8- Empedocles

Ben Empedocles. Yaklaşık MÖ 494 yılında Sicilya’daki Akragas kentinde doğdum, MÖ 434 civarında öldüm. Soylu ve zengin bir aileden geliyordum. Siyasetle ilgilendim, tiranlığa karşı halk yönetimini savundum. Aynı zamanda hekimdim, doğa gözlemcisiydim, şairdim ve öğretmendim. Düşüncelerimi şiir formunda yazdım çünkü benim için felsefe yalnızca akla değil, insanın bütün varoluşuna hitap etmeliydi. Yaşadığım çağda Elea okulu varlığın değişmez olduğunu savunmuş, Herakleitos ise her şeyin değişim olduğunu söylemişti. Felsefe bir çıkmaza girmişti. Ya değişim gerçekti ya da tamamen yanılsamaydı. Ben bu iki uç arasında bir uzlaşma kurmaya çalıştım.

Önce problemi anlamalısın. Herakleitos’a bakarsan dünya sürekli değişir. Ateş yanar, insan yaşlanır, mevsimler döner. Her şey akış içindedir. Parmenides’e bakarsan değişim imkansızdır. Çünkü varlık yok olamaz ve yokluktan hiçbir şey doğamaz. İkisi de güçlüdür fakat ikisi birlikte doğru olamaz gibi görünür.

Ben dedim ki, ikisi de kısmen haklıdır. Hiçbir şey gerçekten yoktan var olmaz ve yok olmaz. Bu konuda Parmenides doğrudur. Ama gördüğümüz değişim de gerçektir. Bu konuda Herakleitos doğrudur.

O halde çözüm şudur. Değişen şey öz değildir, birleşimlerdir. Ben arkheyi tek bir madde olarak kabul etmedim. Dört kök unsur önerdim. Toprak, su, hava ve ateş. Bunlara element demedim, kökler dedim çünkü bütün varlıkların temel bileşenleridir.

Şimdi bunu günlük bir örnekle düşün. Bir ressamın elinde dört ana renk olsun. Kırmızı, mavi, sarı ve beyaz. Ressam bu renkleri karıştırarak sonsuz sayıda ton üretir. Yeni bir renk ortaya çıktığında aslında yoktan yaratılmaz. Sadece oran değişmiştir. Yeşil boya ortaya çıktığında yeni bir madde yaratılmaz. Sarı ile mavinin belirli oranıdır.

Ben evreni böyle düşündüm. Bir ağaç oluştuğunda yeni bir öz doğmaz. Toprak, su, hava ve ateş belirli oranlarda birleşmiştir. Ağaç yandığında yok olmaz. Unsurlar tekrar ayrılır. Duman havaya, kül toprağa, ısı ateşe döner.

Yani doğum birleşme, ölüm ayrışmadır. Böylece Parmenides’in dediği korunur. Çünkü hiçbir şey yok olmaz. Aynı zamanda Herakleitos’un dediği korunur. Çünkü birleşimler sürekli değişir.

Şimdi daha somut düşün. Bir insan bedenini ele al. Çocukluk, gençlik, yaşlılık. İnsan değişiyor gibi görünür. Ama aslında bedendeki maddeler sürekli yer değiştirir. Yediğin yemek bedenine katılır, hücrelerin yenilenir. Sen aynı kişi gibi görünürsün fakat maddesel bileşim sürekli değişir.

Demek ki kimlik sabit özden değil, düzenli bileşimden doğar. Fakat burada asıl yeniliğim sadece dört unsur değildir. Ben sordum, bu unsurlar neden birleşiyor ve neden ayrılıyor. Cevabım iki kozmik güç oldu. Sevgi ve Nefret. Sevgi birleştirir. Nefret ayırır. Bu kelimeleri duygusal anlamda anlama. Bunlar fiziksel prensiplerdir.

Sevgi unsurları bir araya getirir. Evren düzenli yapılar oluşturur. Canlılar ortaya çıkar. Organizmalar oluşur. Nefret ise ayrıştırır. Yapılar çözülür. Dağılma başlar. Evren sürekli bu iki gücün döngüsü içindedir.

Bir örnek vereyim. Hamur yoğurulduğunda parçalar birleşir, bu sevgidir. Hamur kuruyup çatladığında ayrışma olur, bu nefrettir. Bir toplum düşün. İnsanlar işbirliği yaptığında şehir kurulur. Bu birleştirici ilkedir. Savaş çıktığında toplum parçalanır. Bu ayrıştırıcı ilkedir.

Doğada da aynı süreç işler. Ben evrenin döngüsel olduğunu söyledim. Bazen sevgi tamamen egemen olur, her şey birleşir ve tek küresel birlik oluşur. Sonra nefret güçlenir, unsurlar ayrılır ve çokluk ortaya çıkar. Evren sonsuz döngüler yaşar.

Bu düşünce modern anlamda kozmik evrim fikrine yakındır. Canlıların oluşumu konusunda da gözlem yaptım. İlk canlıların rastlantısal birleşimlerle oluştuğunu düşündüm. Başlangıçta uyumsuz beden parçaları vardı. Bazıları yaşayamadı, bazı birleşimler uyumlu olduğu için varlığını sürdürdü.

Bugün buna doğal seçilimin erken sezgisi denebilir. Örneğin başı olmayan bir beden yaşayamaz. Ama uygun organ birleşimi hayatta kalır. Doğa uyumsuz olanı eler. Ayrıca ruh göçüne inandım. Ruh saf değildir, maddi dünyaya düşmüştür. Arınma gerekir. Bu yüzden şiddetten kaçınmayı, hayvan öldürmemeyi savundum.

Benim sistemim şu şekilde özetlenebilir ama dikkat et bu özet değil, yapıdır. Varlık yoktan doğmaz ve yok olmaz. Temel gerçeklik dört kök unsurdur.
Değişim birleşme ve ayrışmadır. Sevgi ve nefret kozmik kuvvetlerdir.
Evren döngüseldir. Canlılık doğal süreçlerle oluşur.

Elea okulunun katı birliği ile Herakleitos’un akışını ilk kez aynı sistem içinde uzlaştırdım. Şimdi felsefe yeni bir aşamaya geçecek. Çünkü soru artık şudur. Unsurları hareket ettiren güç nedir. Düzeni kim başlatır. Bir sonraki düşünür, Anaxagoras, evrene akıl yani Nous kavramını getirecek ve düşünce ilk kez kozmik zekâ fikrine ulaşacaktır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir