Hikmet

Hikmet, yalnızca bilgiye sahip olmak anlamına gelmez. Hikmet, bilginin anlamla, amaçla ve doğru yerinde kullanımla birleşmiş halini ifade eden derin bir kavramdır. Bu yönüyle hikmet, salt zihinsel birikimden farklıdır. Hikmette esas olan, bilmenin ötesinde, bilinen şeyin hayatta nasıl yer bulduğu ve insanın varoluşuyla nasıl bütünleştiğidir.

İslam düşüncesinde hikmet, çoğu zaman bilgelik olarak karşılanır. Ancak bu bilgelik, sadece teorik bilgi değildir. Hikmet, eşyanın hakikatine uygun biçimde kavranması ve bu kavrayışın doğru davranışa dönüşmesidir. Bir insanın adaletin ne olduğunu bilmesi, başlı başına hikmet sayılmaz. Ancak adaletin ne olduğunu bilmekle birlikte, onu yerinde ve zamanında uygulayabilmesi, hikmete daha yakındır. Bu nedenle hikmet, bilgi ile amel, yani bilme ile yapma arasındaki bağı ifade eder.

Antik Yunan geleneğinde hikmete karşılık gelen kavramlardan biri sophia olarak görülür. Sophia, en yüksek ilkeler hakkında bilgelik anlamına gelir. Bu da yalnızca tek tek olgulara dair bilgi değil, varlığın temel düzeni hakkında kavrayış demektir. Bu anlamda hikmet, varlığın niçin ve ne için olduğu sorularıyla ilişkilidir. İnsan, yalnızca nasıl sorusunu sormaz. Aynı zamanda niçin ve ne için sorularını da sorduğunda, hikmet alanına girmiş olur.

Hikmetin ayırt edici yönlerinden biri, parçalar arasında anlamlı bağlar kurabilmesidir. Hikmet sahibi olarak nitelendirilen kişi, tek tek bilgileri ezberlemiş biri değil, bu bilgileri bütünlük içinde değerlendirebilen kişidir. Örneğin bir hekim, insan bedeninin nasıl çalıştığını teknik olarak bilebilir. Ancak hastanın ruh halini, yaşam koşullarını ve insanî durumunu da dikkate alarak doğru tedaviyi seçtiğinde, bu daha çok hikmetle ilişkili bir tutum olur. Burada bilgi, insanî anlamla birleşmiştir.

Bu nedenle hikmet, episteme ile de ilişkilidir ama onunla özdeş değildir. Episteme, gerekçelendirilmiş ve bilimsel bilgiyi ifade eder. Hikmet ise bu bilginin insan hayatında anlamlı ve doğru biçimde yer bulmasını ifade eder. Bir kişi matematikte ya da fizikte çok ileri bilgiye sahip olabilir. Ancak bu bilgi, insanın kendisiyle, başkalarıyla ve varlıkla kurduğu ilişkide anlamlı bir yönelim üretmiyorsa, bu durum hikmet olarak adlandırılmaz.

Sonuç olarak hikmet, bilginin derin kavrayışla, ahlaki yönelimle ve doğru uygulamayla birleştiği bir bilinç halini ifade eder. Bu yönüyle hikmet, sadece bilmek değil, bilinen şeyi yerli yerine koymak, zamanı ve bağlamı gözeterek hareket etmek ve varlığın anlamına uygun bir tutum geliştirmektir. Bu yüzden hikmet, insan düşüncesinde en yüksek bilgi ve bilgelik biçimlerinden biri olarak kabul edilmiştir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir