Kimlik Kişilik Kendilik Erik Üzüm Ceviz

(Erik) Kimlik en dış katmanda yer alan ve bireyin toplumsal dünyada tanınmasını sağlayan yapıdır. Kimlik sorusu çoğunlukla sen kimsin diye sorulduğunda verilen cevaplarla ilgilidir. Bir insanın adı mesleği dili cinsiyeti yurttaşlığı inancı ya da ait olduğu kültür kimliğin parçalarıdır. Bu yönüyle kimlik büyük ölçüde tanınma ve aidiyetle ilgilidir. Toplum bireyi kimlikler üzerinden görür ve birey de kendisini çoğu zaman bu aynada tanır. Felsefi olarak kimlik süreklilik sorunuyla bağlantılıdır. Zaman içinde değişen bir varlık nasıl aynı kişi olarak kalır sorusu burada ortaya çıkar. Bu bağlamda John Locke kişisel kimliği hafıza ve bilinç sürekliliği üzerinden temellendirerek kimliği bedenden çok zihinsel devamlılıkla açıklamaya çalışmıştır. Örneğin çocukluğunu hatırlayan yetişkinin aynı kişi sayılması bu hafıza bağı sayesinde mümkündür.

(Üzüm) Kişilik kimlikten daha içsel ama hâlâ gözlemlenebilir bir düzeydedir. Kişilik bir insanın nasıl davrandığı nasıl tepki verdiği dünyayla hangi karakter yapısı üzerinden ilişki kurduğudur. Mizaç alışkanlıklar ahlaki eğilimler duygusal tepkiler bu alana girer. Kimlik daha çok ne olduğumuzu söylerken kişilik nasıl olduğumuzu anlatır. Bir insan aynı kimliklere sahip olduğu hâlde çok farklı bir kişilik yapısına sahip olabilir. Felsefi düzlemde kişilik ahlak felsefesiyle yakından ilişkilidir çünkü sorumluluk övgü ve suçlama ancak belirli bir kişilik sürekliliği varsayımıyla anlam kazanır. Örneğin öfkesini sürekli denetleyemeyen biri ile soğukkanlı biri aynı kimlikte olabilir ama ahlaki değerlendirme kişilik üzerinden yapılır.

(Ceviz) Kendilik ise en derin ve en problemli kavramdır. Kendilik ben kimim sorusunun değil ben dediğim şey nedir sorusunun karşılığıdır. Burada artık toplumsal etiketler ya da karakter özellikleri yeterli olmaz. Kendilik bilincin kendisine dönmesiyle ortaya çıkar. Düşünen hisseden ve tüm bu yaşantıların farkında olan özne olarak benlik söz konusudur. David Hume bu noktada radikal bir itiraz getirir ve sabit bir kendilik bulamadığımızı yalnızca algı ve duyguların sürekli akışıyla karşılaştığımızı söyler. Ona göre kendilik dediğimiz şey bir töz değil alışkanlıkla kurulmuş bir birlik yanılsamasıdır. Buna karşılık Immanuel Kant deneyimi mümkün kılan bir benlik ilkesini yani transandantal kendiliği savunur. Bu benlik deneyimin nesnesi değildir ama tüm deneyimin koşuludur.

Bu üç kavramı birlikte düşündüğümüzde bir katmanlı yapı ortaya çıkar. Kimlik dış dünyaya dönük ve toplumsal olarak tanınan yüzdür. Kişilik bu kimliği taşıyan bireyin karakteristik işleyiş biçimidir. Kendilik ise hem kimliği hem kişiliği mümkün kılan bilinç merkezidir. Örneğin bir insan vatandaş kimliğini değiştirebilir kişiliği zamanla dönüşebilir ama kendilik sorusu her durumda yeniden ortaya çıkar ve kolayca kapanmaz. Felsefenin bu noktadaki temel katkısı bu kavramları tanımlamaktan çok aralarındaki gerilimi görünür kılmaktır. Çünkü insan hem kendisine verilmiş kimliklerin taşıyıcısıdır hem de bu kimlikleri sorgulayan bir bilinçtir. Bu gerilim çözüldüğünde değil sürdürüldüğünde düşünce derinleşir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir