Zaman nedir

zaman hem herkesin yaşadığı hem de kimsenin tam olarak tanımlayamadığı bir şeydir. Zamanın ne olduğunu sorduğumuzda aslında şunu sorarız. Değişim nasıl mümkündür. Oluş nasıl olur. Biz nasıl yaşarız ve nasıl sona ereriz. Bu yüzden zaman sorusu doğrudan varlık, insan ve anlam sorusuna bağlıdır.

Antik Yunan’da zaman çoğunlukla hareketle birlikte düşünülür. Aristoteles zamanı hareketin sayısı olarak tanımlar. Yani zaman kendi başına akan bir şey değildir. Hareket eden bir şeyin önce ve sonra olarak sayılabilmesidir. Bir şey değişiyorsa zaman vardır. Değişim yoksa zaman da yoktur. Bu anlayışta zaman nesnel bir ölçüdür ve doğaya bağlıdır.

Ancak bu nesnel anlayış erken dönemde sorgulanmaya başlanır. Augustinus zamanın doğayla değil insanla ilişkili olduğunu söyler. Meşhur ifadesi şudur. Kimse sormazsa biliyorum. Sorulunca bilmiyorum. Augustinus’a göre geçmiş artık yoktur. Gelecek henüz yoktur. O halde zaman nerededir. Zaman insanın ruhundadır. Geçmiş hatıra olarak, gelecek beklenti olarak, şimdi dikkat olarak yaşanır. Zaman burada ilk kez içsel bir deneyim olarak düşünülür.

Modern felsefede bu ayrım daha da keskinleşir. Immanuel Kant zamanın dış dünyaya ait bir şey olmadığını söyler. Zaman deneyimin ön koşuludur. Yani biz zamanı deneyimlediğimiz için değil, zaman sayesinde deneyim yaşayabildiğimiz için dünyayı algılarız. Zaman insan zihninin bir formudur. Nesneler zamansal değildir. Biz onları zamansal olarak algılarız. Bu yüzden zaman ne doğanın bir nesnesidir ne de Tanrı’nın yarattığı bir şeydir. Zaman insan bilincinin zorunlu yapısıdır.

Bu çizgiyi farklı bir yönde geliştiren Henri Bergson zamanı ikiye ayırır. Saatle ölçülen zaman nicel zamandır. Parçalara bölünebilir. Ama yaşanan zaman böyle değildir. Yaşanan zaman süre olarak akar. Kesintisizdir. Bir an diğerine mekanik olarak eklenmez. Duygular, bilinç halleri ve yaşantılar iç içe geçer. Bergson’a göre gerçek zaman bu yaşanan süredir. Saat zamanı hayatı çarpıtır.

Zaman sorununu en köklü biçimde dönüştüren isim Martin Heidegger’dir. Heidegger’e göre zaman ne sadece doğadaki hareket ne sadece bilinçteki bir algıdır. Zaman insan varoluşunun yapısıdır. İnsan zamansal bir varlıktır. İnsan geçmişten gelir. Buna atılmışlık denir. İnsan geleceğe yönelir. Olanaklar kurar. İnsan şu anda yaşar. Bu üç boyut ayrı ayrı değil iç içedir. Heidegger buna zamansallık der. Zaman saatle ölçülen bir akış değil, insanın varlığını kurma biçimidir. Bu yüzden zaman varlığın ufkudur.

Bu yaklaşımların tamamını birlikte düşündüğümüzde geniş ama anlaşılır bir zaman tanımı yapmak mümkündür. Zaman ne sadece saatlerin gösterdiği nicel akıştır ne de sadece zihinsel bir yanılsamadır. Zaman değişimin anlam kazanma biçimidir. Bir şeyin artık olmadığı, henüz olmadığı ve şimdi olduğu şekilde deneyimlenmesidir.

En sade ifadeyle zaman şudur. Zaman varlığın açılma tarzıdır. İnsan için zaman geçmişin yüküyle, şimdinin yaşantısıyla ve geleceğin imkânlarıyla birlikte yaşanan bir yapıdır. Zaman akıp giden bir şey değildir sadece. Zaman içinde biz değişiriz, karar veririz, anlam kurarız. Bu yüzden zaman ölçülen bir nesne değil. Yaşanan bir varoluş biçimidir. Zaman sorusu aslında şunu sorar. Biz nasıl var oluyoruz. Ve bu soru insan var olduğu sürece kapanmaz.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir