İnsan hem bilgiye muhtaçtır hem de hata yapmaya mahkumdur. Çünkü insan bilmeden yaşayamaz. Sabah uyandığında bile yüzlerce varsayımla hareket eder. Yerin ayağının altında duracağını suyun içilebileceğini insanların konuşurken belli anlamlar taşıdığını varsayar. Eğer insan hiçbir şeye güvenmezse hayat tamamen durur. Ama diğer taraftan insanın güven duyduğu şeyler de bazen yanlış çıkabilir.
Bir çocuğun yürümeyi öğrenmesini düşün. Çocuk defalarca düşer ama yine de yürümeyi bırakmaz. İnsan zihni de böyledir. Yanılır hata yapar yanlış sonuçlara ulaşır ama yine de doğruyu aramaktan vazgeçmez. Çünkü bilgi insan için sadece merak değildir aynı zamanda hayatta kalma meselesidir. İlkel insanın hangi bitkinin zehirli olduğunu öğrenmesiyle modern insanın hangi bilginin sahte olduğunu ayırt etmeye çalışması aslında aynı mücadelenin devamıdır.
Bu yüzden bazı filozoflar insan bilgisinin kesinlik değil olasılık üzerine kurulu olduğunu düşünür. Yani insan çoğu zaman mutlak doğruya değil güçlü ihtimallere ulaşır. Örneğin bir doktor hastasına teşhis koyarken yüzde yüz kesinlik içinde olmayabilir. Ama elindeki belirtiler testler ve deneyimler onu en güçlü sonuca götürür. Günlük hayatta da böyledir. İnsan çoğu kararını tam kesinlikle değil makul gerekçelerle verir.
Burada bilim ile epistemoloji arasındaki ilişki daha iyi anlaşılır. Bilim de aslında mutlak hakikat dağıtan bir sistem değildir. Bilim sürekli kendini düzelten bir süreçtir. Yeni deneyler yeni gözlemler eski bilgileri değiştirebilir. Bir zamanlar doğru kabul edilen pek çok bilimsel teori daha sonra terk edilmiştir. Ama bu durum bilimin değersiz olduğunu göstermez. Tam tersine bilim güçlüdür çünkü kendi yanlışlarını düzeltebilir.
İnsan zihni sınırlıdır. Her şeyi bilemez. Bazen gördüğü şeyi yanlış anlar bazen duygularının etkisi altında kalır bazen kendi inandığı düşünceleri korumak için gerçeği çarpıtabilir. İnsan çoğu zaman gerçeği olduğu gibi değil görmek istediği gibi görür. Bu yüzden bilgiye ulaşmak sadece zekâ işi değildir aynı zamanda karakter meselesidir.
Mesela kibirli bir insan çoğu zaman yanıldığını kabul etmek istemez. Çünkü yanlış yaptığını kabul etmek egosuna zarar verir. Ama gerçekten düşünen insan kendi düşüncesini bile sorgulayabilen insandır.
Neye neden inanıyorum. Bu düşünce bana mı ait yoksa çevremden mi geldi. Bir şeyi gerçekten biliyor muyum yoksa sadece tekrar mı ediyorum. İnandığım şeyin tersini düşünmeye cesaret edebilir miyim. İşte bu sorular insanı zihinsel olarak özgürleştiren sorulardır.
Bugün dünyanın en büyük problemlerinden biri bilgi kirliliğidir. İnsan tarihte hiç olmadığı kadar fazla bilgiye ulaşıyor ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar fazla yanlış bilgiyle karşılaşıyor. İnternet çağında herkes konuşuyor ama herkes düşündüğü için konuşmuyor. Bu yüzden bilgiyle gürültüyü birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor. Çünkü insan artık sadece bilgi aramıyor aynı zamanda doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırmaya çalışıyor.
Sonuç olarak epistemoloji yani bilgi felsefesi insanın kendisini anlamaya çalışma çabasıdır. Çünkü bilgi problemi aslında insan problemiyle aynıdır. İnsan nasıl düşünen bir varlıksa aynı zamanda yanılan bir varlıktır. Ama insanın büyüklüğü belki de burada yatar. Hata yapmasına rağmen gerçeği aramayı bırakmamasında. Sürekli yeniden düşünmesinde. İnandığı şeyleri tekrar tekrar sorgulamasında.
Belki de gerçek bilgelik her şeyi bildiğini sanmak değil ne kadar az bildiğini fark etmektir. Çünkü insan ancak kendi cehaletini gördüğünde gerçekten düşünmeye başlar.
İnsanlık tarihi aslında bir bilgi arayışının tarihidir. İlk insan gökyüzüne baktığında yıldırımı anlamaya çalıştı. Ateşi keşfettiğinde doğayı çözmeye başladı. Ölümü gördüğünde yaşamın anlamını sordu. Yani insan daha en başından beri sadece yaşayan bir canlı olmadı aynı zamanda anlam arayan bir varlık oldu. Epistemoloji dediğimiz şey de bu arayışın düşünsel tarafıdır. İnsan neyi bilebileceğini anlamaya çalışırken aslında kendi sınırlarını da keşfetmeye başladı.
Eski çağlarda insanlar bilgiyi çoğu zaman otoriteden alıyordu. Bir kralın sözü bir din adamının yorumu ya da büyük kabul edilen bir düşünürün fikri çoğu zaman sorgulanmadan doğru sayılıyordu. Ama zamanla insan aklı şunu fark etti, bir düşüncenin eski olması onun doğru olduğunu göstermez. İnsanlar yüzyıllarca dünyanın düz olduğuna inanabilir ama bu inanç gerçeği değiştirmez. Böylece düşünce tarihinde büyük bir kırılma yaşandı. İnsan sadece inanmak istemedi artık neden doğru olduğunu da öğrenmek istedi.
Bu değişim modern bilimin doğuşunu da hazırladı. Çünkü bilim aslında örgütlü şüphedir. Bir iddia ortaya atılır sonra test edilir eleştirilir yeniden sınanır. Eğer yanlışsa terk edilir. Bu yüzden bilim dogma yani sorgulanamaz kesin inanç değil sürekli kendini düzeltmeye çalışan bir süreçtir. Epistemoloji de tam burada devreye girer ve sorar, bir düşünceyi güvenilir yapan şey nedir. Deney mi mantık mı gözlem mi yoksa hepsinin birleşimi mi.
Mesela insanlar uzun süre güneşin dünyanın etrafında döndüğünü düşündü. Çünkü gözle bakıldığında gerçekten öyle görünüyordu. Ama daha sonra matematiksel hesaplamalar ve gözlemler bunun tersini gösterdi. Bu olay insanlık için çok önemliydi. Çünkü ilk defa insan şunu fark etti, duyular her zaman gerçeği olduğu gibi göstermeyebilir. Bazen gerçek ilk bakışta gördüğümüz şeyin tersidir.
Burada epistemolojinin insanı neden zorladığı daha iyi anlaşılır. Çünkü insan zihni kesinlik ister. Belirsizlik insanı rahatsız eder. İnsan net cevaplar arar. Ama bilgi felsefesi çoğu zaman insana kesin cevap değil daha derin sorular verir. Bu yüzden epistemoloji rahatsız edici bir alandır. İnsan kendi düşüncelerinden bile şüphe etmeye başlar.
Örneğin bir insanın çocukluğundan beri doğru kabul ettiği bir düşünceyi sorgulaması kolay değildir. Çünkü inançlar sadece zihinsel değildir aynı zamanda duygusaldır. İnsan bazen bir düşünceye mantık yüzünden değil aidiyet yüzünden bağlanır. Ailesi çevresi kültürü o düşünceyi desteklediği için ona inanır. Bu yüzden bilgi problemi aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir problemdir.
Bir toplum düşün. O toplumda herkes aynı yanlış bilgiyi tekrar ediyor olsun. Yeni doğan çocuk da o bilgiyi doğru kabul ederek büyür. Eğer biri çıkıp bunun yanlış olduğunu söylerse toplum ona tepki gösterebilir. Çünkü insanlar çoğu zaman gerçeği değil alıştıkları düzeni korumak ister. Tarihte birçok düşünürün dışlanmasının nedeni buydu. Sokratesin idam edilmesi de bunun örneklerinden biridir. Çünkü o insanlara düşünmedikleri soruları sorduruyordu.
Bu yüzden epistemoloji sadece bilgi üretmek değildir aynı zamanda zihinsel cesaret işidir. İnsan bazen kendi inançlarını sorgulamak zorunda kalır. Bu ise kolay değildir. Çünkü insanın en güçlü hapishanesi çoğu zaman alıştığı düşüncelerdir.
