imagination

İmagination felsefi olarak zihnin duyularla algılanmış olan verileri yeniden düzenleme birleştirme ayırma ve dönüştürme yetisidir. Bu yeti duyular ile akıl arasında bir ara alan gibi çalışır. Ne tamamen duyusal algıdır ne de tamamen soyut düşüncedir. İmagination dış dünyadan gelen izlenimlerin zihinde saklanmasını ve bu izlenimlerin artık dış dünyaya bağlı olmadan yeniden kurulmasını mümkün kılar. Bu yüzden imagination insanın hem düşünmesinde hem de yaratıcı faaliyetlerinde merkezi bir konuma sahiptir.

Felsefi açıdan imagination gerçeklik ile imkan arasında bir köprü kurar. Duyu ile algılanan şey artık orada olmadığında bile zihinde varlığını sürdürür. İnsan görmediği bir şeyi imagination yoluyla tasarlayabilir. Ancak bu tasarım yoktan var etme değildir. Daha önce duyularla temas edilmiş unsurların yeni bir düzen içinde bir araya getirilmesidir. Bu nedenle imagination sınırsız bir hayal gücü gibi görünse de kökü her zaman deneyime dayanır.

Buna basit bir örnek verelim. Hiç deniz görmemiş bir insanın denizi imagination yoluyla tasarlaması mümkün değildir. Ama denizi görmüş bir insan denizin rengini dalgaların sesini ve tuz kokusunu zihninde canlandırabilir. Hatta bu unsurları değiştirerek mor renkli sessiz bir deniz de tasarlayabilir. İşte bu noktada imagination devreye girer. Gerçekten alınmış unsurlar yeni bir biçimde yeniden kurulmuştur.

Bir başka örnek günlük hayattan verilebilir. Çocuklukta görülen bir ev artık mevcut olmasa bile yetişkin bir insan o evi zihninde gezebilir. Odaların yerini pencerelerin ışığını hatta o evde hissedilen duyguyu yeniden yaşayabilir. Bu ne salt hafızadır ne de salt düşünce. Hafızadan gelen malzeme imagination sayesinde canlı bir sahneye dönüşür.

Felsefede imagination sadece bireysel bir yeti olarak değil bilginin oluşumunda da önemli görülür. Kavramlar soyut olsa da çoğu zaman imagination tarafından desteklenir. Adalet özgürlük ya da iyilik gibi kavramlar doğrudan duyularla algılanamaz. Ancak insan bu kavramları somut sahneler ve imgeler üzerinden düşünür. Bir terazinin dengede durması adaletin imgesi haline gelir. Bu imge imagination olmadan zihinde canlanamaz.

Sonuç olarak imagination insan zihninin yaratıcı ve kurucu bir gücüdür. Duyularla alınan verileri korur dönüştürür ve anlamlı bütünler haline getirir. Akıl soyutlar duyular algılar imagination ise bu ikisi arasında sürekli bir hareket sağlar. Bu nedenle imagination olmadan ne felsefi düşünce tam anlamıyla kurulabilir ne de insan kendi iç dünyasını derinlemesine kavrayabilir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir