Toplumda sıkça kullanılan Allah razı olsun ifadesi bir teşekkür biçimi olarak yerleşmiştir. Bir iyiliğe karşılık söylenir bir yardımın ardından dile getirilir. Kimi için bu söz yalnızca bir nezaket kalıbıdır. Kimi içinse dua anlamı taşır. Allah senden hoşnut olsun seni mükafatlandırsın düşüncesini içerir.
Ancak bu ifadenin anlamı üzerine düşünmeye başladığımızda sessiz ama derin bir çelişkiyle karşılaşırız. Tanrı zamandan münezzeh tir. Başlangıç ve bitişleri ezelden bilen tüm olasılıkları kuşatan mutlak bir bilinçtir. Böyle bir varlık için sürpriz değişim ya da beklenmedik bir durum söz konusu değildir. Bu durumda Tanrının razı olması ne anlama gelir sorusu ortaya çıkar.
Eğer Tanrı her şeyi ezelde bilmiş ve takdir etmişse insanın iyiliği de kötülüğü de seçimi de yanlışı da zaten onun ilminde mevcuttur. O halde bir eylemden razı olmak ya da olmamak gibi bir durumdan söz etmek Tanrıyı insani bir tepki alanına indirmek anlamına gelmez mi. Razı olmak bir değişim halini ima eder. Oysa değişmeyen bir bilinç için bu tür bir tepki mantıksal bir sorun üretir.
Bu noktada mesele tersine çevrilmelidir. Razı olması gereken Tanrı değil insanın kendisidir.
İnsan seçmediği bir tarihte seçmediği bir coğrafyada seçmediği bir anne babadan doğar. Diline dinine örflerine alışkanlıklarına hazır bir dünya içinde gözlerini açar. Kültür ahlak inanç korku gibi tüm zihinsel kodlar daha kişi ben demeden zihnine yerleşir. Bu koşullar altında şekillenen bir varlığın mutlak özgürlüğünden söz etmek güçleşir. Kaderini seçmemiş bir insanın seçimlerinden söz etmek bu nedenle sorunlu bir anlam taşır.
Bu yüzden insanın asıl sınavı başına geleni değiştirmek değildir. Asıl sınav olanı kabullenmek ve onunla barışabilmektir. Rıza tam olarak burada ortaya çıkar. Rıza Tanrının değil insanın içsel onayıdır.
Rıza kavramı çoğu dini gelenekte Tanrıya atfedilen bir nitelik olarak anlatılır. O razı olur O hoşnut olur O bağışlar. Ancak Tanrı tüm olayların yazıcısıysa onun hoşnutluğu bir değişim hali değil bir bilinç halidir. Bu bilinç insanın içinde yankı bulur. Vicdan olarak huzur olarak içsel denge olarak ortaya çıkar.
Bu nedenle Tanrının rızası denilen şey gerçekte insanın kendi eylemiyle barışmasıdır. Bir insan iyilik yaptığında içsel bir sükunet hissediyorsa razı olunan da razı olan da yine kendisidir. Tanrı bu döngüde yalnızca bilendir. Razı olan değildir.
Rıza pasif bir kabulleniş değildir. Kör bir teslimiyet de değildir. Aksine hayatın ağırlığını taşıyabilme cesaretidir. Kaderini sevebilmek. Anlamı kendi yüklenmek. Taşını her defasında yeniden tepeye taşıyabilmektir. İnsan seçmediği bir dünyaya doğar ama o dünyaya vereceği anlamı kendisi seçer. Bu seçimin sorumluluğu rızanın kendisidir.
Allah razı olsun ifadesini kullandığımızda çoğu zaman farkında olmadan sorumluluğu gökyüzüne bırakırız. Oysa rıza gökten inmez. İçeriden doğar. Bazen bu söz insanın Tanrıya değil kendine şükretmesidir. Ben bu hale razıyım demektir.
Belki de daha doğru olan ifade şudur. Ben razıyım Tanrım. Çünkü bu hayat benim payıma düşen mucizedir.
Bir yanıt yazın