Devinim, en genel anlamıyla var olanın zaman içinde değişmesidir. Bu değişim yer değiştirme olmak zorunda değildir, biçim, yapı, enerji düzeyi, düzen derecesi ya da ilişki biçimi de değişebilir. Devinimi yalnızca gözle görülen hareketle özdeşleştirmek kavramı daraltır. Çünkü devinim, varlığın durağan değil süreçsel olduğunu ifade eder. Bu noktada devinim, canlılıktan önce gelir, hatta canlılık devinimin özel bir biçimi olarak ortaya çıkar.
Canlılık devinimin bir sonucu mudur. Canlı varlıklar kuşkusuz devinir, büyür, metabolizma yürütür, çevreyle etkileşir. Ancak bu devinim, canlılığa özgü değildir. Cansız dediğimiz varlıklar da devinir. Bir kayanın aşınması, bir kristalin oluşması, buzun erimesi ya da gezegenlerin yörüngelerinde dönmesi açık biçimde devinimdir. Buradaki fark, canlı devinimin amaçlı ve kendini sürdürmeye dönük olması, cansız devinimin ise zorunlu fizik yasalarına bağlı olmasıdır. Yani canlılık devinimin varlığıyla değil, devinimin örgütlenme tarzıyla ilgilidir.
Bu ayrım klasik felsefede özellikle Aristoteles tarafından ele alınmıştır. Aristoteles devinimi, bir şeyin potansiyel haldeyken edim haline geçmesi olarak tanımlar. Tohumun ağaç olması, yalnızca fiziksel bir değişim değil, içkin bir imkanın açığa çıkmasıdır. Cansız bir taşta böyle bir içsel amaç yoktur, ancak taş yine de devinir. Bu nedenle Aristoteles için devinim, canlılığa indirgenemez, canlılık devinimin belirli bir türüdür.
Entropi yasası ile devinim arasındaki bağ burada belirleyici hale gelir. Entropi, kapalı sistemlerde düzensizliğin artma eğilimini ifade eder. Bu artış da bir devinimdir, ancak yönü bellidir. Isı yayılır, enerji dağılır, düzen bozulur. Cansız evrende devinim çoğunlukla bu yönde ilerler. Canlılar ise dikkat çekici bir istisna gibi görünür. Canlı sistemler kendi içlerinde düzen üretir, karmaşıklıklarını artırır. Ancak bunu yaparken çevrelerine daha fazla entropi yayarlar. Yani canlılık entropi yasasına karşı değildir, onu yerel olarak geciktirir, bedelini dışarıya öder.
canlılar için devinim zorunludur, çünkü canlılık denge değil sürekli dengesizlik halidir. Metabolizma durduğunda, etkileşim kesildiğinde, değişim sona erdiğinde canlılık da sona erer. Ancak bu zorunluluk, cansızlarda olduğu gibi kör bir fiziksel zorunluluk değil, kendini sürdürmeye yönelik bir zorunluluktur. Canlı, devinmediği anda entropiye teslim olur.
devinim canlılığın işareti olmaktan önce varlığın temel koşuludur. Cansız varlıklar da devinir, ancak canlılar devinimi örgütler, yönlendirir ve anlamlandırır. Entropi yasası devinimin genel yönünü belirlerken, canlılık bu yön içinde geçici adacıklar oluşturur. Bu nedenle devinim, ne yalnızca canlılara özgüdür ne de canlılar için rastlantısaldır. Devinim, var olmanın kendisidir.
Duygu ve düşüncede devinim, insan zihninin zaman içinde sabit kalmayan yapısını ifade eder. İnsan zihni bir nesne gibi durmaz, aksine sürekli bir oluş halindedir. Bir duygu ortaya çıkar, yoğunlaşır, başka bir duyguyla yer değiştirir ya da sönümlenir. Bir düşünce kurulur, sorgulanır, genişler, itirazla karşılaşır veya terk edilir. Bu süreç, zihinsel alanın durağan değil akışkan olduğunu gösterir.
Duygudaki devinim, çoğu zaman dış bir olayla başlar ama yalnızca dış nedene bağlı değildir. Aynı olay farklı zamanlarda aynı kişide farklı duygular uyandırabilir. Bu durum, duygunun salt tepki olmadığını, hafıza, beklenti ve anlamlandırma ile birlikte hareket ettiğini gösterir. Örneğin bir kayıp önce yoğun bir acı doğurur, zamanla bu acı yerini kabullenişe, hatta bazen dinginliğe bırakır. Burada devinen şey olay değil, olayın zihindeki anlamıdır.
Düşüncedeki devinim ise daha açık biçimde zamansaldır. İnsan bir düşünceyi tamamlanmış halde bulmaz, onu kurar. Önce sezgi vardır, sonra kavramlaşma gelir, ardından ilişkilendirme ve eleştiri ortaya çıkar. Bir fikir, başka bir fikirle çarpıştığında değişir. Bu yüzden düşünce, bir sonuçtan çok bir süreçtir. Düşünmenin kendisi devinimdir. Düşünce durduğunda zihinsel yaşam da donuklaşır.
Duygu ve düşünce devinimi birbirinden bağımsız değildir. Bir duygu düşünceyi yönlendirir, bir düşünce duyguyu dönüştürür. Korku düşünceyi daraltabilir, umut düşünceyi genişletebilir. Aynı şekilde bir düşünce, örneğin bir tehdidin gerçek olmadığının fark edilmesi, korkuyu azaltabilir. Bu karşılıklı etkileşim, zihinsel devinimin çok katmanlı olduğunu gösterir.
Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Devinim her zaman ilerleme anlamına gelmez. Duygu ve düşünce bazen kendi etrafında döner. Sürekli aynı korkunun üretilmesi, aynı düşüncenin tekrar edilmesi de bir devinimdir ama kısır bir devinimdir. Bu tür devinimde değişim vardır ama dönüşüm yoktur. Dönüşüm, devinimin yön kazanmasıyla mümkündür.
Duygu ve düşüncede devinim, insan olmanın zorunlu bir koşuludur. Tam bir zihinsel durağanlık canlılıkla bağdaşmaz. Ancak bu devinimin farkında olunmadığında insan devinimi yönetmez, devinim insanı sürükler. Bu nedenle duygu ve düşüncedeki devinimi anlamak, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. Zihin devinir, insan bu devinimin içinde kendini kurar.
Tanrı için devinimden söz edilebilirmi ? Tanrı’nın nasıl düşünüldüğüne bağlıdır. Devinim, zaman içinde bir halden başka bir hale geçiştir. Bu tanım kabul edildiğinde, Tanrı’ya devinim atfetmek Tanrı’nın eksik, tamamlanmamış ya da değişime muhtaç olduğu anlamına gelir. Bu nedenle klasik teoloji ve metafizik geleneklerin büyük kısmı Tanrı için devinimi reddetmiştir.
Antik ve ortaçağ felsefesinde bu mesele en açık biçimiyle Aristoteles üzerinden tartışılır. Aristoteles’e göre Tanrı, hareket ettirilen değil, hareket ettirendir. Kendisi devinmez ama her şeyi devindirir. Bunun nedeni şudur. Devinim potansiyelden edime geçiştir. Tanrı ise bütünüyle edimdir. Potansiyeli olmayan bir varlıkta devinim de olmaz. Bu anlayışta Tanrı, mutlak değişmezliktir.
Bu çizgi, Yeni Platonculukta da sürer. Plotinos için Tanrı ya da Bir, her türlü değişimin ötesindedir. Devinim, çokluk ve zaman alanına aittir. Tanrı ise zamanın içinde değil, zamanın kaynağındadır. Bu nedenle Tanrı’da devinim değil, taşma söz konusudur. Taşma, Tanrı’nın değişmesi değil, varlığın Tanrı’dan zorunlu olarak ortaya çıkmasıdır.
İslam ve Hristiyan skolastiğinde de benzer bir tutum görülür. Thomas Aquinas Tanrı’yı mutlak sadelik ve değişmezlik olarak tanımlar. Tanrı’da öncesi ve sonrası yoktur. Zamanla birlikte değişen bir Tanrı, Tanrı olamaz. Bu nedenle Tanrı için devinimden söz etmek, Tanrı’yı yaratılmışlar düzeyine indirmek anlamına gelir.
Buna karşılık bazı mistik ve süreç temelli yaklaşımlar farklı bir dil kullanır. Süreç felsefesi ve bazı tasavvufi yorumlarda Tanrı’nın fiilleri açısından bir devinimden söz edilir. Ancak bu devinim Tanrı’nın zatında değil, Tanrı ile âlem arasındaki ilişkidedir. Tanrı değişmez, fakat ilişki değişir. İnsan dua eder, tövbe eder, yönelir. Bu yönelime verilen karşılıklar zamansal olarak farklılaşır. Bu durum, Tanrı’nın devindiğini değil, insanın zaman içinde değiştiğini gösterir.
Bu nedenle net bir ayrım yapmak gerekir. Tanrı’nın zatında devinimden söz edilmez. Çünkü devinim eksiklik ve zamanlılık içerir. Tanrı’nın fiilleri ve âlemle ilişkisi açısından ise zamansal bir görünüm ortaya çıkar. Bu görünüm, insanın perspektifinden kaynaklanır. Tanrı değişmez, fakat değişen varlık, değişmeyeni farklı biçimlerde tecrübe eder.
klasik metafizik açısından Tanrı için devinimden söz edilemez. Devinim yaratılmış olana aittir. Tanrı devinimin içinde değildir, devinim Tanrı’ya nispetle mümkündür. Bu da Tanrı’yı durağan bir varlık değil, değişimin imkânı olarak düşünmeyi gerektirir.
Bir yanıt yazın