Aristoteles’te Tanrı, her şeyden önce felsefi bir ilkedir. Onun temel işlevi, evrendeki hareketin ve düzenin metafizik olarak açıklanmasını mümkün kılmaktır. Tanrı, kendisi hareket etmeyen fakat her şeyi hareket ettiren ilk ilkedir. Bu, kozmolojik ve metafizik bir zorunluluktur. Tanrı burada bir şahsiyet değil, varlığın en üst açıklama noktasıdır. İrade eden, karar veren, seçen bir özne değildir. Dünyayı yaratmayı tercih etmiş değildir. Dünya ile Tanrı arasında zaman bakımından bir önce ve sonra ilişkisi yoktur. Evren ezelîdir, Tanrı da ezelîdir.
Dinlerin Tanrı anlayışında ise Tanrı, kişisel bir varlıktır. İrade sahibidir, diler, seçer, yaratır ve yönetir. Tanrı yalnızca ilk ilke değil, aynı zamanda faildir. Dünya, Tanrı’nın özgür iradesiyle yoktan yaratılmıştır. Yani dünya vardır çünkü Tanrı yaratmayı istemiştir. Bu anlayışta Tanrı ile dünya arasında açık bir yaratıcı yaratılan ilişkisi vardır. Tanrı evrene yalnızca neden olmakla kalmaz, onu sürekli olarak ayakta tutar, düzenler ve dilerse müdahale eder.
Aristoteles’te Tanrı’nın amacı yoktur. Çünkü amaç, eksik olan içindir. Tanrı ise zaten tam ve yetkindir. Bu yüzden Tanrı’nın dünyayı yaratmak gibi bir amacı da yoktur. Tanrı bir hedefe ulaşmak için eylemde bulunmaz. Buna karşılık dinî Tanrı anlayışında Tanrı’nın hikmeti ve iradesi vardır. Tanrı yaratırken bir maksada sahiptir. Bu maksat, kullarını imtihan etmek, iyiliğini tecelli ettirmek, adaleti gerçekleştirmek gibi anlam çerçeveleri içinde düşünülür. Yani yaratma, bilinçli ve anlam yüklü bir fiildir.
Aristoteles’te Tanrı dünyaya müdahale etmez. O, evreni yöneten bir yönetici değildir. Doğal süreçlere, insan hayatına, kötülüklere ve acılara doğrudan müdahil olmaz. Çünkü Tanrı’nın görevi yönetmek değil, metafizik olarak nihai ilke olmaktır. Bu yüzden Aristoteles’te dua, ilahi müdahale, mucize gibi kavramların felsefi karşılığı yoktur. Dinlerde ise Tanrı aktif bir öznedir. Duaya icabet eder, mucizeler yaratır, tarihsel sürece müdahale eder ve insanlıkla ilişki içindedir.
Kötülük ve acı meselesi de bu farkı daha da keskinleştirir. Aristoteles’te kötülük, Tanrı’nın iradesiyle açıklanmaz. Kötülük, maddenin zorunlu eksikliği ve sınırlılığıyla ilgilidir. Tanrı kötülüğe “izin veren” bir özne olarak düşünülmez. Çünkü Tanrı dünyayı yöneten bir ahlaki fail değildir. Dinlerde ise kötülük problemi Tanrı’nın adaleti, hikmeti ve iradesi çerçevesinde ele alınır. Tanrı’nın kötülüğe neden izin verdiği, daha büyük bir hikmet, imtihan, özgür irade ve ahlaki sorumluluk gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılır.
Son olarak Tanrı’nın niteliği bakımından en temel fark şudur. Aristoteles’te Tanrı daha çok soyut, kişisel olmayan, metafizik bir zorunluluktur. Düşüncenin düşünmesi olarak tanımlanır. Dinlerde ise Tanrı şahsi, irade sahibi, merhamet eden, adalet dağıtan ve insanla ilişki kuran bir varlıktır. Bu yüzden Aristoteles’in Tanrı’sı felsefi olarak güçlü bir açıklama ilkesi sunar, fakat varoluşsal ve ahlaki ihtiyaçlara cevap veren bir Tanrı değildir.
Bu nedenle tarih boyunca Aristoteles’in Tanrı anlayışı, dinler tarafından olduğu gibi kabul edilmemiştir. Farabi, İbn Sina ve Aquinas gibi düşünürler, Aristoteles’in metafizik çerçevesini koruyarak, Tanrı’ya irade, yaratma, hikmet ve ahlaki yöneticilik özelliklerini eklemişlerdir. Böylece felsefi Tanrı ile dinî Tanrı arasında bir sentez kurulmaya çalışılmıştır.
Aristoteles’in Tanrı’sı evreni açıklayan metafizik bir ilkedir. Dinlerin Tanrı’sı ise evreni yaratan, yöneten ve anlamlandıran kişisel bir varlıktır.
Bir yanıt yazın