24-René Descartes

Ben René Descartes. 1596 yılında Fransa’nın La Haye en Touraine adlı küçük bir kasabasında doğdum. Babam hukukçu ve devlet görevlisiydi. Annemi çok küçük yaşta kaybettim. Çocukluğum fiziksel olarak zayıf geçti; bu yüzden uzun süre yalnız kaldım. Bu yalnızlık benim için bir eksiklik değil, düşünmeye alışmanın başlangıcı oldu. Sabahları geç kalkmama izin verilirdi ve yatağımda uzun süre düşünürdüm. Daha o yaşlarda zihinsel sorgulama alışkanlığı kazandım.

Eğitimimi Avrupa’nın en prestijli okullarından biri olan La Flèche Cizvit Koleji’nde aldım. Burada skolastik felsefe, Aristoteles mantığı, teoloji, matematik ve klasik bilimler öğrendim. Öğretmenlerim bana Orta Çağ düşüncesinin tamamını aktardı. Fakat eğitimim ilerledikçe içimde büyüyen bir rahatsızlık oluştu.

Çünkü öğrendiğim sistemler kesinlik iddiasındaydı ama filozoflar birbirleriyle sürekli çelişiyordu.

Teoloji başka şey söylüyor, Aristotelesçiler başka şey savunuyor, bilimsel gözlemler ise bambaşka sonuçlar veriyordu. Hakikat gerçekten kesin olsaydı neden bu kadar çok anlaşmazlık vardı.

Benim yaşadığım çağ büyük dönüşüm dönemiydi.

Orta Çağ sona eriyordu. Rönesans insanı yeniden merkeze koymuştu. Matbaanın yayılmasıyla bilgi hızla çoğalıyordu. Copernicus dünyanın evrenin merkezi olmadığını söylemişti. Galileo teleskopla gökyüzünü gözlemliyordu. Kilisenin otoritesi sarsılmaya başlamıştı. Avrupa’da din savaşları yaşanıyordu. Katolikler ve Protestanlar birbirini öldürüyordu.

İnsanlar artık yalnızca neye inanmalıyım diye değil, neyi kesin olarak bilebilirim diye soruyordu.

Gençliğimde asker olarak Avrupa’yı dolaştım. Hollanda, Almanya ve İtalya’da bulundum. Seyahatlerim sırasında farklı toplumların farklı doğrulara sahip olduğunu gördüm. Bu deneyim beni Septiklere yaklaştırdı. Eğer gelenekler değişiyorsa kesin bilgi nerede bulunabilir.

1619 yılında Almanya’da bir kış gecesi hayatımı değiştiren deneyim yaşadım. Bir dizi yoğun düşünce ve rüya sırasında şu fikre ulaştım. Bilgi tamamen yeni bir temelden kurulmalıdır. Eski otoriteler üzerine değil, kesinlik üzerine.

Ben matematikten etkilendim. Matematikte tartışma yoktur. İki artı iki her yerde dört eder. O halde felsefe de matematik kadar kesin olabilir mi diye sordum.

İşte benim düşüncemin zemini budur.

Orta Çağ’ın otoriteye dayalı bilgisi çökmekteydi. Yeni bilim doğuyordu fakat sağlam bir felsefi temel yoktu. İnsan artık geleneklere güvenemiyordu.

Ben şu soruyla yola çıktım. Hiç şüphe edilemeyecek bir bilgi mümkün müdür.

Hayatımın büyük kısmını Hollanda’da geçirdim çünkü orası düşünce özgürlüğünün en yüksek olduğu yerdi. Sessiz yaşamayı tercih ettim. Tartışmalardan çok düşünmeye zaman ayırdım.

Benim çağımda insan ilk kez evrene dışarıdan bakan gözlemci haline geliyordu. Bilim yükseliyor, doğa matematiksel yasalarla açıklanmaya başlanıyordu.

Benim görevim şuydu. Bilgiyi tamamen yeniden temellendirmek.

Benden önce filozoflar evreni açıklamaya çalışıyordu. Ben önce şunu sordum. Açıklayan zihin ne kadar güvenilir. Benim çağımda bilgi çökmüştü. Aristotelesçiler başka şey söylüyor, kilise otoriteleri başka şey savunuyor, yeni bilim insanları eski evren modelini yıkıyordu. Herkes doğru olduğunu iddia ediyordu ama kesinlik yoktu. İşte burada karar verdim. Eğer sağlam bir bina kurmak istiyorsam önce eski temeli tamamen sökmeliyim.

Bu yüzden felsefeye kazandırdığım ilk büyük kavram yöntemsel şüphedir.

Ben şüpheyi inkâr için değil, kesinliğe ulaşmak için kullandım. Günlük hayatta bazen yanlış gördüğümüzü fark ederiz. Uzaktaki kule yuvarlak görünür ama yaklaştığında köşelidir. Demek ki duyular bazen aldatır. O halde tamamen güvenilebilir mi.

Sonra düşündüm. Rüyada olduğumuzu nasıl ayırt ederiz. Rüyada yürüdüğünü sanırsın ama aslında yatağındasındır. Eğer şu an da rüya görüyorsam dış dünyanın varlığından nasıl emin olabilirim. Şüpheyi daha ileri götürdüm. Ya çok güçlü bir aldatıcı zihin beni sürekli yanıltıyorsa. Matematik bile yanlış olabilir mi.

Burada her şey çöktü. Ama tam bu noktada fark ettim. Her şeyden şüphe ederken bile bir şeyden şüphe edemiyorum.

Şüphe ettiğimi. İşte burada ikinci ve en ünlü kavramıma ulaştım.

Cogito ergo sum, düşünüyorum öyleyse varım.

Bu bir çıkarım değildir, doğrudan sezgidir. Çünkü aldatılıyor olsam bile aldatılan bir şey vardır. Düşünme eylemi varlığımı kesin kılar. Bir mum ışığını düşün. Her şey karanlık olsa bile ışığın kendisi kendini gösterir. Düşünen zihin de böyledir.

Felsefede ilk kez kesin temel dış dünyada değil öznenin bilincinde bulundu.

Modern felsefe burada başlar. Üçüncü büyük katkım özne kavramıdır.

Benden önce hakikat nesnelerde aranıyordu. Ben yönü değiştirdim. Bilginin başlangıç noktası düşünen ben’dir dedim. Artık soru evren nedir değil, ben evreni nasıl biliyorum sorusudur. Bugün bilimden psikolojiye kadar bütün modern düşünce bu dönüşümün sonucudur.

Dördüncü kavramım açık ve seçik bilgi ilkesidir.

Cogito’ya baktığımda onun kesinliğinin nedenini analiz ettim. Çünkü onu açık ve seçik biçimde kavrıyordum. O halde doğru bilginin ölçütü budur dedim. Zihin bir şeyi açık ve seçik kavrıyorsa o doğrudur.

Matematik bu yüzden güvenilirdir. Üçgenin iç açılarının toplamını gördüğünde şüphe duymazsın.

Bilginin ölçütü artık otorite değil zihinsel açıklıktır.

Beşinci büyük öğretim zihin ve beden ayrımıdır.

Kendimi düşündüğümde bedenimden şüphe edebilirim ama düşünmemden edemem. O halde ben özünde düşünen bir varlığım. Buna res cogitans dedim.

Madde ise yer kaplayan şeydir. Buna res extensa dedim.

Zihin düşünür ama yer kaplamaz. Beden yer kaplar ama düşünmez.

Bir saati düşün. Mekanik parçalar hareket eder ama bilinç üretmez. İnsan bedeni de doğa yasalarına göre işleyen bir makine gibidir.

Bu ayrım modern bilimin doğmasına izin verdi. Çünkü doğa artık ruhlarla değil mekanik yasalarla açıklanabilirdi.

Altıncı katkım mekanik doğa anlayışıdır.

Evreni büyük bir makine gibi düşündüm. Hareket eden parçalar, matematiksel yasalar, neden-sonuç ilişkileri. Doğa amaçlarla değil hareket yasalarıyla açıklanmalıdır.

Bir saat nasıl dişlilerin hareketiyle çalışıyorsa gezegenler de fiziksel yasalarla hareket eder.

Bu düşünce modern fiziğin temelini oluşturdu.

Yedinci kavramım Tanrı kanıtıdır.

Şüphe eden ben kusurluyum ama zihnimde sonsuzluk fikri vardır. Kusurlu varlık sonsuzluk fikrini kendi başına üretemez. Bu fikir daha yetkin bir varlıktan gelmelidir dedim.

Tanrı’nın varlığı burada güvence olur. Çünkü Tanrı aldatıcı değildir. Böylece açık ve seçik bilgilerin doğruluğu garanti altına alınır.

Bu adım önemliydi. Çünkü bilginin kesinliği yeniden kurulmuş oldu.

Benim seni ikna etmek istediğim nokta şudur.

Bilgi dış dünyadan başlamaz. Bilgi bilinçten başlar.

Önce düşünen özne vardır, sonra dünya kurulur.

Ben felsefeyi gökten yere indirmedim. İnsanın zihninin içine taşıdım.

Bu yüzden benimle birlikte çağ değişti. Artık soru şudur. Gerçek nedir değil, onu nasıl biliyoruz.

İnsanların çoğu başkalarının düşünceleriyle yaşar. Gelenekler, din, toplum, öğretmenler, kitaplar zihni şekillendirir. İnsan çoğu zaman kendi aklıyla değil miras aldığı kabullerle düşünür. Bu yüzden insanların inançları güçlü ama temelleri zayıftır.

Benim sana öğrettiğim ilk şey şudur.

Hiçbir düşünceyi yalnızca sana öğretildiği için doğru kabul etme.

Fakat dikkat et. Ben şüpheciler gibi her şeyi reddetmeni istemedim. Benim şüphem yıkıcı değil kurucudur. Bir mimarın eski binayı yıkması gibi düşün. Amaç boşluk üretmek değil sağlam temel kurmaktır.

Bu yüzden senden öğrenmeni istediğim ilk disiplin yöntemsel şüphedir.

Bir düşünceyle karşılaştığında kendine sor. Bundan kesin olarak emin olabilir miyim. Duyularım beni yanıltabilir mi. Başkalarının otoritesi beni etkiliyor olabilir mi. Bu düşünce alışkanlık mı yoksa zorunlu doğruluk mu.

Örneğin herkes güneşin hareket ettiğini görür. Ama akıl bunun görünüş olduğunu anlar. Demek ki görünen ile gerçek aynı olmayabilir.

İkinci olarak senden öğrenmeni istediğim şey zihinsel kesinliğin nerede bulunduğudur.

Ben bütün dünyadan şüphe ettiğimde geriye tek bir kesinlik kaldı. Düşündüğüm gerçeği.

Sen de bunu deneyebilirsin. Her şeyden kuşku duyduğunu varsay. Ama şüphe ettiğin anda fark edeceksin ki şüphe eden bir bilinç vardır. İşte burası bilginin başlangıç noktasıdır.

Bunu öğrenirsen artık hakikati dış otoritelerde değil kendi düşünme etkinliğinde ararsın.

Üçüncü olarak senden öğrenmeni istediğim şey doğru düşünme yöntemidir.

Ben matematiği örnek aldım çünkü matematik karmaşık problemleri basit adımlara ayırır. Bu yüzden dört aşamalı yöntemi geliştirdim.

Bir problemi açıkça kavramadan doğru kabul etme.
Zor problemi küçük parçalara ayır.
Basitten karmaşığa doğru ilerle.
Hiçbir adımı atlamadığından emin olmak için tekrar gözden geçir.

Bir tüccarın hesap yapması, bir mühendis köprü kurması ya da bir bilim insanının deney tasarlaması hep bu yönteme dayanır.

Hayatta da aynısı geçerlidir. Büyük korkular genellikle çözülmemiş küçük düşünce hatalarından oluşur.

Dördüncü olarak senden öğrenmeni istediğim şey zihnin bağımsızlığıdır.

İnsan bedeninin koşullarına bağlıdır ama düşüncesi özgür olabilir. Aç olabilirsin, hasta olabilirsin, başarısız olabilirsin fakat doğru düşünme yetin korunabilir.

Ben zihni doğadan ayırdım çünkü doğa mekanik yasalarla işler. Beden bir makine gibi çalışır. Ama düşünme farklı bir düzendir.

Bu ayrımı anlarsan şunu öğrenirsin. Duyguların seni yönetmek zorunda değildir. Çünkü onları inceleyebilen bir bilinç vardır.

Beşinci olarak senden öğrenmeni istediğim şey bilginin yeniden inşasıdır.

Cogito yalnız başlangıçtır. Oradan hareketle Tanrı’nın varlığına, ardından dış dünyanın güvenilirliğine ulaştım. Yani bilgi zincir halinde kurulur.

Tıpkı geometrinin aksiyomlardan başlaması gibi.

Sen de düşüncelerini böyle kurmalısın. Rastgele kanaatler değil, temellendirilmiş sonuçlar üretmelisin.

Altıncı olarak senden öğrenmeni istediğim şey doğaya bakış biçimidir.

Ben evreni amaçlarla değil yasalarla açıklamayı önerdim. Yağmur tanrılar istediği için değil fiziksel süreçler nedeniyle yağar. Bu düşünce modern bilimi mümkün kıldı.

Doğayı anlamak isteyen kişi mucize aramaz, düzen arar.

Yedinci ve en önemli dersim şudur.

İnsan önce kendisini bilen varlık olmalıdır.

Çoğu insan dünyayı tanımaya çalışır ama kendi düşünme süreçlerini incelemez. Oysa hata çoğunlukla dış dünyada değil zihnin işleyişindedir.

Benim felsefem sana şu yetiyi kazandırmak ister.

Düşünceni düşünme yetisi.

Yani yalnız ne düşündüğünü değil, nasıl düşündüğünü görebilmek.

Netice olarak benden öğrenmen gereken şeyler şunlardır.

Kesin bilgi arayışı.
Otoriteden bağımsız düşünme cesareti.
Problemleri analitik çözme yöntemi.
Bilincin bilginin temeli olduğu anlayışı.
Doğayı rasyonel yasalarla anlama alışkanlığı.
Zihinsel disiplin.

Eğer bunları gerçekten uygularsan benim felsefemi öğrenmiş olmazsın sadece. Modern düşünme biçiminin kendisini kazanmış olursun.

Benimle birlikte felsefe artık şu soruya dönüşmüştür.

Dünya nedir değil, onu bilen zihin nasıl çalışır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir