
Ignaz Philipp Semmelweis, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa tıbbının içinde doğmuş fakat kendi çağının zihinsel sınırlarını aşmış nadir insanlardan biridir. 1818 yılında Budin’de doğan Semmelweis, hekimliğin henüz bilimsel temellerden çok geleneksel kabullere dayandığı bir dönemde yaşamıştır. O çağda hastalıkların görünmez canlılardan kaynaklandığı bilinmiyor, ölüm çoğu zaman kader, hava veya beden sıvılarındaki dengesizliklerle açıklanıyordu. Doktorlar hastayı iyileştiren kişiler olarak görülüyor, onların bizzat hastalık taşıyabileceği düşüncesi ise neredeyse hakaret sayılıyordu.
Semmelweis’in hayatını değiştiren süreç, görev yaptığı Vienna General Hospital doğum kliniklerinde başladı. Hastanede aynı binada bulunan iki doğum servisinden birinde doğum yapan kadınların büyük kısmı lohusa humması nedeniyle ölürken, diğer serviste ölüm oranı şaşırtıcı biçimde düşüktü. Bu farkın nedeni uzun süre açıklanamamıştı. Semmelweis dikkatini ayrıntılara yönelttiğinde doktorların sabahları kadavra otopsisi yaptıktan hemen sonra ellerini yıkamadan doğuma girdiklerini fark etti. Ebelerin çalıştığı serviste ise otopsi yapılmıyordu. Ona göre ölümün kaynağı dışarıdan gelen görünmez bir bulaşmaydı; doktorlar farkında olmadan ölü bedenlerden taşıdıkları maddeleri canlı annelere aktarıyordu.
1847 yılında Semmelweis radikal sayılabilecek bir karar aldı ve doğuma girecek herkesin ellerini klorlu kireç çözeltisiyle yıkamasını zorunlu hale getirdi. Sonuçlar neredeyse inanılmazdı: kısa süre içinde ölüm oranları dramatik biçimde düştü ve doğum klinikleri ilk kez güvenli hale gelmeye başladı. Bugün basit görünen bu uygulama, aslında modern enfeksiyon kontrolünün başlangıcıydı. Fakat Semmelweis’in karşılaştığı şey bilimsel zafer değil, mesleki direnç oldu. Çünkü onun iddiası doğrudan doktorların hastalarını öldürdüğünü ima ediyordu ve dönemin tıp otoritesi bunu kabul etmeyi reddetti.
Semmelweis mikrop teorisini henüz açıklayacak bilimsel dile sahip değildi; çünkü bakteriler henüz keşfedilmemişti. Bu nedenle gözlemsel olarak doğru olan sonucu teorik olarak temellendiremediği düşünüldü ve görüşleri küçümsendi. Meslektaşları tarafından dışlandı, görevlerinden uzaklaştırıldı ve giderek yalnızlaştı. Hayatının son yıllarında psikolojik çöküş yaşayan Semmelweis bir akıl hastanesine kapatıldı ve 1865 yılında, ironik biçimde, savunduğu enfeksiyonun kendisine bulaşması veya gardiyanların dövmesinden sebep kolunda oluşan kangren sonucu hayatını kaybetti.
Onun ölümünden kısa süre sonra Louis Pasteur’ün mikrop kuramı ve Joseph Lister’ın antiseptik cerrahi uygulamaları Semmelweis’in sezgisel olarak ulaştığı hakikati bilimsel zemine oturttu. Böylece bir zamanlar reddedilen fikir, modern tıbbın en temel ilkesi haline geldi. Bugün ameliyathanelerde, yoğun bakımlarda ve doğumhanelerde uygulanan sterilizasyon kurallarının arkasında onun trajik fakat dönüştürücü keşfi bulunur.
Semmelweis’in hikâyesi yalnızca bir tıp başarısı değil, aynı zamanda insan zihninin hakikat karşısındaki direncinin tarihidir. Bazen gerçek, kanıt eksikliğinden değil, kabul edilmesinin insan gururunu yaralamasından dolayı reddedilir. Bu nedenle Semmelweis, bilim tarihinde yalnızca hayat kurtaran bir doktor olarak değil, haklı olduğu halde çağının anlayamadığı düşünürlerden biri olarak anılır.
Bir yanıt yazın