Conatus canlı olan her şeyin varlığını sürdürme kendi varlığını koruma ve devam ettirme yönündeki temel eğilimidir. türkçede tek kelime ile bu kavramın bir kaşılığı yoktur. Bir taşta bu ilke edilgindir bir bitkide büyüme bir hayvanda kaçma ve beslenme bir insanda ise bilinçli çaba hâlini alır. Conatus yaşamda kalmakla sınırlı değildir. Yaşamı devam ettirme ve mümkünse güçlendirme yönünde bir itki üretir. Bu nedenle conatus yalnızca biyolojik değil varoluşsal bir ilkedir. ve bilinç dışı fıtri bir sistemdir. Bu kavram özellikle Spinoza tarafından insanın bütün duygulanımlarının ve eylemlerinin temeline yerleştirilmiştir.
Conatustan sonra devreye giren ikinci ilke iştah ve onun genişlemiş biçimleri olan şehvet ve iştiyaktır. Conatus var olmak ister. İştah bu varoluşun ihtiyaçlarını somutlaştırır. Canlı kalmak için beslenmek dinlenmek çoğalmak gerekir. İştah bu noktada bedensel eksikliğin fark edilmesi ve giderilmesine yönelik doğal bir yönelimdir. Şehvet bu yönelimin haz boyutunu içerir. İştiyak ise yalnızca bedeni değil zihni ve anlam dünyasını da kapsayan daha geniş bir isteme hâlidir. Ancak bu ikinci ilkenin bir de karanlık yüzü vardır. Hırs ve ihtiras iştahın ve iştiyakın ölçüsünü kaybettiği noktada ortaya çıkar. Artık amaç varlığı sürdürmek değil arzunun kendisini sürdürmek hâline gelir. Bu nedenle hırs ve ihtiras conatusun doğal uzantısı değil onun sapmasıdır.
İştah en dar ve en somut anlamıyla bedensel bir kavramdır. Açlık susuzluk yorgunluk gibi durumlarda ortaya çıkar. İştah organizmanın denge kaybına verdiği bir sinyaldir. Aç olan bir insanın yemek araması susayan birinin suya yönelmesi iştahın en yalın örnekleridir. İştahın ayırt edici özelliği doyuma açık olmasıdır. İhtiyaç karşılandığında iştah geri çekilir. Bu nedenle iştah düzenleyicidir. Ne ahlaki ne de felsefi bir sorun üretir. Aksine işlevini yitirdiğinde yani tamamen bastırıldığında ya da bozulduğunda sorun başlar.
İştiyak iştahtan daha geniş bir anlam alanına sahiptir. Şevk kökünden gelir ve yönelme coşku içten gelen istek anlamlarını taşır. İştiyak yalnızca bedensel eksiklikten doğmaz. Bilme isteği anlama arzusu adalet talebi üretme ve anlam kurma çabası iştiyakın alanına girer. Bir insan öğrenmek için emek verdiğinde bir sanatçı üretme arzusu ile çalıştığında ya da bir kişi daha doğru bir hayat yaşamak istediğinde iştiyak hâlindedir. İştiyakta bilinç vardır. İnsan neye yöneldiğini bilir. Bu yönelim insanı tüketmez. Aksine derinleştirir. Çünkü iştiyak nesneyi mutlaklaştırmaz. Nesne değerlidir ama insanın varlığının tek dayanağı hâline gelmez.
Şehvet iştah ile iştiyak arasında yer alan bir ara alandır. Bedensel yönelimin haz boyutunu temsil eder. Şehvet tek başına olumsuz değildir. Canlılığı ve sürekliliği sağlar. Sorun şehvetin ölçüsünü kaybettiği noktada başlar. Bu noktada yönelme doyumdan kopar ve haz kendi başına bir amaç hâline gelir.
Hırs bu kopuşun ilk belirgin biçimidir. Hırs aşırı isteme ve doymazlık hâlidir. Çoğu zaman gerçek bir ihtiyaçtan değil kıyas ve yetersizlik duygusundan beslenir. Daha çok kazanma daha çok yükselme daha çok görünür olma isteği hırsın tipik görünümleridir. Hırs hedefe ulaşıldığında bile tatmin üretmez. Çünkü hırsın kaynağı nesne değil içsel boşluktur. Bu nedenle hırs geçici bir enerji verebilir ama kalıcı bir denge sağlamaz.
İhtiras hırsın daha derin ve bağlayıcı hâlidir. İhtirasta artık insan arzunun öznesi değildir. Arzu insanı yönetir. Güç ihtirası olan biri gücü elde ettiğinde durmaz. Para ihtirası olan biri kazandıkça huzur bulmaz. Sevgi ihtirası ise sahiplenmeye dönüşür. Sevilen kişi bir özne olmaktan çıkar ve kontrol edilmesi gereken bir nesne hâline gelir. Bu noktada ihtiras yalnızca bireyi değil ilişkileri ve toplumu da bozar.
En geniş çerçevede bakıldığında conatus insanı hayatta tutan temel ilkedir. İştah ve iştiyak bu ilkenin doğal ve yapıcı uzantılarıdır. Hırs ve ihtiras ise bu uzantıların ölçüsünü kaybetmiş biçimleridir. İştah doyar. İştiyak derinleşir. Hırs ve ihtiras ise büyür. Aradaki fark istemekle tutulmak arasındaki farktır. İstemek insanın elindedir ve yaşamı destekler. Tutulmak ise insanın elinden alır ve onu arzunun nesnesi hâline getirir. Bu nedenle insanın asıl meselesi ne istediği değil istemesinin hâlâ kendisine ait olup olmadığıdır.
Bir yanıt yazın