İmge felsefi olarak zihnin dış dünyada algılanan bir nesnenin doğrudan kendisi olmaksızın onun bir temsilini üretmesi demektir. İmge algı ile düşünce arasında yer alır. Ne tamamen duyusal bir veridir ne de bütünüyle soyut bir kavramdır. İmge zihnin gördüğünü duyduğunu ya da yaşadığını iç dünyada yeniden kurma biçimidir. Bu nedenle imge dış dünyanın bire bir kopyası değil zihnin o dünya karşısındaki yorumu ve yeniden inşasıdır.
Bir ağaca baktığında gözün yalnızca renkleri ve biçimleri algılar. Ancak gözlerini kapattığında ağacı hâlâ düşünebiliyorsan zihninde bir imge vardır. Bu imge gerçek ağacın kendisi değildir çünkü ona dokunamazsın gölgesine giremezsin. Ama tamamen soyut da değildir çünkü belirli bir şekli rengi ve duruşu vardır. İşte bu ara alan imgenin felsefi yeridir.
Felsefede imge çoğu zaman bilgi sorunuyla birlikte ele alınır. Çünkü insan dış dünyayı doğrudan mı bilir yoksa imgeler aracılığıyla mı kavrar sorusu önemlidir. Antik Yunan düşüncesinde Platon imgeye temkinli yaklaşır. Ona göre imge hakikatin bir kopyasının kopyasıdır. Yani gerçek idea vardır onun maddi nesnesi vardır bir de o nesnenin zihindeki gölgesi olan imge vardır. Bu yüzden imge bizi yanıltabilir. Örneğin bir mağara duvarındaki gölgeleri gerçek sanan insan gibi imgeyi hakikatle karıştırabiliriz.
Aristoteles ise imgeye daha olumlu bakar. Ona göre düşünme imgeler olmadan mümkün değildir. İnsan zihni soyut kavramlara bile imgeler aracılığıyla ulaşır. Adalet kavramını düşündüğünde zihninde bir terazi ya da dengede duran bir şey canlanabilir. Bu imgeler kavramın kendisi değildir ama ona ulaşmayı sağlar.
Modern felsefede imge bilinçle ilişkilendirilir. Bir at hayal ettiğinde zihninde canlanan at ne dış dünyadadır ne de salt bir kelimedir. Bu at bilincin ürettiği bir imgedir.
Günlük hayattan bir örnekle imgeyi daha açık görmek mümkündür. Bir çocuk karanlık bir odada asılı duran bir ceketi canavar sanabilir. Burada görünen şey cekettir ama zihinde oluşan imge canavardır. İmge algının üzerine eklenen zihinsel yorumdur. Aynı nesne farklı insanlarda farklı imgeler doğurabilir. Bu da imgenin öznel yönünü gösterir.
Sonuç olarak imge ne yalın bir duyumdur ne de saf bir düşünce. İmge insanın dünyayla kurduğu zihinsel ilişkinin temel araçlarından biridir. Hatırlama hayal etme düşünme ve anlamlandırma süreçleri imge olmadan işlemez. Bu yüzden imge felsefede hem bilginin imkânı hem de yanılgının kaynağı olarak merkezi bir konuma sahiptir. insan daha önce görmediği duyumsamadığı şeyi asla imgeleyemez
Bir yanıt yazın