3 Anaximenes

Ben Anaksimenes. Miletos’ta yaklaşık MÖ 586 yılında doğdum, MÖ 526 civarında öldüm. Aynı kentte yaşayan Anaksimandros’un öğrencisi oldum. İyonya’nın ticaretle, denizcilikle ve farklı kültürlerle temas halinde olan ortamında yetiştim. Pers tehdidinin yaklaştığı, şehir devletlerinin politik gerilim yaşadığı bir çağda yaşadım. Doğa üzerine düşündüm, gökyüzünü gözlemledim, kozmoloji ile ilgilendim. Yazılı bir eser bıraktım fakat günümüze sadece fragmanlar ulaştı. Hocam apeiron dedi, ben ise daha somut ama yine de açıklayıcı bir ilkeye yöneldim.

Benden önce Thales suyu, Anaksimandros apeironu arkhe olarak belirledi. Ben her ikisini de düşündüm. Eğer arkhe tamamen belirsiz olursa, ondan belirli şeylerin nasıl çıktığını açıklamak zorlaşır. Eğer arkhe belirli bir madde olursa, diğer karşıtları açıklamak zorlaşır. Bu yüzden hem belirli hem dönüşebilir bir ilke aradım.

Ben dedim ki arkhe havadır.

Hava görünmezdir ama her yerdedir. Nefes aldığında onu hissedersin. Rüzgâr estiğinde gücünü görürsün. Hava yoğunlaşırsa sis olur, daha çok yoğunlaşırsa su olur, daha da yoğunlaşırsa toprak ve taş olur. Seyrekleşirse ateş olur. Böylece tek bir öz, farklı yoğunluk derecelerinde farklı varlık biçimlerine dönüşür.

Bu düşünceyi sana açık bir örnekle anlatayım. Elini ağzına götür ve üfle. Ağzın açıkken üflediğinde sıcak bir hava çıkar. Dudaklarını daraltarak üflediğinde ise daha soğuk hissedersin. Aynı nefes, farklı yoğunlukta farklı etki üretir. İşte ben evrendeki dönüşümü böyle düşündüm.

Benim sistemimde temel mekanizma yoğunlaşma ve seyrekleşmedir. Hava seyrekleşince ateş, yoğunlaşınca rüzgâr, bulut, su, toprak ve taş olur. Bu bir süreklilik zinciridir. Arada kopukluk yoktur. Varlık kesintisiz bir süreçtir.

Bu düşünce önemli bir ilerlemedir. Çünkü ilk kez nitelik farklarını nicelik farklarıyla açıklamaya çalıştım. Yani sıcak ve soğuk, katı ve sıvı gibi farklar özde değil yoğunluk derecesindedir. Bu, doğayı matematiksel düşünmeye yaklaştırır. Eğer fark dereceden ibaretse, ölçülebilir demektir.

Ben ayrıca ruhu da hava olarak düşündüm. İnsan nefes aldığı sürece yaşar. Nefes kesilirse yaşam sona erer. Nasıl ki ruh bedenimizi bir arada tutuyorsa, evrensel hava da dünyayı bir arada tutar. Böylece mikrokozmos ile makrokozmos arasında bir benzerlik kurdum. İnsan ile evren aynı ilkeye dayanır.

Kozmolojimde dünya düz bir disk gibidir ve hava tarafından taşınır. Gök cisimleri de hava akımları içinde hareket eder. Bu model bugün ilkel görünebilir, fakat benim amacım mitolojik açıklamayı terk etmekti. Dünya bir tanrının sırtında durmaz, fiziksel bir ilkeye dayanır.

Benim öğretim üç temel noktada toplanır.

Birincisi, varlığın temeli somut ama evrensel bir ilkedir, hava.
İkincisi, değişim karşıtların savaşı değil yoğunluk farkıdır.
Üçüncüsü, insan ile evren aynı yapısal ilkeye sahiptir.

Şimdi bunu daha derin düşün. Eğer her şey tek bir özden yoğunluk farklarıyla oluşuyorsa, o zaman evrende gerçek bir kopuş yoktur. Taş ile ateş arasında öz farkı değil derece farkı vardır. Bu düşünce birliği güçlendirir.

Thales maddeyi seçti. Anaksimandros belirsizi seçti. Ben sürekliliği seçtim. Benim sistemim doğayı nicel süreçle açıklamaya yönelmiştir. Bu çizgi ileride daha da gelişecektir.

Sana aktardığım bilgi şudur. Varlık tek bir özden oluşur. Farklılıklar o özün yoğunluk dereceleridir. Değişim mekanik değil süreklidir. İnsan evrenden kopuk değil, onun küçük bir örneğidir.

Presokratik dönemin bu ilk evresinde üç aşama gördün. Somut ilke, soyut sınırsız ilke, sonra somut ama dinamik ilke. Bir sonraki büyük kırılma Pisagor ile gelecek. Orada arkhe madde değil sayı olacaktır ve düşünce yeni bir düzleme sıçrayacaktır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir