
Ben Zeno of Elea. Yaklaşık MÖ 490 yılında Elea’da doğdum, MÖ 430 civarında öldüm. Elea okulunun kurucusu olan Parmenides’in öğrencisi ve savunucusuydum. Gençliğimden itibaren onun düşüncesini benimsedim. Yaşadığım dönemde Güney İtalya’daki Yunan kolonileri siyasal mücadeleler içindeydi. Ben yalnızca teorik bir düşünür değildim, aynı zamanda siyasal olarak da aktif oldum ve tiranlığa karşı çıktım. (Tiranlık, siyasal gücün tek bir kişinin elinde toplanması ve bu gücün hukuk ve ortak iyilik gözetmeden, keyfi biçimde kullanılmasıdır.) bu yüzden işkence gördüm ve öldürüldüm. Fakat benim asıl mücadelem siyasal değil, düşünsel bir mücadeleydi. Hocam Parmenides varlığın bir ve değişmez olduğunu söylemişti. İnsanlar ise gözleriyle gördükleri değişime inanıyordu. Ben hocamın öğretisini savunmak için bir yöntem geliştirdim. Doğrudan yeni bir teori kurmadım, karşı tarafın düşüncesini çelişkiye düşürdüm. Bu nedenle beni diyalektiğin kurucusu sayarlar.
Benim temel amacım şuydu. Eğer insanlar değişimi ve hareketi gerçek kabul ediyorsa, onların kendi varsayımlarından hareket ederek bu inancın çelişki doğurduğunu göstereceğim. Yani ben doğrudan “hareket yoktur” demek yerine, “hareket vardır” diyenin mantıksal olarak tutarsızlığa düştüğünü gösterdim.
En meşhur örneğim Aşil ile kaplumbağa paradoksudur.
Bir yarış düşün. Hızlı savaşçı Aşil, yavaş bir kaplumbağa ile yarışıyor. Kaplumbağa biraz önden başlasın. Diyelim ki kaplumbağa yüz metre önde. Aşil o yüz metreyi koştuğunda, kaplumbağa biraz daha ilerlemiş olacaktır. Diyelim ki on metre. Aşil o on metreyi koştuğunda kaplumbağa bir metre daha ilerlemiştir. Aşil o bir metreyi koştuğunda kaplumbağa bir santimetre daha ilerler. Bu böyle sonsuza kadar gider. Aşil her seferinde kaplumbağanın bulunduğu noktaya ulaşır, fakat kaplumbağa az da olsa ilerlemiştir. Demek ki Aşil kaplumbağayı asla geçemez.
Gözlemlerimiz bunun tersini söyler. Elbette hızlı olan yavaş olanı geçer. Fakat mantıksal analiz sonsuz sayıda adım gerektirdiğini gösterir. Sonsuz adım nasıl tamamlanacaktır. Eğer hareket gerçekse, sonsuz bölünme nasıl aşılır.
İkinci örneğim Dikotomi paradoksudur.
Bir noktadan diğerine gitmek istiyorsun. Önce yolun yarısını gitmelisin. Sonra kalan yarının yarısını. Sonra onun yarısını. Bu böyle sonsuza kadar sürer. Yani bir noktaya ulaşmak için sonsuz sayıda ara mesafe geçmek gerekir. Sonsuz adım sonlu zamanda nasıl tamamlanır. Eğer hareket gerçekse, bu sonsuzluk problemi nasıl çözülür.
Üçüncü örneğim Ok paradoksudur.
Bir ok havada uçuyor gibi görünür. Fakat herhangi bir anda ok belirli bir konumdadır. O anda bulunduğu yerde hareketsizdir. Çünkü o anda başka bir yerde değildir. Zamanı anlara bölersek, her an içinde ok sabittir. Sabit anların toplamı hareket üretmez. O halde hareket nasıl oluşur.
Bu paradoksların amacı şuydu. Eğer hareketi gerçek kabul ediyorsan, onu akılla tutarlı biçimde açıklamalısın. Fakat hareket kavramı, sonsuz bölünme ve süreklilik problemleri doğurur. Demek ki duyuların sunduğu dünya akıl karşısında sorunludur.
Şimdi bunu günlük bir örnekle daha somutlaştırayım.
Bir masayı ikiye bölebilirsin. Sonra her parçayı tekrar ikiye bölebilirsin. Bu işlemi teorik olarak sonsuza kadar sürdürebilirsin. Eğer madde sonsuzca bölünebiliyorsa, en küçük parça yoktur. Eğer en küçük parça yoksa, masa dediğin şey nasıl belirli bir bütün olarak vardır. Eğer sonsuz bölünebilirlik gerçekse, bütün kavramı çelişir.
Benim amacım insanları şuna zorlamaktı. Ya hocam Parmenides gibi varlığın bir ve bölünmez olduğunu kabul edeceksiniz ya da çokluk ve hareketi savunurken çelişkileri çözmek zorunda kalacaksınız.
Benim yöntemim reductio ad absurdum dediğimiz yöntemdir. Bir varsayımı kabul eder, onu mantıksal sonuçlarına kadar götürür ve çelişki doğduğunu gösteririm. Böylece başlangıç varsayımı çöker.
Örneğin hareket gerçektir varsayımını alıyorum. Bu varsayım sonsuz bölünmeyi gerektiriyor. Sonsuz bölünme ise tamamlanamaz. O halde hareket varsayımı problemli.
Benim sistemim doğrudan yeni bir ontoloji kurmaz. Ben hocamın ontolojisini savunurum. Fakat yöntemim çok önemlidir. Çünkü ilk kez düşünceyi kendi içinde test ederim. Duyulara değil, mantıksal tutarlılığa bakarım.
Şimdi sana bunu daha geniş bir çerçevede açıklayayım.
Eğer bir şehir planı yapıyorsan ve planın içinde çelişki varsa, o şehir kurulamaz. Eğer bir matematik sistemi içinde çelişki varsa, o sistem çöker. Ben evren tasavvurunun içinde çelişki aradım.
Herakleitos değişim dedi. Ben sordum, değişim ne demek. Bir şey hem aynı hem farklı olabilir mi. Bir şey hem var hem yok olabilir mi. Eğer olamazsa değişim nasıl mümkün.
Benim paradokslarım yüzyıllar boyunca tartışıldı. Aristoteles, Archimedes, modern matematikçiler sonsuzluk kavramını geliştirdi. Limit kavramı ortaya çıktı. Fakat benim yaptığım şey düşüncenin sınırlarını göstermekti.
Sana öğrettiğim şey şudur. Görünen apaçık şeyleri bile sorgula. Hareket apaçık görünür, fakat akıl onu incelediğinde sorun çıkar. Çokluk apaçık görünür, fakat birliğin zorunluluğu mantıksal olarak ağır basabilir.
Ben seni şu disipline alıştırıyorum. Bir fikri kabul etmeden önce onun mantıksal sonuçlarını sonuna kadar götür. Eğer çelişki doğuyorsa, başlangıçta hata vardır.
Elea okulunun öğretisi burada zirveye ulaşır. Varlık bir ve değişmezdir. Hareket ve çokluk görünüş düzeyindedir. Ben bu öğretinin mantıksal kalkanıyım.
Şimdi Presokratik düşünce yeni bir döneme girecek. Çünkü benim paradokslarım düşünürleri zorladı. Eğer değişim yoksa dünya nedir. Eğer değişim varsa Elea okulunun itirazı nasıl aşılır. Bu sorulara cevap arayan Empedokles, Anaksagoras ve atomcular gelecek. Onlar hem birliği hem çokluğu birlikte açıklamaya çalışacaklar.
Bir yanıt yazın