
Ben Thales. İyonya kıyısındaki Miletos kentinde yaklaşık MÖ 624 yılında doğdum, MÖ 546 civarında öldüm. Tüccar bir çevrede yetiştim, denizcilerle, ölçüm yapanlarla, gökleri takip edenlerle iç içe yaşadım. Gençliğimde Mısır’a gittim, orada Nil taşkınlarını ölçen rahiplerden geometri öğrendim. Babil’e dair bilgiler edindim, yıldızların döngülerini kaydeden gelenekleri inceledim. Benim öğretmenim tek bir kişi değildi, doğanın kendisiydi; fakat Mısır’ın ölçü geleneği ve Mezopotamya’nın gök gözlemleri bana yöntem kazandırdı. Ben yazılı bir kitap bırakmadım, fakat düşüncelerim daha sonra Aristoteles tarafından aktarıldı.
Benim yaşadığım çağda insanlar evreni tanrıların hikâyeleriyle açıklıyordu. Gök gürlediğinde Zeus’un öfkelendiğini, deprem olduğunda Poseidon’un yerleri sarstığını söylüyorlardı. Bu anlatılar düzenli bir bilgi üretmez, sadece korkuyu yatıştırır. Ben şunu yaptım, doğayı doğa ile açıklamaya karar verdim. Bu karar küçük görünür ama insanlık tarihinde bir kırılmadır. Çünkü bir kez doğayı kendi iç ilkesiyle açıklamaya başlarsan, artık masal değil ilke ararsın.
Benim temel sorum şuydu, var olan her şeyin arkasında tek bir temel var mıdır. Çokluk nasıl ortaya çıkar. Değişen şeylerin arkasında değişmeyen nedir. Bu temel ilkeye arkhe denir. Eğer arkhe yoksa evren dağınık bir yığındır. Eğer arkhe varsa evren bir düzendir ve akıl onu kavrayabilir.
Ben gözlem yaptım. Yaşamın nemle ilişkisini gördüm. Tohum nemlidir, kan nemlidir, kuruyan ölür. Yağmur yağdığında toprak canlanır, kuraklıkta hayat çekilir. Su akışkandır, ama donar ve katılaşır, ısınınca buhar olur ve görünmez hale gelir. Yani tek bir şey farklı hallere geçebilir. Bu dönüşebilirlik bana temel ilkeyi düşündürdü. Bu yüzden dedim ki her şey sudur. Bu ifade sıradan bir madde tercihi değildir. Bu ifade şudur, çokluğun arkasında tek bir öz vardır ve görünen farklılıklar o özün değişimleridir.
Örnek vereyim. Bir ağacı düşün. Kök, gövde, dal, yaprak, meyve. Hepsi farklı görünür. Fakat hepsi aynı özden beslenir. Eğer kökü kesersen tüm farklılık yok olur. Ben evrene böyle baktım. Görünen farklılıkların altında tek bir kök aradım.
Ben sadece metafizik konuşmadım. Ölçtüm ve hesapladım. Mısır’da piramitlerin yüksekliğini gölgelerinden hesapladım. Güneş belirli bir açıdayken piramidin gölgesi ile kendi gölgemi karşılaştırdım. Oran kurdum ve yüksekliği buldum. Bu yöntem şunu gösterir, doğa oranlara uyar. Eğer oran varsa düzen vardır.
Geometrik doğrular ortaya koydum. Bir çemberde çapı gören çevre açı dik açıdır. İkizkenar üçgende taban açıları eşittir. Benzer üçgenlerde kenar oranları eşittir. Bu tür doğrular deneyle değil, aklın zorunlu kavrayışıyla bilinir. Üçgenin kenarları arasındaki ilişki zorunludur.
Bu tür bir zorunluluk, evrenin keyfi olmadığını gösterir. Eğer geometrik ilişkiler zorunluysa, evren de ilkesiz değildir. Benim için matematik, doğanın dilidir.
Gökbilimde de aynı yöntemi uyguladım. Güneş tutulmasının döngüsel olduğunu fark ettim. Babil geleneğinde kaydedilen periyotları inceledim. Eğer tutulma bir düzene göre gerçekleşiyorsa, gök tanrıların kaprisi değildir. O da ilkeye tabidir.
Ben ayrıca şunu söyledim, her şey tanrılarla doludur. Bu söz yanlış anlaşılır. Ben çok sayıda antropomorfik tanrıdan söz etmedim. Ben doğanın içkin bir güç taşıdığını ifade ettim. Mıknatıs demiri çeker. Neden. Çünkü içinde hareket ilkesi vardır. Hareket dışarıdan zorla verilmez, varlığın içinde potansiyel olarak bulunur. Bu düşünce, maddeyi ölü ve edilgen görmez.
Benim öğretimim üç temel noktada toplanır. Bir, varlık birliğe dayanır. İki, doğa düzenlidir ve yasaya tabidir. Üç, akıl bu düzeni kavrayabilir.
Bu üç ilkeyi örnekle açıklayayım. Eğer varlık birliğe dayanıyorsa, o zaman farklı görünen şeyler arasında bağ ararsın. Toprak ile su, su ile hava, hava ile ateş arasında dönüşüm düşünürsün. Eğer doğa düzenliyse, gök olaylarını hesaplayabilirsin, ölçü yapabilirsin, öngörüde bulunabilirsin. Eğer akıl kavrayabiliyorsa, bilgi mümkündür ve insan evrende yabancı değildir.
Benim su öğretim mutlak hakikat olmayabilir. Benden sonra Anaksimandros apeiron dedi, Anaksimenes hava dedi. Fakat hepsi benim açtığım yolu izledi. Mit yerine ilke aramak.
Sana aktardığım bilgi şudur. Evren anlaşılabilir bir düzendir. Görünen çokluğun altında bir birlik vardır. O birliği bulmak için gözlem yapmalı, ölçmeli, akıl yürütmeli ve iddianı temellendirmelisin. Eğer bunu yaparsan, artık masallarla değil ilkelerle düşünürsün. İşte benim bütün öğretim budur.
Bir yanıt yazın