Ben Anaxagoras. Yaklaşık MÖ 500 yılında Batı Anadolu’da, bugün Klazomenai dediğiniz İyonya kentinde doğdum. MÖ 428 civarında öldüm. Hayatımın önemli kısmı Atina’da geçti ve beni önceki doğa filozoflarından ayıran şey tam da budur. Çünkü benden önce felsefe daha çok İyonya kıyılarında, ticaret şehirlerinde gelişmişti. Ben ise düşünceyi Atina’ya taşıyan ilk filozoflardan biri oldum. Atina o sırada yalnızca bir şehir değildi, siyaset, sanat ve düşüncenin hızla büyüdüğü bir merkezdi. Demokrasi gelişiyor, tragedya yazılıyor, matematik ilerliyor, insanlar evreni artık mitlerle değil akılla anlamaya çalışıyordu.
Gençliğimde zengin bir aileye mensuptum fakat servetle ilgilenmedim. Topraklarımı terk ettim ve hayatımı tamamen düşünmeye adadım. İnsanlar bana neden servetini ihmal ediyorsun diye sorduklarında, gökyüzünü gösterip “benim vatanım orasıdır” dediğim aktarılır. Çünkü benim ilgim insan işlerinden çok kozmosun düzenine yönelmişti.
Atina’ya geldiğimde devlet adamı Perikles ile dost oldum. Bu önemlidir, çünkü benim düşüncelerim yalnızca metafizik değildi, Atina entelektüel hayatını doğrudan etkiledi. Fakat aynı nedenle suçlandım. Güneşi tanrı değil, kızgın bir taş kütlesi olarak açıkladığım için dinsizlikle itham edildim ve sürgüne gönderildim. Hayatımın son yıllarını Lampsakos’ta geçirdim.
Benden önceki filozofların büyük problemi şuydu. Parmenides hiçbir şey yoktan var olmaz dedi ve haklıydı. Empedokles dört unsurun birleşip ayrıldığını söyledi ve o da güçlü bir açıklama getirdi. Fakat hâlâ cevaplanmamış bir soru vardı. Eğer maddeler sadece oradaysa, onları harekete geçiren şey nedir.
Bir mutfağı düşün. Masada un, su, yağ ve tuz duruyor olsun. Bu maddeler kendi başlarına ekmek oluşturmaz. Bir düzenleyici gerekir. Bir aşçı gerekir. Maddelerin var olması yeterli değildir, onları düzenleyen bir ilke gerekir.
Ben işte burada yeni bir düşünce ortaya koydum.
Her şey her şeyin içindedir. Bu cümle ilk bakışta anlaşılmaz görünür ama dikkatle düşün. Bir ekmek yediğinde o ekmek senin bedenine dönüşür. Et olur, kan olur, kemik olur, saç olur. Eğer ekmekte kemik oluşturacak hiçbir şey yoksa kemik nasıl ortaya çıkar. Demek ki her maddede diğer bütün maddelerin tohumları bulunmalıdır.
Ben bu temel parçacıklara “tohumlar” yani spermatlar dedim. Evren başlangıçta tamamen karışık bir durumdaydı. Her şey her şeyle iç içeydi. Hiçbir şey ayrışmamıştı. Ne sıcak vardı ne soğuk, ne ışık ne karanlık belirgin değildi. Sonsuz küçük parçalar tam bir karışım halindeydi.
Bunu bir boya kazanı gibi düşün. İçinde bütün renkler tamamen karışmış olsun. Ayrım yapamazsın çünkü her renk diğerinin içindedir. şimdi asıl soru gelir. Bu karışım nasıl düzene dönüştü.
Benim en büyük katkım burada ortaya çıkar.
Nous yani Akıl.
Evreni harekete geçiren şey maddi değildir. Nous saf, karışmamış, bağımsız ve düzenleyici ilkedir. Nous hiçbir şeyle karışmaz ama her şeyi bilir ve düzenler. Bir çömlekçi düşün. Çamur kendi başına çömlek olmaz. Çömlekçinin bilgisi ve amacı gerekir. Nous işte bu kozmik düzenleyicidir.
Evren başlangıçta durgundu. Nous hareketi başlattı. Döngüsel bir hareket oluşturdu. Bu dönme hareketiyle benzer olanlar bir araya geldi. Yoğun olan merkeze çöktü, hafif olan dışa yayıldı. Böylece yıldızlar, güneş, dünya oluştu.
Güneş bana göre tanrı değildi. Dev bir ateş kütlesiydi. Ay ışığını güneşten alıyordu. Ay tutulmasını ve güneş tutulmasını doğal süreçlerle açıkladım. Gök olaylarını ilk kez tamamen fiziksel nedenlerle açıklayanlardan biri oldum.
Şimdi bunu daha anlaşılır yapalım.
Bir kavanozda kum, su ve yağ karıştır. Kavanozu döndürmeye başladığında maddeler yoğunluklarına göre ayrılır. Ağır olan aşağı çöker, hafif olan yukarı çıkar. Ben evren oluşumunu böyle düşündüm.
Nous hareketi başlatır, doğa düzeni ortaya çıkarır.
Fakat önemli bir nokta daha var.
Hiçbir şey tamamen yok olmaz ve tamamen oluşmaz. Bir şey çoğaldığında aslında içindeki belirli tohumlar baskın hale gelir.
Bir saç telinin büyümesini düşün. Yediğin yiyecek doğrudan saç değildir ama saçın tohumu o yiyeceğin içinde zaten vardır. Sadece oran değişir.
Bu yüzden dedim ki oluş, görünüşte oluştur. Gerçekte ayrışma ve birleşme vardır.
Benim sistemimde madde sonsuz çeşitlidir ama düzen akıldandır.
Empedokles’te sevgi ve nefret kör güçlerdi. Ben ilk kez bilinçli düzen fikrini getirdim. Evren rastgele değil, akılsal düzenle oluşmuştur.
Şimdi bunun insan açısından anlamını düşün.
İnsan zihni düşünür çünkü evrenin temelinde Nous vardır. Eğer evren tamamen kaotik olsaydı, akıl ortaya çıkamazdı. İnsan aklı kozmik aklın bir yansımasıdır.
Bir şehir planı yapan mimar gibi Nous evreni düzenler. Tuğlalar önemlidir ama plan olmadan bina kurulmaz.
Benim öğretim şudur.
Hiçbir şey yoktan doğmaz.
Her şey her şeyin payını taşır.
Değişim oran değişimidir.
Evreni başlatan ve düzenleyen ilke Nous’tur.
Akıl evrenin temel yapısına dahildir.
Benden sonra düşünce yeni bir yön alacaktır. Çünkü artık soru şudur. Eğer düzen akıldan geliyorsa, madde en küçük düzeyde nasıl yapıdadır. Bir sonraki büyük adım atomcular tarafından atılacaktır. Leucippos ve ardından Demokritos bölünemez parçacık fikrini geliştirecek ve doğa felsefesi yeni bir aşamaya geçecektir.
Bir yanıt yazın