Hiçlik insanın gözlerinin açıldığı andır. Mücadele dahil olmak üzere kutsanan her şeyin içinin boş olduğunu fark etmektir. Değer denilen şeylerin uydurma anlam denilen şeylerin dayatma olduğunu görmektir. Bu dünya yüceltilen bir düzen değil üzerine makyaj çekilmiş bir çürümedir. Ve insan her şeyin aslında bir hiçten ibaret olduğunu kavradığı anda uyanır.
Doğa yasaları otoriteler hukuk ahlak ve kutsal sayılan tüm kurallar insanın tarafında değildir. Hiçbiri insanı özgürleştirmek için var olmamıştır. Tam tersine insanı hizaya sokmak korkutmak ve boyun eğdirmek için üretilmişlerdir. Hiçlik dünyadan bir şey beklememeyi öğrenmektir. Umudu terk etmek kaygılardan sıyrılmak ve köleleştiren her bağdan kurtulmaktır.
Erdem gurur vicdan ve saygı insanın insanı yönetebilmesi için üretilmiş süslü yalanlardır. Çıkarın ahlak kılığına sokulmuş halidir. Hiçliği kavrayan biri bu maskeleri tanır ve artık onlara inanmaz.
Hiçlik taraf tutmamak değildir. Hiçlik her şeye karşı durmaktır. Kendini merkeze koymak değil dayatılan her merkezi reddetmektir. Hiç olan insanın elinde kalan tek gerçek kendisidir. Ve onun ayrılmaz parçası olan ölüm gerçeğidir.
Ölüm bir korku değil tam bir çözülmedir. Mutlak hiçliğe dokunuştur. Sahip olma tutkusunu iktidar arzusunu geleceğe dair tüm safsataları anlamsızlaştıran son perdedir. Umut ise bu işkenceyi uzatan en sinsi tuzaktır.
Hiçliği benimseyen insan dünyevi çekişmeleri ciddiye almaz. Çünkü herkesin bir şey olmaya çalıştığı bir dünyada hiçbir şey olmamak en büyük özgürlüktür. Amaç edinmez biriktirmez yücelmez. Gelişmek ve yükselmek onun gözünde yalnızca yeni zincirlerdir.
Hiç olan insan sadedir. Gösterişten egodan kimliklerden arınmıştır. İnanç onun gözünde gerçeği bilmek istemeyenlerin sığındığı bir barınaktır. Bu yüzden sürekli şüphe eder. Önüne konan hiçbir hakikati olduğu gibi kabul etmez.
Peki neden bireycilik. Çünkü hiçliğin dünyasında insanın tutunabileceği tek yer kendisidir. Her şey ona karşıdır. Mücadele varsa bu bir dava adına değil kendi varlığı adına verilen bir mücadeledir.
Bu dünyada huzur yoktur. Düzenin olduğu yerde huzur olmaz. Hiç olan bunu bilir. Eğer bir dinginlik varsa o da isyandadır. Mücadele anlamsızdır ama kaçınılmazdır. Çünkü öfke bir tepki değil hayatta kalma refleksidir.
Hiçlik dünyadan bir beklenti taşımaz. Ama bu daha iyi bir dünya arzusunun olmadığı anlamına gelmez. Sadece bunun asla gerçekleşmeyeceğini bilmenin berraklığıdır. Öfkenin kaynağı da budur. Değersiz ve kirli bir düzende yaşamaya zorlanmak.
.Hiçliğin tepkisi insanadır insanın kurduğu medeniyetedir bu medeniyeti meşrulaştıran doğa anlatılarına ve düzene yöneliktir. Huzur ile dünya ne kadar uzaksa huzur ile hiçlik de o kadar uzaktır. Huzur arayan bu yola girmemelidir. Zaten huzur diye bir şeyin olmadığını herkes bilir.
Hiçlik bir hiç olarak her şeye rağmen yaşamayı ve direnebilmeyi bilmektir. Öfke ve isyan hiçliğin yakıtıdır. Doğa kötülüğü güçle ödüllendirir iyiliği ise siler. Bu yüzden güçlü olmak için kötü olmayı reddetmek doğaya karşı durmaktır.
Bu dünyanın kurallarına göre oynayan bu dünyaya benzer. Ölüm ise herkes için son öğretmendir. Hiç olan için özgürlük her şey olan içinse daha yaşarken başlayan bir korkudur.
Bu hiç ile her şey arasındaki bitmeyen çatışmadır. Her şey hiçi yok edemez. bir hiç hiç korkularını inanca dönüştürmez
Bir yanıt yazın