Nikomakhos’a Etik adlı eserimi on kitaptan oluşan bir bütün halinde kaleme aldım. Bu kitapların her biri insan yaşamının iyi olmasının farklı bir yönünü araştırır. Eserin başında temel soruyu ortaya koyarım: İnsan için en yüksek iyi nedir? Bu sorunun cevabı bütün ahlak felsefesinin temelini oluşturur.
Birinci kitapta insan eylemlerinin amacını incelerim. Her sanatın, her araştırmanın ve her eylemin bir amacı vardır. Tıp sağlığı amaçlar, gemi yapımı gemiyi, askeri strateji zaferi amaçlar. Ancak bu amaçların çoğu başka amaçlara hizmet eder. Örneğin para kazanmak başka şeyleri elde etmek içindir. Bu nedenle tüm eylemlerimizin sonunda yer alan ve başka bir şey için değil kendisi için aranan en yüksek bir amaç olmalıdır.
Ben bu amaca eudaimonia yani mutluluk derim. Fakat mutluluk sıradan anlamıyla bir keyif veya haz değildir; insanın bütün hayatını kapsayan iyi bir yaşamdır. İnsanların çoğu mutluluğu hazda, zenginlikte veya şöhrette arar. Fakat bunların hiçbiri nihai amaç değildir. İnsan için iyi olanı anlamak için insanın işlevini araştırırım. Nasıl ki iyi bir flütçü flütünü iyi çalan kişidir, iyi bir insan da insanın işlevini iyi yerine getiren kişidir. İnsan akıl sahibi bir varlıktır; bu yüzden insanın iyi yaşamı akla uygun bir etkinliktir. Mutluluk ruhun erdeme uygun etkinliğidir ve bu etkinlik bütün bir yaşam boyunca sürmelidir.
İkinci kitapta erdemin doğasını araştırırım. Erdemlerin doğuştan gelmediğini söylerim. İnsan doğuştan erdemli değildir fakat erdeme yatkındır. Erdemler alışkanlıkla kazanılır. Bir insan sürekli adil davranırsa adil bir karakter geliştirir; sürekli ölçülü davranırsa ölçülü olur. Bu nedenle eğitim ve alışkanlık ahlaki gelişimde büyük rol oynar. Burada ortaya koyduğum en önemli ilke orta yol öğretisidir. Erdem aşırılık ile eksiklik arasında bulunan dengedir. Cesaret korkaklık ile gözü karalık arasında yer alır. Cömertlik cimrilik ile savurganlık arasındadır. Ölçülülük hazlara aşırı düşkünlük ile duyarsızlık arasında bulunur. Bu orta matematiksel bir ortalama değildir; akıl tarafından belirlenen uygun ölçüdür.
Üçüncü kitapta gönüllü ve gönülsüz eylemler konusunu incelerim. Bir insanın yaptığı eylemin ahlaki değeri, onun isteyerek mi yoksa zorla mı yapıldığıyla ilgilidir. Eğer bir insan zorla bir şey yaparsa o eylemden sorumlu tutulamaz. Ancak çoğu eylem gönüllüdür ve bu nedenle insanlar yaptıkları şeylerden sorumludur. Burada cesaret ve ölçülülük erdemlerini ayrıntılı şekilde incelerim. Cesaret özellikle savaş alanında ortaya çıkan bir erdemdir. Gerçek cesur insan tehlikeyi bilir ama doğru amaç uğruna korkuya teslim olmaz. Ölçülülük ise hazlara karşı aklın kontrolünü ifade eder. Yemek, içmek ve cinsellik gibi bedensel hazlar ölçülülükle düzenlenmelidir.
Dördüncü kitapta toplumsal yaşamla ilgili erdemleri incelerim. Cömertlik ve görkemlilik bunlardan biridir. Cömert insan parasını doğru zamanlarda ve doğru amaçlarla harcar. Görkemlilik ise büyük harcamalar gerektiren durumlarda ortaya çıkan bir erdemdir; örneğin büyük bir kamu binası yaptırmak veya bir festival düzenlemek gibi. Bunun yanında yüce gönüllülük erdemini incelerim. Yüce gönüllü insan kendi değerinin farkındadır ve büyük şeylere layık olduğunu bilir. Bu erdemin karşısında küçüklük veya aşırı gurur gibi kusurlar bulunur. Ayrıca insan ilişkilerinde ortaya çıkan dostane davranış, doğruluk ve nükte gibi özellikleri de bu kitapta ele alırım.
Beşinci kitap tamamen adalet konusuna ayrılmıştır çünkü adalet ahlakın en kapsamlı erdemidir. Adalet iki ana biçimde ortaya çıkar. Birincisi genel adalettir; bu bütün erdemlerin başkalarına karşı uygulanmasıdır. İkincisi özel adalettir. Özel adalet kendi içinde ikiye ayrılır. Dağıtıcı adalet toplumdaki onur, servet veya makamların paylaştırılmasıyla ilgilidir. Paylaşım insanların değerine veya katkısına göre yapılmalıdır. Düzeltici adalet ise haksızlıkların giderilmesiyle ilgilidir. Bir kişi başka birine zarar verdiğinde mahkeme devreye girer ve dengeyi yeniden kurmaya çalışır. Bu kitapta ayrıca karşılıklılık ilkesini ve ekonomik değiş tokuş ilişkilerini de incelerim.
Altıncı kitapta düşünsel erdemleri ele alırım. Ruhun akıl sahibi kısmı farklı biçimlerde çalışır. Bilimsel bilgi değişmez gerçekleri anlamaya yöneliktir. Sanat üretimle ilgilidir. Pratik bilgelik ise eylemlerle ilgilidir. Pratik bilgelik yani phronesis, hangi durumda nasıl davranılması gerektiğini doğru şekilde değerlendirme yeteneğidir. Bu erdem ahlaki yaşam için çok önemlidir çünkü doğru davranışı belirleyen şey yalnızca genel kurallar değil, somut durumun doğru değerlendirilmesidir. Bilgelik ise en yüksek düşünsel erdemdir çünkü evrenin en yüksek gerçeklerini kavramaya yöneliktir.
Yedinci kitapta insanın zayıflıkları ve kendini kontrol etme problemi üzerinde dururum. İnsan bazen doğru olanı bildiği halde yanlış yapar. Buna irade zayıflığı derim. Örneğin bir kişi aşırı içkinin zararlı olduğunu bilir ama yine de içmeye devam eder. Böyle bir insan tamamen bilgisiz değildir fakat tutkularına yenilmiştir. Burada ayrıca haz ve acı konusunu incelerim ve bazı hazların doğal ve gerekli olduğunu, bazı hazların ise insanı yozlaştırabileceğini söylerim.
Sekizinci kitap dostluk üzerine kuruludur. Dostluk insan yaşamının vazgeçilmez bir unsurudur. İnsan tek başına yaşayamaz ve en mutlu insan bile dostlara ihtiyaç duyar. Dostluk üç türdür. Faydaya dayalı dostluk karşılıklı çıkar ilişkisine dayanır. Hazza dayalı dostluk birlikte geçirilen zamanın verdiği keyfe dayanır. Erdeme dayalı dostluk ise en yüksek dostluk türüdür. Bu dostlukta insanlar birbirlerini karakterleri için severler ve birbirlerinin iyiliğini isterler.
Dokuzuncu kitapta dostluğun daha ayrıntılı yönlerini ele alırım. Gerçek dostlukta eşitlik ve karşılıklılık önemlidir. Dostlar birbirlerinin iyiliğini ister ve birbirlerine yardım eder. İnsan dostlarını bir bakıma kendisinin başka bir benliği gibi görür. Dostluk aynı zamanda kişinin kendisiyle olan ilişkisini de etkiler. Kendisiyle barışık olan insan başkalarıyla da sağlıklı ilişkiler kurabilir.
Onuncu ve son kitapta mutluluk ve haz konusuna yeniden dönerim. Haz bazı düşünürlerin söylediği gibi tamamen kötü değildir; iyi bir etkinliğin doğal tamamlanışıdır. Ancak en yüksek mutluluk biçimi düşünsel etkinliktir. İnsan akıl sahibi bir varlık olduğu için en yüksek yetisi düşünme yetisidir. Bu nedenle tefekkür hayatı yani hakikati araştırma yaşamı en yüksek mutluluktur. Filozofun yaşamı bu yüzden en yüce yaşam biçimidir. Ancak insan aynı zamanda toplum içinde yaşayan bir varlık olduğu için ahlaki erdemlerle dolu bir yaşam da gereklidir. İyi bir toplum ve iyi yasalar insanların erdemli yaşam sürmesine yardımcı olur.
İnsan mutluluğu dışsal şeylerde değil, karakterinde ve aklında bulur. Erdemli alışkanlıklar, pratik bilgelik, adalet ve dostluk insan yaşamını tamamlayan unsurlardır. En sonunda insan aklın rehberliğinde hem pratik hem düşünsel erdemleri gerçekleştirirse gerçek anlamda iyi bir yaşam kurabilir.
KAVRAMLAR
Eudaimonia — mutluluk, iyi yaşam, insanın tam anlamıyla iyi durumda olması bütün sistemimin merkezindedir. Bu kelime genellikle “mutluluk” diye çevrilir fakat sıradan mutluluk anlamından daha geniştir. Eudaimonia iyi yaşamak ve iyi durumda olmak demektir. Bir insanın bütün hayatının iyi gitmesi, karakterinin iyi olması ve ruhunun erdemli etkinlik içinde olması anlamına gelir. Örneğin bir insan bir gün eğlenebilir ama bu onu eudaimonia sahibi yapmaz. Gerçek mutluluk bütün bir yaşamın iyi olmasıdır.
Arete — erdem, yetkinlik, bir şeyin işlevini en iyi şekilde yerine getirmesi Bir bıçağın erdemi iyi kesmesidir; bir atın erdemi iyi koşmasıdır. İnsan için erdem ise akla uygun davranma yetisidir. İnsan akıl sahibi bir varlık olduğu için onun erdemi aklın rehberliğinde yaşamasıdır. Cesaret, cömertlik, ölçülülük ve adalet gibi özellikler insanın ahlaki erdemleridir.
Psykhe — ruh, canlılık ilkesi, insanın düşünme ve arzulama yetilerinin bütünü Ruh yalnızca dini bir kavram değildir; insanın düşünme, arzulama ve yaşama yetilerinin bütününü ifade eder. Ruhun bir kısmı akıl sahibidir, diğer kısmı ise arzuların bulunduğu bölümdür. Ahlakın amacı bu iki bölüm arasında uyum sağlamaktır.
Logos — akıl, rasyonel düşünme yetisi insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir. İnsan yalnızca hissetmez, aynı zamanda düşünür ve nedenleri kavrar. Bu nedenle insan yaşamının doğru düzeni aklın rehberliğinde kurulmalıdır.
Mesotes — orta yol, ölçülülük dengesi ahlak teorimin temel ilkelerinden biridir. Erdem iki aşırılık arasında bulunur. Örneğin cesaret korkaklık ile gözü karalık arasında yer alır. Cömertlik savurganlık ile cimrilik arasındadır. Orta yol matematiksel bir ortalama değildir; aklın belirlediği uygun dengedir.
Phronesis — pratik bilgelik, doğru eylemi doğru zamanda seçme yetisi. Bu erdem yalnızca kuralları bilmek değildir; somut durumları doğru değerlendirebilmektir. Bir doktorun hangi hastaya hangi ilacı vereceğini bilmesi gibi, pratik bilgelik de yaşamın karmaşık durumlarında doğru kararı vermeyi sağlar.
Sophia — teorik bilgelik, yüksek felsefi bilgi. Bu kavram evrenin en temel gerçeklerini anlamayı ifade eder. Matematik ve felsefe gibi alanlarda ortaya çıkan derin kavrayış sophia’nın örnekleridir.
Episteme — bilimsel bilgi, kesin ve zorunlu bilgi değişmez gerçekleri bilmek anlamına gelir. Matematiksel doğrular veya doğa yasaları episteme alanına girer. Bu bilgi kesin ve zorunlu olan şeylerle ilgilidir.
Techne — sanat, zanaat, üretme becerisi. Bir marangozun masa yapması, bir heykeltıraşın heykel üretmesi techne’nin örnekleridir. Bu tür bilgi bir şey üretmeye yöneliktir.
Nous — sezgisel akıl, ilkeleri doğrudan kavrama yetisi. İnsan bazı gerçekleri uzun bir akıl yürütme olmadan doğrudan anlayabilir. Bu yeti bilginin başlangıç noktasıdır.
Akrasia — irade zayıflığı, bildiği halde yanlış yapma. Örneğin bir kişi sağlığa zararlı olduğunu bildiği halde aşırı yemek yiyebilir. Bu durumda bilgi vardır fakat arzu aklı bastırmıştır.
Enkrateia yani kendine hakimiyet akrasia’nın tersidir. İnsan arzularını kontrol eder ve aklın söylediğini uygular. Bu erdem kişinin iç disiplinini gösterir.
Pleonexia yani aşırı sahip olma isteği özellikle adalet tartışmalarında ortaya çıkar. Bir insan hak ettiğinden daha fazlasını almak isterse pleonexia ortaya çıkar. Bu durum adaletsizliğin temel kaynaklarından biridir.
Dikaiosyne yani adalet başkalarına karşı doğru davranma erdemidir. Adalet hem bireysel hem toplumsal yaşamın temelidir. Adil insan başkalarının hakkını gözetir.
Distributive justice yani dağıtıcı adalet toplumdaki payların adil şekilde dağıtılmasıdır. Örneğin devlet görevleri veya ödüller insanların katkısına göre verilmelidir.
Corrective justice yani düzeltici adalet haksızlıkların giderilmesini ifade eder. Bir kişi başka birine zarar verdiğinde mahkeme bu zararı telafi etmeye çalışır.
Philia yani dostluk insan yaşamının temel ilişkilerinden biridir. İnsan tek başına yaşayamaz ve mutluluğun önemli bir kısmı dostluk içinde ortaya çıkar.
Utility friendship yani faydaya dayalı dostluk karşılıklı çıkar ilişkisine dayanır. Ticari ortaklıklar buna örnektir.
Pleasure friendship yani hazza dayalı dostluk birlikte vakit geçirmekten duyulan keyfe dayanır. Gençlik arkadaşlıklarının çoğu bu türdendir.
Virtue friendship yani erdeme dayalı dostluk en yüksek dostluk biçimidir. Bu dostlukta insanlar birbirlerinin karakterini sever ve birbirlerinin iyiliğini ister.
Hedone yani haz iyi bir etkinliğin doğal tamamlanışıdır. Haz tek başına yaşamın amacı değildir fakat doğru etkinliklere eşlik eder.
Telos yani amaç Aristoteles felsefesinin en temel kavramlarından biridir. Her şeyin bir amacı vardır ve bir şeyin doğasını anlamak için onun amacını anlamak gerekir.
Energeia yani etkinlik potansiyelin gerçekleşmesidir. Bir insanın düşünmesi veya erdemli davranması ruhun etkinliğidir.
Dynamis yani potansiyel bir şeyin henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşebilir olan yönünü ifade eder. İnsan doğuştan erdemli değildir fakat erdemli olma potansiyeline sahiptir.
Autarkeia yani kendine yeterlilik mutluluğun önemli özelliklerinden biridir. Gerçek mutluluk başka şeylere aşırı bağımlı değildir.
Kalon yani soylu ve güzel olan erdemli insanın yaptığı eylemlerin ahlaki güzelliğini ifade eder. Erdemli insan yalnızca faydalı olduğu için değil, aynı zamanda soylu olduğu için doğru davranır.
Spoudaios yani erdemli ve olgun insan ahlakın ideal örneğidir. Böyle bir insan doğru ölçüyü doğal olarak bulur.
Bu kavramların tamamı birlikte düşünüldüğünde Aristoteles’in ahlak sistemi ortaya çıkar. İnsan akıl sahibi bir varlık olarak erdemli alışkanlıklar geliştirir, pratik bilgelik sayesinde doğru kararlar verir, dostluk ve adalet içinde yaşar ve sonunda düşünsel etkinlikte en yüksek mutluluğa ulaşır.
Aristoteles olarak Nikomakhos’a Etik’i yazarken soyut kavramlarla yetinmem; insan yaşamının içinden örneklerle düşüncelerimi açıklarım. Çünkü ahlak yalnızca teorik bir bilgi değildir, yaşanan hayatın içinde ortaya çıkar. Bu yüzden kitap boyunca çeşitli örnekler ve düşünce durumları üzerinden erdemlerin nasıl ortaya çıktığını göstermeye çalışırım.
Birinci örnek insanın yaşam amacıyla ilgilidir. Bir flüt ustasını düşünelim. Onun iyi olup olmadığını anlamak için flüt yapma işini ne kadar iyi yaptığına bakarız. Aynı şekilde iyi bir doktor hastaları iyileştirebilmelidir. Bu örnekle şunu göstermek isterim: Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için onun işlevine bakmak gerekir. İnsan için de aynı kural geçerlidir. İnsan akıl sahibi bir varlık olduğu için iyi insan aklını doğru kullanan insandır.
İkinci örnek mutluluğun yanlış anlaşılmasıyla ilgilidir. Bazı insanlar hayatın amacının haz olduğunu düşünür. Böyle bir insanın hayatını düşünelim: iyi yemekler, içkiler, eğlenceler ve bedensel zevkler. Bu yaşam ilk bakışta cazip görünebilir fakat aslında hayvani bir yaşamdır. Eğer mutluluk yalnızca haz olsaydı en mutlu varlıklar insanlar değil, haz içinde yaşayan hayvanlar olurdu.
Üçüncü örnek şöhret peşinde koşan insanların durumudur. Bir politikacı düşünelim; bütün amacı insanların onu övmesi ve saygı göstermesidir. Fakat şöhret başkalarının elindedir. İnsanlar bugün seni över yarın seni eleştirir. Eğer mutluluğun başkalarının yargısına bağlıysa o zaman gerçek anlamda güvenilir değildir.
Dördüncü örnek erdemin alışkanlıkla kazanılmasıdır. Bir insan doğuştan iyi bir müzisyen değildir. Fakat sürekli çalışarak müzik yeteneğini geliştirir. Aynı şekilde bir insan doğuştan cesur veya adil değildir. Fakat cesur davranışları tekrar ederek cesur bir karakter geliştirir.
Beşinci örnek orta yol öğretisini açıklamak için kullandığım cesaret örneğidir. Bir asker düşünelim. Eğer savaş alanında her şeyden korkarsa kaçacaktır; bu korkaklıktır. Eğer hiçbir tehlikeyi hesaba katmadan saldırırsa bu da gözü karalıktır. Gerçek cesaret bu iki uç arasında yer alır: tehlikeyi bilmek ama doğru amaç için geri çekilmemek.
Altıncı örnek cömertlik erdemidir. Bir insan parasını hiç harcamıyorsa cimridir. Başka bir insan ise düşünmeden savuruyorsa savurgandır. Cömert insan ise parasını doğru zamanlarda ve doğru amaçlarla harcar. Örneğin bir dost zor durumdaysa ona yardım eder ama gösteriş için para saçmaz.
Yedinci örnek ölçülülük erdemidir. Bir insan yemek ve içki konusunda kendini hiç kontrol edemiyorsa obur olur. Öte yandan hiçbir hazdan zevk almayan biri de doğasına aykırı bir katılık içindedir. Ölçülülük bu ikisi arasındaki dengedir.
Sekizinci örnek irade zayıflığıdır. Bir insan doktorun tavsiyesini bilir: fazla tatlı yemek zararlıdır. Fakat yine de kendini tutamaz ve tatlı yemeye devam eder. Bu durumda bilgi vardır fakat arzu aklı bastırmıştır.
Dokuzuncu örnek pratik bilgelikle ilgilidir. Bir doktor yalnızca genel tıp kurallarını bilmekle iyi doktor olmaz. Her hastanın durumunu ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir. Aynı şekilde erdemli insan da genel ahlak kurallarını bilir fakat her durumda doğru davranışı ayrıca belirler.
Onuncu örnek adaletle ilgilidir. Bir şehirde iki asker düşünelim. Biri savaşta büyük bir kahramanlık göstermiştir, diğeri ise sıradan görevini yapmıştır. Eğer devlet her ikisine aynı ödülü verirse bu adil olmaz. Çünkü katkıları eşit değildir.
On birinci örnek düzeltici adaletle ilgilidir. Bir kişi başka birinin malını çalarsa mahkeme devreye girer. Amaç yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, aynı zamanda zararı telafi etmektir. Böylece iki taraf arasındaki denge yeniden kurulur.
On ikinci örnek dostluğun faydaya dayalı biçimidir. İki tüccarı düşünelim. Birbirleriyle dostça ilişki kurarlar çünkü ticaretleri karşılıklı kazanç sağlar. Fakat ticari çıkar ortadan kalkarsa dostluk da sona erer.
On üçüncü örnek hazza dayalı dostluktur. Gençlerin arkadaşlıkları çoğu zaman bu türdendir. Birlikte eğlenirler, spor yaparlar ve sohbet ederler. Fakat zevkler değiştiğinde bu dostluklar da dağılabilir.
On dördüncü örnek erdeme dayalı dostluktur. İki erdemli insan düşünelim. Bu insanlar birbirlerini çıkar veya haz için değil, karakterleri için severler. Böyle bir dostluk uzun süre devam eder çünkü temeli kalıcıdır.
On beşinci örnek insanın kendisiyle ilişkisiyle ilgilidir. Erdemli insan kendisiyle barışık olan insandır. Böyle biri yalnız kaldığında huzursuz olmaz çünkü kendi düşünceleriyle yaşayabilir.
On altıncı örnek haz ve etkinlik ilişkisidir. Bir müzisyen iyi bir performans sergilediğinde haz duyar. Bu haz müziğin iyi yapılmasının doğal sonucudur. Haz burada etkinliği tamamlayan bir unsur haline gelir.
On yedinci örnek kötü hazların tehlikesidir. Bir insan kumara veya aşırı içkiye bağımlı hale gelebilir. Bu tür hazlar insanın aklını zayıflatır ve karakterini bozar.
On sekizinci örnek yüce gönüllülük erdemidir. Yüce gönüllü insan kendi değerinin farkındadır. Büyük işler yapmaya layık olduğunu bilir fakat bunu kibirle değil, sakin bir güvenle taşır.
On dokuzuncu örnek küçük ruhluluk durumudur. Bazı insanlar aslında büyük işler yapabilecek yeteneğe sahip oldukları halde kendilerini küçümser ve sorumluluktan kaçar. Bu da bir eksikliktir.
Yirminci örnek toplumsal yaşamın gerekliliğidir. En güçlü ve en zengin insan bile tek başına yaşayamaz. İnsan dostlara, aileye ve topluma ihtiyaç duyar.
Yirmi birinci örnek iyi yasaların rolüdür. Bir şehirde yasalar insanları doğru davranışlara yönlendiriyorsa o toplumda erdem gelişir. Yasalar bozuksa insanlar da zamanla kötü alışkanlıklar edinir.
Yirmi ikinci örnek mutluluğun sürekliliğidir. Bir insan kısa süreli başarılar elde edebilir fakat hayatının geri kalanı kötü geçiyorsa gerçekten mutlu sayılmaz. Mutluluk bütün yaşamın değerlendirilmesini gerektirir.
Yirmi üçüncü örnek düşünsel yaşamın üstünlüğüdür. Bir filozof düşünmeye ve hakikati araştırmaya adanmış bir hayat yaşar. Bu yaşam insanın en yüksek yetisini yani aklını kullanır.
Yirmi dördüncü örnek tanrısal yaşama yakınlıktır. İnsan düşünce faaliyetinde bulunduğunda gündelik ihtiyaçların ötesine geçer ve evrensel gerçekleri kavramaya yönelir.
Yirmi beşinci ve son örnek ise insan yaşamının bütünlüğüdür. En iyi yaşam yalnızca düşünmekten ibaret değildir; aynı zamanda dostluk, adalet ve erdemli eylemlerle dolu bir yaşamdır. İnsan hem düşünsel hem pratik erdemleri birlikte geliştirdiğinde gerçekten iyi bir hayat kurabilir.
Bu örneklerin tamamı bir araya geldiğinde Nikomakhos’a Etik’in ana fikri netleşir: İnsan mutluluğu dışsal şeylerde değil, karakterinde ve aklında bulur. Erdem alışkanlıkla kazanılır, akıl doğru yolu belirler ve dostluk ile adalet insan yaşamını tamamlar.
Aristoteles olarak Nikomakhos’a Etik’te yalnızca erdemleri anlatmakla kalmam; aynı zamanda insan yaşamının temel felsefi problemlerini de tartışırım. Bu eser aslında insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusunu farklı açılardan ele alan büyük bir araştırmadır. Kitap boyunca ortaya çıkan tartışmalar yalnızca ahlakla değil, insan doğası, bilgi, toplum ve mutluluk gibi geniş meselelerle ilgilidir.
