4 Pythagoras

Ben Pythagoras. Yaklaşık MÖ 570 yılında Samos adasında doğdum, MÖ 495 civarında Güney İtalya’daki Kroton’da öldüm. Gençliğimde Samos’ta tiranlık baskısı altında yaşadım. Bilgiyi yalnızca Yunan kentlerinden değil, Mısır’dan, Fenike’den ve büyük olasılıkla Babil’den öğrendim. Mısır’da rahiplerden geometri ve kutsal aritmetiği öğrendim. Sayının yalnızca hesap değil kozmik ilke olduğunu orada fark ettim. Daha sonra Kroton’a yerleştim ve hem felsefi hem ahlaki hem de siyasal bir topluluk kurdum. Bu topluluk yalnızca düşünce okulu değil, bir yaşam biçimiydi. Öğrencilerimle birlikte disiplinli, ölçülü ve arınmaya dayalı bir hayat sürdük. Çünkü benim için felsefe yalnızca düşünmek değil, ruhu dönüştürmektir.

Benden önce Miletoslu düşünürler arkheyi maddede aradılar. Su, apeiron, hava dediler. Ben şunu gördüm. Eğer doğa düzenliyse, bu düzen maddeden değil, oranlardan kaynaklanır. Bir lir telini düşün. Telin uzunluğu yarıya indirildiğinde çıkan ses bir oktav yükselir. Telin uzunluğu üçte iki oranına getirildiğinde farklı bir armoni oluşur. Sesin güzelliği maddeden değil, sayı oranlarından doğar. Bu keşif benim için dönüm noktasıydı.

Ben dedim ki her şeyin özü sayıdır.

Sayı burada yalnızca aritmetik bir araç değildir. Sayı, düzenin kendisidir. Eğer bir yapıyı ayakta tutan şey oran ise, o yapının özü sayıdır. Bir evin sağlamlığı mimari oranlara bağlıdır. Bir müzik eserinin uyumu ses oranlarına bağlıdır. Gökyüzündeki hareketler bile belirli döngüsel oranlara bağlıdır.

Benim için bir sayısı birliktir. İki sayısı karşıtlıktır. Üç uyumun başlangıcıdır. Dört düzenin tamamlanışıdır. Bir artı iki artı üç artı dört on eder. On sayısı kutsaldır. Çünkü evrensel bütünlüğü simgeler. Bu yüzden tetraktys dediğimiz kutsal üçgeni önemsedik.

Tetraktys, Pisagorcu gelenekte kutsal kabul edilen onlu sayıdır. Kelime Yunanca tetra, yani dört kökünden gelir. Tetraktys, bir artı iki artı üç artı dört toplamının oluşturduğu on sayısını ifade eder.1+2+3+4=101 + 2 + 3 + 4 = 101+2+3+4=10

Bu sadece aritmetik bir toplam değildir. Pisagorcular için evrenin sayısal düzenini simgeler. Şekil olarak bir üçgen biçiminde dizilir. En üstte bir nokta, altında iki, sonra üç, en altta dört nokta vardır. Toplamda on nokta eder. Bu üçgen yapı kozmik düzeni temsil eder. Pisagor ve takipçileri için tetraktys kutsaldır. Yeminlerini onun üzerine ederlerdi. Çünkü bir sayısı birliği, iki karşıtlığı, üç uyumu, dört maddi düzeni temsil eder. Bu dört katman birlikte kozmik bütünlüğü oluşturur. Ayrıca müzikte temel aralıklar, ikiye bir, üçe iki, dörde üç oranları da bu ilk dört sayıdan çıkar. Bu yüzden tetraktys hem matematiksel hem kozmolojik hem de mistik bir semboldür. Kısaca tetraktys, ilk dört sayının toplamı olan on sayısının üçgensel düzeni ve Pisagorcu evren tasavvurunun simgesidir.

Üçgenin kenarları arasındaki zorunlu ilişkiyi matematiksel olarak ifade eden bağıntı şudur.a2+b2=c2a^2 + b^2 = c^2a2+b2=c2

Bir dik üçgende dik açının karşısındaki en uzun kenara hipotenüs denir, bu kenarı c ile gösteririz. Dik açıyı oluşturan diğer iki kenara ise a ve b deriz. Teorem şunu söyler, dik kenarların kareleri toplamı hipotenüsün karesine eşittir. Kare almak ne demektir. Bir uzunluğu kendisiyle çarpmaktır. Mesela a uzunluğu 3 birimse a kare 9 olur. Bu sadece cebirsel bir işlem değil, geometrik bir anlam taşır. a kare demek, kenarı a olan bir karenin alanı demektir.

Yani teorem aslında şunu söyler, küçük iki karenin alanları toplamı, büyük karenin alanına tam olarak eşittir. Somut örnek verelim. a üç birim, b dört birim olsun. Üçün karesi dokuz, dördün karesi on altıdır. Toplam yirmi beş eder. Yirmi beşin karekökü beştir. Demek ki hipotenüs beş birimdir. Bu ilişkiyi sistemli biçimde ortaya koyan isim Pisagor’dur. Ancak teoremin Babil ve Mısır uygarlıklarında da bilindiğine dair tarihsel kanıtlar vardır. Önemli nokta şudur, bu formül yalnızca dik üçgende geçerlidir. Eğer üçgen dik değilse bu eşitlik bozulur.

Bu bağıntı yalnızca bir geometri kuralı değildir. Bu, evrenin sayısal zorunluluğa göre işlediğinin kanıtıdır. Eğer dik üçgende kenarlar arasında kaçınılmaz bir oran varsa, doğada da rastgelelik değil düzen vardır.

Benim sistemimde evren bir kozmostur. Kozmos düzen demektir. Kaos değil. Gök cisimleri belirli oranlarla hareket eder. Bu nedenle kürelerin müziği kavramını ortaya koyduk. Gezegenlerin hareketleri görünmez bir armoni üretir. İnsan kulağı bunu duyamaz ama evren matematiksel bir müzik içindedir.

Varlık sınırsız değildir. Sınırsız olan düzensizdir. Sınırlama düzen getirir. Bu nedenle apeiron değil, peras yani sınır ilkedir. Sayı sınırlamadır. Bir çizgi iki nokta arasında sınırlanır. Bir alan sınırla belirir. Şekil sınırla ortaya çıkar. Eğer sınır yoksa biçim yoktur. Eğer biçim yoksa bilgi yoktur.

Ben ruhun ölümsüz olduğuna inandım. Ruh bedenden bedene geçer. Bu düşünceyi metempsikhoz olarak ifade ettim. Ruh arınarak daha yüksek bir varoluş düzeyine ulaşır. Bu nedenle öğrencilerime ölçülü yaşamayı, et yememeyi, sessizliği, disiplinli düşünceyi öğrettim. Çünkü ruh ancak arınma ile yükselir.

Benim okuluma giren kişi yalnızca matematik öğrenmezdi. Önce susmayı öğrenirdi. Çünkü ölçüsüz konuşma zihni dağıtır. Ruhun uyumu için yaşamın da uyumlu olması gerekir. Sayı yalnızca evrenin değil, ahlakın da temelidir. Aşırılık uyumsuzluk getirir. Ölçü ise armoni yaratır.

Bir örnekle açıklayayım. Bir şehir düşün. Eğer yasalar ölçüsüz ve keyfi ise toplum kaosa sürüklenir. Eğer yasalar orantılı ve dengeli ise toplum uyumlu olur. Tıpkı bir müzik eserinde yanlış nota bütün armoniyi bozduğu gibi, toplumda da ölçüsüzlük düzeni bozar.

Benim sistemim üç katmandır. Ontolojik olarak sayı ilkedir. Kozmolojik olarak evren armonik düzendir. Ahlaki olarak yaşam ölçü ve arınmaya dayanır. Miletoslular maddeden başladılar. Ben form ve orana geçtim. Bu, düşüncede büyük bir sıçramadır. Çünkü artık varlığın temeli fiziksel değil matematiksel bir düzene dayanmaktadır.

Şunu iyi anla. Eğer sayı olmasaydı, hiçbir şey belirlenemezdi. Uzunluk, ağırlık, süre, hız, ritim, hepsi sayıyla kavranır. Sayı yalnızca ölçmez, varlığı kurar. Bu nedenle benim öğretim şudur. Evren bir matematiksel düzendir. İnsan ruhu da bu düzene katılabilir. Eğer yaşamını ölçüye göre düzenlersen, evrenin armonisiyle uyumlu hale gelirsin. Eğer aşırılığa kapılırsan, uyumu bozarsın.

Ben sana yalnızca bir teori değil, bir yaşam biçimi bırakıyorum. Düşüncede kesinlik, yaşamda ölçü, ruhta arınma. Şimdi Presokratik düşünce yeni bir evreye girdi. Arkhe artık madde değil, matematiksel ilkedir. Bundan sonra gelecek düşünürler ya değişimi mutlaklaştıracak ya da varlığı mutlaklaştıracaktır. Bir sonraki büyük kırılma Herakleitos ile olacaktır. Orada ateş ve sürekli oluş düşüncesi sahneye çıkacaktır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir