İnsan Tanrı hakkında düşünebilir mi.??? bütün düşünce tarihinin düğüm noktalarından biridir. Çünkü bu soru Tanrıdan önce insanın ne yapabildiğini sorar. İnsan nedir. Düşünme nedir. Dil nedir. Sınır nerededir. Bu sorular netleşmeden Tanrı hakkında konuşmak hep kaygan zeminde kalır.
İnsan Tanrı hakkında düşünür. Bunu fiilen yapar. Tarih bunun tanığıdır. Dualar vardır. Metinler vardır. Felsefeler vardır. İtirazlar vardır. İnkarlar bile vardır. Ama burada düşünmek kelimesinin ne anlama geldiği belirleyicidir. İnsan Tanrı hakkında düşünürken Tanrıyı mı düşünür yoksa Tanrı fikrini mi düşünür. İşte kırılma noktası buradadır. İnsan Tanrının kendisini değil. Tanrıya dair zihninde oluşan tasavvuru düşünür. Düşüncenin nesnesi Tanrı değil. Tanrı fikridir.
Bir insan denizi hiç görmemiş olsun. Deniz hakkında konuşur. Kitaplardan okumuştur. Başkalarından dinlemiştir. Deniz tuzludur der. Sonsuzdur der. Derindir der. Burada konuşulan şey denizin kendisi değildir. Denize dair anlatıdır. Denizi gören biri bile denizi tamamen anlatamaz. Çünkü gördüğü deniz değildir. Denizle kurduğu ilişkidir. Tanrı söz konusu olduğunda bu mesafe daha da artar.
İnsan Tanrı hakkında konuşabilir. Ama bu konuşma doğrudan anlatım değildir. Dolaylıdır. Mecazlıdır. Sınırlıdır. İnsan dili sınırlı olduğu için değil. İnsan deneyimi sınırlı olduğu için. Dil deneyimi taşır. Deneyimin olmadığı yerde dil ya susar ya mecaza kaçar. Bu yüzden Tanrı hakkında konuşan bütün gelenekler dili zorlar. Negatif ifadeler kullanır. ölmez uyumaz yorgunluk çökmez korkmaz v s vs Benzetmeler yapar. Sessizliği över. Çünkü doğrudan konuşmanın mümkün olmadığını bilir.
Burada çok eski bir söz devreye girer. Tanrı hakkında söylenen her şey Tanrı değildir. Bu söz basit ama keskindir. Çünkü insanın kurduğu her cümle Tanrıyı değil. Kendi anlayışını gösterir. Bu yüzden Tanrı hakkında konuşmak her zaman risklidir. Konuşan kişi farkında olmadan Tanrıyı küçültür. Onu dile sığdırmaya çalışır. Dil ise insan ölçüsüdür.
Tanrıyı tanımlayabilir mi sorusu daha da kritiktir. Tanım bir şeyin sınırlarını çizmektir. bu masa ağaçtan yapılmış beyaza boyanmış odanın ortasında duruyor dört bacağı var yemek yemek içinm- yapılmı gibi sınırları çizmeden hiç bir şey tanımlanamaz Tanım yapan şeyin ne olduğunu söylerken ne olmadığını da belirler. Tanrı tanımlandığında sınırlandırılmış olur. Sınırlandırılan şey Tanrı olamaz. Bu yüzden Tanrıyı tanımladığını söyleyen aslında Tanrıdan değil. Kendi Tanrı anlayışından bahsetmektedir. Tanım Tanrıya değil. Tanrı tasavvuruna aittir.
Bir insan Tanrı iyidir der. Bu cümle Tanrı hakkında mı konuşur yoksa insanın iyi dediği şey hakkında mı. İyi kavramı insan tecrübesinden gelir. Acının az olduğu. Adaletin sağlandığı. Düzenin korunduğu yerlerde iyi deriz. Bu kelime Tanrıya yüklendiğinde anlamını değiştirir. Ama insan bunu fark etmez. Kendi iyisini Tanrıya taşır. Bu bir tanım değildir. Bir yansıtmadır.
Tanrıyı tasvir edebilir mi sorusu burada devreye girer. Tasvir görünür olana aittir. Şekil gerektirir. Mekan gerektirir. Oran gerektirir. Tanrı tasvir edildiğinde insan farkında olmadan Tanrıyı bir varlık türü gibi düşünür. Bir nesne gibi. Bir fail gibi. Bu yüzden tasvir edilen şey Tanrı değildir. Tasavvurdur. İnsanın zihninde oluşan bir imgedir.
Bu noktada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar. İnsan Tanrıyı anlatmaz. İnsan Tanrı ile ilişkisini anlatır. Dua eden insan Tanrıyı tanımlamaz. Kendi halini dile getirir. Filozof Tanrıyı ispatlamaya çalıştığında Tanrıyı değil. Akıl yürütmenin sınırlarını gösterir. Teolog Tanrıyı anlatırken aslında inancın dilini kurar. Bunların hiçbiri Tanrının kendisi değildir. Ama hepsi insanın Tanrı karşısındaki duruşudur.
Burada sık yapılan bir hata vardır. Tanrı hakkında konuşmayı Tanrıyı bilmekle karıştırmak. Oysa Tanrı hakkında çok konuşan biri Tanrıyı çok bilen biri değildir. Bazen en az konuşan en fazla bilen olabilir. Bu yüzden bazı gelenekler susmayı en yüksek bilgi sayar. Çünkü susmak bilmediğini bilmektir. Bu ise bilginin en dürüst halidir.
Son soruya gelelim. İnsan Tanrıyı tasvir ediyorsa yaptığı şey nedir. Yaptığı şey Tanrıyı anlatmak değildir. Kendi sınırlarını görünür kılmaktır. Korkularını. Umutlarını. İhtiyaçlarını. Düzen arzusunu Tanrı diliyle ifade etmektir. Tanrı burada bir nesne değil. Bir anlam ufkudur. İnsan Tanrıyı anlatmaz. Tanrı üzerinden kendini anlatır.
Bu yüzden asıl soru Tanrı hakkında ne söyleyebilirim değildir. Asıl soru şudur. Ben Tanrı hakkında konuşurken aslında neyi savunuyorum. dünyadaki adaletsizleri acıları zulümlerimi yada yaşadığım zorlukları sıkıntılarımı hastalıklarımımı gelir dağılımından payıma düşenin yetersizliğimi yada ömrüm son buluyor burada bir sürü sıkıntı çektim artık ötede rahat ve huzura erişmeyimi Bu soru sorulduğunda Tanrı konuşması tevazu kazanır. Sorulmadığında ise Tanrı dili iktidara dönüşür.
Bir yanıt yazın