Yunusun dilinden erik üzüm ceviz

Çıktım erik dalına yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyup der ne yersin kozumu Kerpiç koydum fırına pişirdim kazanı
Bir hoca geldi gördü bu ne biçim yazanı

Erik ağacına çıktım üzüm yedim. Bahçenin sahibi bana çıkıştı ve dedi ki benim cevizimi niye yiyorsun. Yani konuşan kişi alışılmış düzenin dışına çıkan bir deneyim yaşadığını söyler. Erik dalında üzüm yemek mantıkla bağdaşmaz. Bahçe sahibinin itirazı günlük aklın ve yerleşik anlayışın sesidir. Kerpiçi fırına koydum kazan yaptım. Bir hoca geldi baktı ve dedi ki bu nasıl bir yazı ya da bu ne biçim bir iştir. Burada da imkansız görünen bir şey anlatılır. Kerpiçten kazan olmaz. Hocanın şaşkınlığı öğrenilmiş bilgiye dayanan aklın bu tür sembolik anlatımı kavrayamamasını temsil eder.

Hakikat her zaman görünen düz mantıkla anlaşılmaz. Alışkanlıkla kurulan anlam düzeni kırılmadan derin olana ulaşılamaz. Yunus bunu soyut bir açıklama yerine gündelik hayatta imkansız görünen örneklerle anlatır. Bu dizeler Yunus’un bilmece üslubunu ve zahir ile batın arasındaki gerilimi gösterir.

Erik dalında üzüm yemek duyularla kavranan akla aykırıdır ama şiirin maksadı mantıksızlık değil alışılmış anlam düzenini kırmaktır. Bostan sahibinin çıkışı zahir ehlinin itirazını temsil eder. Kerpiçten kazan pişirmek ve hocanın bunu anlamlandıramaması ise medrese aklı ile irfan aklı arasındaki farkı imler. hakikatin düz akılla değil tecrübe ve sezgiyle kavranacağını örnekle anlatır

Üzüm dalında iken hamdır, koparıldığında yenir, ezildiğinde şıra olur, zamanla mayalanarak başka bir mahiyete dönüşür. Yunus Emre için üzüm bu dönüşüm sürecinin kendisidir. İnsan da böyledir. Ham benlik halinde iken nefs ağır basar, terbiye ile olgunlaşır, acı ve emekle ezilir, sabır ve zamanla başka bir varlık düzeyine geçer. Üzümün şarap oluşu sarhoşluk çağrışımı ile değil benliğin çözülmesi, aklın sınırlarının aşılması ve ilahi aşkın tecrübesi olarak okunur. Buradaki sarhoşluk bilinç kaybı değil benlik iddiasının çözülmesidir.

Ceviz Sert kabuğu dış dünyayı, alışkanlıkları, benliği ve sureti temsil eder. Kabuğun içinde saklı olan öz ise hakikattir. Cevize bakıp sadece kabuğu gören aç kalır, onu kıran ise beslenir. Yunus Emre bu imge ile bilgi ile bilgelik arasındaki farkı anlatır. Dıştan öğrenilen bilgi kabukta kalır, içten idrak edilen hakikat ise özü besler. Burada ceviz kırmak zahmetli bir eylemdir, bu da hakikatin kolay verilmediğini, emek ve cesaret istediğini gösterir.

Üzüm dönüşümü, ceviz ise idraki temsil eder. Biri süreçtir, diğeri derinliktir. Sadece üzümle yetinen dönüşür ama neye dönüştüğünü bilmeyebilir. Sadece cevizle uğraşan ise özü ister ama dönüşüm zahmetinden kaçarsa kabuğu kıramaz. Yunus Emre’nin işareti ikisini birlikte yürütmektir. Hem pişmek hem anlamak, hem yanmak hem idrak etmek.

Bu yüzden Yunus’un dilinde üzüm ve ceviz köylü sofrasının basit yiyecekleri olmaktan çıkar, insanın varlık serüvenini anlatan ontolojik ve ahlaki metaforlara dönüşür. Şiirlerindeki sadelik bir eksiklik değil bilinçli bir tercihtir. Çünkü Yunus’a göre hakikat karmaşık kelimelerde değil, herkesin elinin değdiği üzümde ve cevizde saklıdır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir