İnsan nedir sorusu felsefenin belki de en zor ama en kaçınılmaz sorusudur. Çünkü bu soruyu soran da insanın kendisidir. İnsan hem sorunun öznesi hem de nesnesidir. Bu yüzden insan tanımı hiçbir zaman tamamen dışarıdan yapılan nötr bir tanım değildir. Her insan tanımı aynı zamanda insanın kendisini nasıl gördüğünü, dünyadaki yerini nasıl konumlandırdığını ve yaşamı nasıl anlamlandırdığını gösterir.
Antik Yunan’da insan sorusu ilk kez sistemli biçimde düşünülür. Sokrates insanı dış dünyadan çok kendine yöneltir. Onun meşhur çağrısı kendini bil sözüdür. Sokrates’e göre insanı insan yapan şey bedeni değil ruhudur. Ruh ahlaki ve akli bir yapıdır. İnsan iyi ile kötüyü ayırt edebildiği ölçüde insandır. Bu nedenle insan özünde ahlaki bir varlıktır. Bilgi erdemdir ve insan bildiği ölçüde doğru yaşar.
Platon bu anlayışı metafizik bir çerçeveye taşır. Ona göre insan iki dünyaya aittir. Bedeniyle duyular dünyasına, ruhuyla idealar dünyasına. İnsan ruhu aslında idealar dünyasından gelir ve bedene düşmüştür. Bu yüzden insan sürekli bir hatırlama çabası içindedir. Gerçek bilgi öğrenmek değil hatırlamaktır. Platon’da insan geçici bedene hapsolmuş ama özü itibarıyla değişmeyen hakikatle ilişkili bir varlıktır.
Aristoteles insanı daha dünyasal biçimde tanımlar. Ona göre insan akıl sahibi canlıdır. İnsan ne sadece ruhtur ne sadece bedendir. İnsan beden ve ruhun birlikteliğidir. Akıl insanın ayırt edici özelliğidir ama insan aynı zamanda toplumsal bir varlıktır. Aristoteles’in ifadesiyle insan politik bir hayvandır. İnsan ancak toplum içinde potansiyelini gerçekleştirebilir. Bu yüzden insan hem biyolojik hem akli hem de toplumsal bir varlıktır.
Orta Çağ’da insan anlayışı Tanrı merkezli bir çerçeveye yerleşir. İnsan yaratılmış bir varlıktır. Kendi başına mutlak değildir. Varlığını Tanrı’dan alır. Ama insan diğer yaratılmışlardan farklıdır. Akıl ve irade sahibidir. Bu nedenle ahlaki sorumluluk taşır. İnsan burada günah ve kurtuluş ekseninde tanımlanır. İnsan zayıftır ama aynı zamanda yüce bir değere sahiptir.
Modern felsefede insan anlayışı köklü biçimde değişir. René Descartes insanı düşünen özne olarak tanımlar. Düşünüyorum öyleyse varım sözü bu dönüşümün simgesidir. İnsan artık öncelikle bilinçtir. Beden ikincil hale gelir. İnsan kendinden emin olan bir özne olarak dünyayı karşısına alır. Bu yaklaşımda insan bilgiyi kuran merkez haline gelir.
Immanuel Kant bu özneyi sınırlandırır. İnsan ne her şeyi bilen bir tanrı ne de sadece doğanın bir parçasıdır. İnsan fenomenler dünyasında yaşayan ama aklıyla evrensel yasalar koyabilen bir varlıktır. Kant’a göre insan amaçtır. Asla sadece araç değildir. İnsan ahlak yasasını kendi içinde taşır. Bu nedenle insan özgürlük fikriyle tanımlanır. İnsan hem doğaya bağlıdır hem de ahlaki özerkliğe sahiptir.
Georg Wilhelm Friedrich Hegel insanı tarihsel bir varlık olarak düşünür. İnsan tek başına ele alınamaz. İnsan bilinci tarih içinde gelişir. Bireysel bilinç evrensel tin’in bir anıdır. İnsan kendini ancak başkalarıyla ilişkide ve tarihsel süreç içinde tanır. Bu nedenle insan sabit bir öz değil, kendini tarih boyunca gerçekleştiren bir süreçtir.
Bu tarihsel ve metafizik insan anlayışlarını kökten sorgulayan isim Martin Heidegger’dir. Heidegger insanı özne olarak tanımlamaz. İnsan bir şey değildir. İnsan varoluştur. Heidegger insan için Dasein kavramını kullanır. İnsan dünyada bulunur. Önceden seçmediği bir zamana, bir yere, bir dile fırlatılmıştır. İnsan dünyayı teorik olarak seyretmez. Onun içinde yaşar. İnsan kendi varlığını problem edebilen tek varlıktır. Bu nedenle insanın özü yoktur. İnsan kendini yaşayarak kurar. Ölüm bilinci insanı sahiciliğe zorlar. İnsan sonlu bir varlıktır ve bu sonluluk onun en temel yapısıdır.
Jean-Paul Sartre bu çizgiyi daha radikal hale getirir. Ona göre insanın özü yoktur. Varoluş özden önce gelir. İnsan önce vardır sonra kendini tanımlar. İnsan özgürlüğe mahkûmdur. Seçmemek bile bir seçimdir. Bu yüzden insan tamamen sorumluluk taşıyan bir varlıktır. İnsan yaptığı seçimlerle kendini inşa eder.
Bu farklı yaklaşımları bir arada düşünerek geniş ama anlaşılır bir insan tanımı yapmak mümkündür. İnsan sadece biyolojik bir canlı değildir. Sadece düşünen bir bilinç değildir. Sadece toplumsal bir rol değildir. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Kendi varlığını sorgulayabilen tek varlıktır. İnsan dünyaya verilmiş bir bedene sahiptir ama bu bedeni aşan anlamlar kurar. İnsan geçmişten gelir, şimdi yaşar ve geleceğe yönelir. İnsan hem sınırlıdır hem de kendini aşma kapasitesine sahiptir.
En sade ama kapsayıcı ifadeyle insan şudur. İnsan kendisine verilmiş koşullar içinde kendi anlamını kurmaya çalışan, sonlu olduğunu bilen, bu sonluluğa rağmen anlam arayan, dünyayla ve başkalarıyla ilişki içinde var olan bir varlıktır. İnsan hazır bir öz taşımaz. İnsan bir projedir. Yaşadıkça biçimlenen, karar verdikçe yön kazanan bir varoluştur. Bu yüzden insan nedir sorusunun tek ve değişmez bir cevabı yoktur. İnsan bu soruyu sormaya devam eden varlıktır.
Bir yanıt yazın