
Ben John Locke. İngiltere’de 1632 yılında Wrington’da doğdum. Babam küçük toprak sahibi bir avukat ve aynı zamanda Parlamento yanlısı bir askerdi. Ben çocukken İngiltere büyük bir siyasal kırılmanın içindeydi. Kral I. Charles ile Parlamento arasında savaş çıktı. İnsanlar ilk kez şu soruyu yüksek sesle sormaya başlamıştı. Bir insan başka insanlar üzerinde doğuştan yönetme hakkına sahip olabilir mi.
Yani benim çocukluğum yalnızca aile ortamında değil, düşünsel olarak da otoritenin sorgulandığı bir çağda geçti. Kralların Tanrı adına hükmettiği eski düzen çözülüyordu. Bu siyasal atmosfer beni derinden etkiledi çünkü daha sonra geliştireceğim özgürlük düşüncesinin temeli burada oluştu.
Oxford Üniversitesi’nde eğitim aldım. Üniversite hâlâ Orta Çağ’dan kalma Aristotelesçi skolastik eğitim veriyordu. Öğrenciler eski metinleri ezberliyor fakat doğayı doğrudan incelemiyordu. Bu beni tatmin etmedi. Çünkü aynı dönemde Avrupa’da yeni bir bilim doğuyordu.
Ben özellikle deneysel bilim insanlarıyla temas kurdum. Kimyager ve doğa filozofu Robert Boyle ile çalıştım. Tıp eğitimi aldım ve insan bedenini incelemeye başladım. Doktorluk pratiği bana çok önemli bir şey öğretti. İnsan bedeni kitaplardan değil gözlemden anlaşılır.
Bu deneyim zihnimde büyük dönüşüm yarattı. Eğer doğa gözlemle öğreniliyorsa insan zihni de gözlemle anlaşılmalıydı.
Hayatım yalnızca akademide geçmedi. İngiliz siyasetinin merkezinde yer alan Lord Shaftesbury’nin yakın danışmanı oldum. Devlet yönetimi, ekonomi ve hukuk meselelerinin içinde yaşadım. Politik entrikalar nedeniyle sürgüne gitmek zorunda kaldım ve uzun süre Hollanda’da yaşadım. Hollanda o dönemde Avrupa’nın en özgür düşünce ortamına sahip yeriydi. Dinî hoşgörü, ticaret ve bilim gelişmişti.
Benim yaşadığım Avrupa artık Descartes’ın kurduğu akıl merkezli sistemle Newton’un deneysel bilimi arasında yeni bir denge arıyordu. Din savaşları insanların kesin doğrular adına birbirini öldürdüğünü göstermişti. Bu yüzden insanlar şu soruya yönelmişti.
İnsan gerçekten kesin bilgiye sahip olabilir mi, yoksa bilgimiz sınırlı mı. Benim düşüncem işte bu ortamda doğdu. Ne tamamen skolastik otoriteye güveniyordum ne de yalnızca saf akla. Ben gözlemleyen, deneyim yaşayan insanı merkeze koydum.
Şimdi sana düşüncelerimi anlatıyorum. Çünkü benim bütün felsefem tek bir sorudan doğdu. İnsan zihni bilgiye nasıl ulaşır. Descartes zihinden başladı ve bazı fikirlerin doğuştan geldiğini söyledi. Ben ise insan zihnini inceleyerek bunun doğru olmadığını gördüm.
Ben dedim ki insan zihni doğduğunda boş bir levhadır. Buna tabula rasa adını verdim. Yeni doğmuş bir çocuğu düşün. Matematik bilgisi yoktur, Tanrı fikri yoktur, ahlaki kurallar yoktur, devlet anlayışı yoktur. Eğer doğuştan fikirler gerçekten var olsaydı bütün insanlar aynı bilgileri taşıyarak doğardı. Oysa farklı toplumlarda yetişen insanlar tamamen farklı inançlara sahip olur.
Demek ki bilgi doğuştan verilmez, sonradan kazanılır. Zihin başlangıçta boş değildir çünkü hiçbir şey değildir; fakat içerik bakımından boştur. O bir alıcıdır, bir işleyicidir. Bilgi iki temel kaynaktan gelir.
Birincisi duyumdur. Dış dünyadan gelen deneyimlerdir. Görmek, duymak, dokunmak, sıcaklığı hissetmek gibi. Bir çocuk ateşe dokunduğunda sıcaklığı öğrenir. Bu bilgi kitapla değil deneyimle oluşur.
İkincisi yansımadır. Zihnin kendi faaliyetlerini gözlemlemesidir. Düşündüğünü fark etmen, istemen, inanman, şüphe etmen gibi. Yani zihin yalnız dünyayı değil kendisini de deneyimler.
Bütün karmaşık düşünceler bu iki kaynaktan doğar. Bir elma örneği düşün. Kırmızı, yuvarlak, tatlı gibi özellikler ayrı ayrı deneyimlerden gelir. Zihin bunları birleştirir ve elma kavramını oluşturur. Yani zihin yaratmaz, düzenler.
Burada önemli bir ayrım yaptım. Birincil ve ikincil nitelikler. Bir cismin büyüklüğü, şekli, hareketi gerçekten nesnenin kendisine aittir. Bunlar ölçülebilir özelliklerdir. Ama renk, tat, koku gibi özellikler zihnin algısına bağlıdır.
Elma kırmızı değildir aslında. Elma yüzeyinin ışığı belirli biçimde yansıtması zihninde kırmızılık deneyimi oluşturur. Bu düşünce modern bilimin yolunu açtı. Çünkü bilim artık nesnenin zihinden bağımsız ölçülebilir özelliklerini araştırmaya yöneldi.
Sonra bilginin sınırlarını inceledim. İnsan her şeyi bilemez dedim. Özellikle metafizik alanlarda kesinlik beklemek hatadır. Zihnin kapasitesi sınırlıdır. Bu yüzden birçok tartışma aslında insan bilgisinin sınırlarını aşma girişimidir.
Fanatizmin nedeni burada yatar. İnsan kesin bilemeyeceği konularda kesin konuşur. Ben hoşgörüyü bu yüzden savundum. Çünkü farklı deneyimler farklı düşünceler üretir.
Felsefem yalnız bilgi teorisiyle sınırlı değildir. İnsan doğası üzerine de düşündüm. İnsanlar doğa durumunda özgürdür. Hiç kimse diğerinin efendisi olarak doğmaz. İnsanların temel doğal hakları vardır. Yaşam hakkı, özgürlük ve mülkiyet.
Devlet bu hakları korumak için kurulur. Eğer yönetim bu görevi ihlal ederse halk onu değiştirme hakkına sahiptir. Bu düşünce modern liberal siyaset anlayışının temelidir. Benim Descartes’tan ayrıldığım yer şudur. O kesinliği akılda aradı. Ben bilginin kaynağını deneyimde buldum. O zihni başlangıç noktası yaptı. Ben insan yaşamını başlangıç yaptım.
Şimdi sana neticeyi anlatıyorum. Çünkü bir filozofu gerçekten öğrenmek onun teorisini bilmek değil, onun sana kazandırmak istediği zihinsel alışkanlığı edinmektir. Eğer benden ne öğrenmen gerektiğini açık biçimde kavrarsan Locke’u gerçekten anlamış olursun.
Benim senden öğrenmeni istediğim ilk şey şudur. İnsan doğuştan tamamlanmış bir varlık değildir. Hiç kimse doğuştan bilge, ahlaklı ya da bilgili değildir. İnsan deneyimle şekillenir. Bu düşünceyi gerçekten kavradığında insanlara bakışın değişir. Bir insanın düşüncesini kader, soy ya da doğuştan özelliklerle açıklamazsın. Eğitim, çevre ve yaşantının gücünü anlarsın.
Bir çocuğun farklı toplumlarda tamamen farklı insanlara dönüşebilmesi bunun kanıtıdır. Demek ki insan inşa edilir.
İkinci olarak senden öğrenmeni istediğim şey şudur. Bilgi gözlemle başlar. Bir konuda kanaat oluşturmadan önce deneyime bakmalısın. İnsanlar çoğu zaman duyduklarına inanır ama incelemez. Ben sana şunu öğretirim. Gör, test et, karşılaştır, sonra karar ver. Bir doktor hastayı yalnız teoriyle tedavi edemez. Önce belirtileri gözlemler. Aynı şekilde düşünce de gerçeklikle temas kurmalıdır.
Üçüncü olarak öğrenmen gereken şey zihnin nasıl hata yaptığıdır. İnsan zihni alışkanlık üretir. Tekrar edilen fikirler doğruymuş gibi görünmeye başlar. Gelenekler bu yüzden güçlüdür. Ama yaygın olması bir düşünceyi doğru yapmaz. Bu yüzden kendine sürekli şunu sormalısın. Buna gerçekten tanıklık ettim mi, yoksa yalnızca bana mı öğretildi. Bu alışkanlık seni dogmadan korur.
Dördüncü olarak senden öğrenmeni istediğim şey bilginin sınırlarını kabul etmektir. İnsan her soruya kesin cevap veremez. Özellikle metafizik ve inanç konularında mutlak kesinlik iddiası çoğu zaman yanılsamadır. Bilgeliğin önemli kısmı bilmediğini bilmektir. Bu anlayış seni hoşgörülü yapar. Çünkü farklı insanların farklı deneyimlerden geldiğini anlarsın.
Beşinci olarak öğrenmen gereken şey özgürlük anlayışıdır. İnsan özgür doğar dedim çünkü hiçbir insan diğerinin doğal efendisi değildir. Bu yalnız siyaset teorisi değildir; düşünce prensibidir. Başkasının düşüncesini sorgulamadan kabul ettiğin anda zihinsel özgürlüğünü kaybedersin. Gerçek özgürlük kendi yargını kurabilmektir. Altıncı olarak senden öğrenmeni istediğim şey eğitim anlayışıdır. Eğitim bilgi doldurmak değildir. Deneyim düzenlemektir. İnsan öğrenerek karakter kazanır. Bu yüzden toplumun geleceği eğitim biçimine bağlıdır.
Yanlış deneyim yanlış insan üretir. Son olarak benim sana bıraktığım en önemli ders şudur. Zihin dünyayı pasif biçimde yansıtmaz; deneyimleri işleyerek anlam üretir. Bu yüzden sorumluluk sana aittir. Ne düşündüğün kadar neyi deneyimlediğin ve nasıl yorumladığın da seni belirler. Bilginin deneyimden geldiğini anlamışsan,
otorite yerine gözleme güveniyorsan,
kesinlik iddialarına temkinli yaklaşıyorsan,
insanı eğitilebilir bir varlık olarak görüyorsan,
özgürlüğü doğal hak olarak kavrıyorsan,
Modern düşünce burada ikiye ayrılır. Ben deneyimi merkeze koydum. Fakat benden sonra gelen bir düşünür bu fikri çok daha radikal noktaya götürecektir ve şunu söyleyecektir. Eğer bütün bilgi deneyimden geliyorsa, dış dünyanın varlığından bile emin olabilir miyiz.
Bir yanıt yazın