İlk büyük problem insan yaşamının nihai amacı meselesidir. İnsan neden yaşar ve bütün eylemlerinin son hedefi nedir? İnsanlar farklı cevaplar verir: bazıları haz der, bazıları zenginlik der, bazıları şöhret der. Ben ise bunların nihai amaç olamayacağını savunurum çünkü hepsi başka şeyler için istenir. Eğer bir şey her zaman kendisi için isteniyorsa ve başka hiçbir şeye araç olmuyorsa işte o en yüksek iyidir. Bu nedenle mutluluk insan yaşamının nihai amacıdır.
İkinci problem mutluluğun doğasıdır. Mutluluk bir duygu mudur yoksa bir yaşam biçimi midir? Günlük dilde insanlar mutluluğu bir his olarak düşünür. Fakat ben mutluluğun bir etkinlik olduğunu savunurum. İnsan iyi eylemler içinde bulunduğu sürece mutludur. Bu nedenle mutluluk pasif bir durum değil, aktif bir yaşam tarzıdır.
Üçüncü problem mutluluğun dış koşullara bağlı olup olmadığıdır. Bir insan erdemli olabilir fakat büyük felaketler yaşayabilir. Örneğin bütün ailesini kaybeden veya büyük bir yoksulluk yaşayan biri mutlu sayılabilir mi? Ben mutluluğun esas olarak erdemli etkinliğe bağlı olduğunu söylerim fakat tamamen dış koşullardan bağımsız da değildir. İnsan yine de belirli ölçüde dışsal iyiliklere ihtiyaç duyar.
Dördüncü problem erdemlerin doğuştan mı yoksa sonradan mı kazanıldığıdır. Bazı düşünürler insanların doğuştan iyi veya kötü olduğunu düşünür. Ben buna karşı çıkarım. İnsan doğuştan erdemli değildir fakat erdemli olma potansiyeline sahiptir. Erdem alışkanlıkla kazanılır.
Beşinci problem erdemin ölçüsüdür. Doğru davranışın ölçüsü nedir? Eğer erdem orta yol ise bu orta nasıl belirlenir? Burada pratik bilgelik devreye girer. Akıllı insan somut duruma bakarak doğru ölçüyü belirler.
Altıncı problem bilgi ile davranış arasındaki ilişkidir. İnsan doğru olanı bildiği halde neden yanlış yapar? Bu soru irade zayıflığı meselesini ortaya çıkarır. Bir kişi doğru olanı bilse bile arzuları aklını bastırabilir.
Yedinci problem haz ve erdem arasındaki ilişkidir. Bazı filozoflar hazzı tamamen kötü sayar, bazıları ise hayatın amacı olarak görür. Ben bu iki uç görüşü reddederim. Haz iyi bir etkinliğin doğal sonucudur fakat yaşamın amacı değildir.
Sekizinci problem adaletin doğasıdır. Adalet eşitlik midir yoksa hak edişe göre dağıtım mıdır? Eğer herkes aynı payı alırsa bu her zaman adil olmayabilir. Ben adaletin orantılı eşitlik olduğunu savunurum. İnsanlar katkılarına göre pay almalıdır.
Dokuzuncu problem dostluğun ahlaki değeriyle ilgilidir. Dostluk yalnızca bir duygu mudur yoksa ahlaki bir erdem midir? Ben dostluğun erdemle bağlantılı olduğunu savunurum. En yüksek dostluk erdemli insanlar arasında kurulur.
Onuncu problem insanın kendisiyle olan ilişkisi meselesidir. Bir insan kendini sevebilir mi? Bazıları bunu bencillik olarak görür. Ben ise erdemli insanın kendini sevmesinin doğal olduğunu söylerim çünkü o akla uygun bir yaşam sürer.
On birinci problem toplum ve birey ilişkisidir. İnsan yalnız başına iyi yaşayabilir mi? Ben insanın doğası gereği politik bir varlık olduğunu savunurum. İnsan toplum içinde yaşar ve iyi yaşam ancak toplum içinde mümkündür.
On ikinci problem yasaların rolüdür. İnsanlar yalnızca öğütlerle mi erdemli olur yoksa yasalar da gerekli midir? Ben iyi yasaların insanların karakterini şekillendirdiğini savunurum. Bu nedenle siyaset ve ahlak birbirinden ayrı değildir.
On üçüncü problem düşünsel yaşam ile pratik yaşam arasındaki farktır. En iyi yaşam hangisidir: eylem dolu bir yaşam mı yoksa düşünceye adanmış bir yaşam mı? Ben düşünsel yaşamın daha yüksek olduğunu savunurum çünkü akıl insanın en yüksek yetisidir.
On dördüncü problem insanın tanrısal olana yaklaşma meselesidir. İnsan sınırlı bir varlık olsa da düşünme yetisi sayesinde evrensel gerçekleri kavrayabilir. Bu nedenle düşünsel etkinlik insanı tanrısal olana en çok yaklaştıran faaliyettir.
On beşinci ve son problem insan yaşamının bütünlüğüdür. Mutluluk yalnızca tek bir erdemle elde edilmez. İnsan cesaret, adalet, dostluk, ölçülülük ve bilgelik gibi erdemleri birlikte geliştirmelidir. İnsan hayatı bu erdemlerin dengesi içinde iyi hale gelir.
Bu tartışmaların tamamı Nikomakhos’a Etik’in temel mesajını ortaya koyar. İnsan yaşamının amacı yalnızca haz veya başarı değildir. Gerçek amaç akla uygun erdemli bir yaşam kurmaktır. İnsan doğru alışkanlıklar geliştirir, aklını rehber edinir, dostluk ve adalet içinde yaşar ve sonunda düşünsel etkinlikte en yüksek mutluluğa ulaşır.
Aristoteles olarak Nikomakhos’a Etik boyunca uzun tartışmalar yürütürüm; fakat bu tartışmaların özünü yoğunlaştırdığımızda ortaya bazı temel ilkeler çıkar. Bunlar benim ahlak anlayışımın çekirdeğini oluşturan düşünce formülleridir. Her biri insan yaşamının nasıl iyi hale geleceğini kısa fakat güçlü bir şekilde ifade eder.
İnsan hayatının nihai amacı mutluluktur. İnsan her şeyi başka bir şey için ister fakat mutluluğu yalnızca kendisi için ister. Bu nedenle bütün eylemlerimizin en son hedefi mutluluktur.
Mutluluk bir duygu değil bir etkinliktir. İnsan iyi olduğu için mutlu olmaz; erdemli eylemler içinde bulunduğu için mutlu olur. Mutluluk, ruhun erdeme uygun etkinliğidir.
İnsan doğası akla dayanır. Bu nedenle iyi yaşam aklın rehberliğinde yaşanan yaşamdır. Aklın yönettiği hayat düzenlidir, ölçülüdür ve dengelidir.
Erdem doğuştan verilmez, alışkanlıkla kazanılır. İnsan doğru davranışları tekrar ettikçe karakteri şekillenir. Böylece iyi eylemler zamanla insanın doğası haline gelir.
Erdem aşırılık ile eksiklik arasında bulunan dengedir. Cesaret korkaklık ile gözü karalık arasındadır; cömertlik cimrilik ile savurganlık arasındadır. Erdem doğru ölçüyü bulma sanatıdır.
Doğru ölçüyü belirleyen şey pratik bilgeliktir. Bilge insan her durumda neyin uygun olduğunu ayırt edebilir. Ahlaki yaşam kurallarla değil, akıllı değerlendirmelerle şekillenir.
İnsan doğru olanı bildiği halde yanlış yapabilir. Arzular aklı bastırdığında irade zayıflığı ortaya çıkar. Bu nedenle erdem yalnızca bilgi değil, karakter disiplinidir.
Adalet erdemlerin toplumsal biçimidir. Adil insan yalnızca kendisi için değil, başkaları için de doğru davranır. Toplumun düzeni adalet sayesinde korunur.
Dostluk iyi yaşamın vazgeçilmez unsurudur. İnsan tek başına mutlu olamaz. En yüksek dostluk erdemli insanların birbirini karakteri için sevmesidir.
İnsan yaşamının en yüksek etkinliği düşünmedir. İnsan aklını kullanarak hakikati araştırdığında doğasının en yüksek yönünü gerçekleştirir. Bu nedenle tefekkür hayatı en yüksek mutluluk biçimidir.
İnsan aklını rehber edinerek erdemli alışkanlıklar geliştirir, toplum içinde adalet ve dostlukla yaşar ve sonunda düşünsel etkinlikte en yüksek mutluluğa ulaşır.
Bir yanıt yazın