozoflar tarafından yönetilmelidir ya da yöneticiler filozof olmalıdır.
Altıncı kitap filozofun doğasını açıklar. Filozof gerçek bilgiyi arayan kişidir. İnsanların çoğu yalnızca görünüşlerle ilgilenir; filozof ise hakikati arar. Bu bölümde Platon bilgi ile kanaat arasındaki farkı açıklar. Gerçek bilgi değişmeyen gerçekliklerle ilgilidir. Kanaat ise değişken ve geçici şeylerle ilgilidir.
Yedinci kitap Platon’un en ünlü alegorilerinden birini içerir: mağara alegorisi. Bu hikâyede insanlar karanlık bir mağarada zincirlenmiş şekilde yaşar ve duvara yansıyan gölgeleri gerçek sanırlar. İçlerinden biri dışarı çıkar ve güneş ışığını görür. Bu kişi gerçek dünyayı keşfeder fakat mağaraya geri döndüğünde diğer insanlar ona inanmaz. Bu alegori insanların çoğunun görünüşlerle yaşadığını ve filozofun hakikati görebilen kişi olduğunu anlatır. Aynı kitapta filozofların eğitim süreci de anlatılır. Matematik, geometri, astronomi ve diyalektik bu eğitimin temel aşamalarıdır.
Sekizinci kitap devletlerin nasıl bozulduğunu anlatır. İdeal devlet zamanla değişir ve timokrasi ortaya çıkar. Timokrasi askeri değerlerin ön plana çıktığı bir yönetimdir. Daha sonra bu düzen oligarşiye dönüşür; zenginler devleti kontrol eder. Oligarşinin ardından demokrasi gelir. Demokrasi özgürlüğün aşırı hale geldiği bir sistemdir. Son aşamada ise tiranlık ortaya çıkar.
Dokuzuncu kitap tiranlığın doğasını inceler. Tiranlık en kötü yönetim biçimidir çünkü tiran yalnızca kendi çıkarını düşünür. Bu bölümde tiranın ruh hali de analiz edilir. Tiran aslında en mutsuz insandır çünkü sürekli korku ve güvensizlik içinde yaşar. Buna karşılık adil insan iç huzuruna sahiptir.
Onuncu kitap sanat ve şiir üzerine bir eleştiri içerir. Platon sanatın çoğu zaman gerçekliği taklit ettiğini ve insanları yanıltabileceğini savunur. Bu nedenle ideal devlette sanatın dikkatli bir şekilde denetlenmesi gerektiğini söyler. Kitap Er’in miti ile sona erer. Bu mit ruhların ölümden sonra yaptıkları seçimleri anlatır ve adaletli yaşamın sonunda daha iyi bir kader getirdiğini gösterir.
Politeia’nın bütününde Platon şu sonuca ulaşır: Adalet hem devlette hem de insan ruhunda uyum ve düzen demektir. Devlette her sınıf kendi görevini yerine getirdiğinde, insanda ise akıl arzular üzerinde hakim olduğunda adalet ortaya çıkar. Böyle bir düzen hem bireysel mutluluğu hem de toplumsal düzeni mümkün kılar.
Platon’un Politeia (Devlet) adlı eserini gerçekten kavrayabilmek için metinde geçen temel kavramları anlamak gerekir. Çünkü Platon yalnızca bir devlet modeli anlatmaz; bilgi, gerçeklik, insan ruhu ve siyaset hakkında bütünlüklü bir felsefi sistem kurar. Bu sistem bazı anahtar kavramlar etrafında şekillenir.
Dikaiosyne adalet kavramıdır ve kitabın merkezinde yer alır. Platon’a göre adalet herkesin kendi işini yapmasıdır. Devlette her sınıf kendi görevini yerine getirirse düzen oluşur. Aynı şekilde insan ruhunda akıl yönetir, irade onu destekler ve arzular kontrol altında tutulursa insan adil hale gelir.
Politeia devlet düzeni veya anayasa anlamına gelir. Platon bu kavramla yalnızca bir yönetim biçimini değil, devletin bütün yapısını ifade eder.
Polis şehir devleti anlamına gelir. Antik Yunan dünyasında devlet küçük şehir toplulukları şeklinde örgütlenmiştir ve Platon ideal düzeni bu yapı içinde düşünür.
Philosophos yani filozof hakikati seven ve gerçek bilgiyi arayan kişidir. Platon’a göre devlet ancak filozoflar tarafından yönetildiğinde adil olabilir.
Philosopher king yani filozof kral kavramı Platon’un en ünlü düşüncelerinden biridir. Filozoflar hakikati bildikleri için devleti en iyi şekilde yönetebilirler.
Logos akıl ve düşünceyi ifade eder. İnsan ruhunun en yüksek bölümüdür.
Thymos irade veya onur duygusudur. Cesaret ve mücadele gücü bu ruh bölümünden gelir.
Epithymia arzu veya isteklerdir. Bedensel hazlar ve maddi istekler bu bölümle ilişkilidir.
Tripartite soul yani ruhun üçlü yapısı Platon’un insan psikolojisi anlayışını ifade eder. Ruh akıl, irade ve arzudan oluşur.
Sophia bilgelik anlamına gelir. Devlette yöneticilerin sahip olması gereken erdemdir.
Andreia cesaret erdemidir. Koruyucu sınıfın temel erdemidir.
Sophrosyne ölçülülük veya denge anlamına gelir. Bütün sınıflar arasında uyumu sağlar.
Episteme gerçek bilgi anlamına gelir. Değişmeyen gerçeklikler hakkında elde edilen bilgidir.
Doxa kanaat veya sanı anlamına gelir. İnsanların çoğu yalnızca görünüşlere dayalı kanaatlere sahiptir.
Idea veya eidos Platon’un metafiziğinin temel kavramıdır. İdealar değişmeyen gerçekliklerdir. Fiziksel dünyadaki nesneler bu ideaların yalnızca yansımalarıdır.
Idea tou agathou yani iyinin ideası Platon’un felsefesindeki en yüksek gerçekliktir. Tüm bilginin ve varlığın kaynağıdır.
Allegory of the cave yani mağara alegorisi insanların çoğunun yalnızca görünüşlerle yaşadığını anlatan ünlü metafordur.
Dialectic yani diyalektik hakikate ulaşmanın en yüksek felsefi yöntemidir. Filozoflar bu yöntemle ideaları kavrar.
Paideia eğitim anlamına gelir. Platon’a göre devletin en önemli görevi yurttaşları doğru şekilde eğitmektir.
Guardian yani koruyucu sınıf devleti savunan askerlerden oluşur.
Producer class üretici sınıfı ifade eder. Çiftçiler, zanaatkârlar ve tüccarlar bu sınıfa girer.
Communal property yani ortak mülkiyet özellikle koruyucu sınıf için önerilen mülkiyet düzenidir.
Timocracy timokrasi anlamına gelir. Onur ve askeri değerlerin ön planda olduğu yönetim biçimidir.
Oligarchy oligarşi zenginlerin yönetimi anlamına gelir.
Democracy demokrasi halk yönetimi anlamına gelir. Platon’a göre aşırı özgürlük bu sistemin zayıflığıdır.
Tyranny tiranlık tek kişinin mutlak iktidarıdır ve en kötü yönetim biçimidir.
Myth of Er kitabın sonunda anlatılan bir hikâyedir. Bu hikâye ruhların ölümden sonra yaptıkları seçimleri anlatır ve adil yaşamın değerini vurgular.
Harmony yani uyum Platon’un adalet anlayışının özünü oluşturur. Hem devlette hem de insan ruhunda uyum bulunduğunda adalet ortaya çıkar.
Platon’un Devlet kitabındaki bütün düşünce sistemi bu kavramlar etrafında kuruludur. İnsan ruhu düzenli olduğunda birey adil olur; devlet düzenli olduğunda toplum adil hale gelir. Bu nedenle Platon için siyaset yalnızca yönetim meselesi değil, insan ruhunun düzeniyle doğrudan bağlantılı bir felsefi problemdir.
Bir yanıt yazın