Bilgi felsefesi sonunda insanı şu noktaya getirir. Belki de mutlak kesinlikten çok daha önemli olan şey dürüst düşünmektir. Yani insanın hoşuna giden şeyi değil kanıtı güçlü olanı kabul etmeye çalışmasıdır. Gerçeği kendi arzularına göre eğip bükmemesidir.
Çünkü insan zihni çok kolay kandırılabilir. Reklamlar siyaset propaganda medya toplumsal baskılar insanın düşüncelerini etkileyebilir. İnsan çoğu zaman bağımsız düşündüğünü sanırken aslında çevresinin ürettiği düşünceleri tekrar ediyor olabilir. İşte epistemoloji insanı bu uyuşukluktan uyandırmaya çalışır.
Sonunda insan şunu anlar. Bilgi sadece birikmiş veri değildir. Gerçek bilgi aynı zamanda düşünme disiplinidir. Ne zaman inanacağını ne zaman şüphe edeceğini bilme sanatıdır. İnsan ancak bu dengeyi kurabildiğinde gerçekten düşünmeye başlar.
Epistemolojinin ulaştığı en önemli sonuçlardan biri şudur. İnsan bütünüyle kusursuz bir bilgiye sahip olamayabilir ama bu durum doğruyu aramanın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü insan tamamen yanılabilir bir varlık olmasına rağmen yine de düşünme yeteneğine sahiptir. İşte insanı diğer canlılardan ayıran temel şeylerden biri budur. İnsan sadece yaşayıp tüketmez aynı zamanda kendi düşüncesini de sorgular.
Bir hayvan korktuğu için kaçar ama insan neden korktuğunu da düşünür. İnsan sadece inanmaz neden inandığını da araştırır. Bu yüzden epistemoloji insanın kendi zihnine dönüp bakmasıdır. Kendi düşünme mekanizmasını çözmeye çalışmasıdır. İnsan dış dünyayı anlamaya çalışırken aslında kendi zihninin sınırlarını da keşfeder.
Bu yüzden bilgi problemi hiçbir zaman tamamen bitmeyecek bir problemdir. Çünkü dünya değiştikçe insanın soruları da değişir. Teknoloji geliştikçe yapay zekâ ortaya çıktıkça sanal gerçeklik arttıkça bilgi sorunu daha karmaşık hale geliyor. Artık insanlar sadece gördüğü şeyin gerçek olup olmadığını değil gördüğü görüntünün yapay zekâ tarafından üretilip üretilmediğini bile sorgulamak zorunda kalıyor. Böyle bir çağda epistemoloji her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Mesela bugün bir video izlediğinde onun gerçek mi sahte mi olduğunu anlamak zorlaşabiliyor. Bir haber milyonlarca insana saniyeler içinde yayılıyor ama o haber tamamen yanlış olabiliyor. İnsan zihni sürekli bilgi bombardımanı altında kalıyor. Böyle bir ortamda düşünmeden inanmak çok daha tehlikeli hale geliyor. Çünkü modern dünyada insanı yönlendiren en büyük güçlerden biri bilgidir.
Bu yüzden epistemoloji sadece akademik bir alan değil aynı zamanda zihinsel savunma mekanizmasıdır. İnsan hangi bilginin güvenilir olduğunu ayırt etmeyi öğrenmezse çok kolay manipüle edilir yani yönlendirilir kandırılır kullanılır. Tarih boyunca büyük kitlelerin yanlış düşünceler uğruna sürüklenmesinin temel nedenlerinden biri de buydu. İnsanlar çoğu zaman düşünmeyi bırakıp sadece tekrar etmeye başladığında dogmalar ortaya çıkar.
Dogma yani sorgulanamaz kabul edilen düşünce epistemolojinin tam karşısında duran şeydir. Çünkü bilgi felsefesi sürekli soru sorar. Kesin kabul edilen düşünceleri bile yeniden incelemek ister. Bu yüzden epistemoloji insan zihnini canlı tutar. Düşünmeyi bir alışkanlığa dönüştürür.
Burada çok önemli bir ayrım vardır. Şüphecilik her şeyi reddetmek değildir. Gerçek şüphecilik düşünmeden kabul etmemektir. İnsan bazen epistemolojiyi yanlış anlayıp hiçbir şey bilinemez sonucuna gider. Oysa epistemolojinin amacı insanı tamamen karamsarlığa sürüklemek değildir. Amaç daha dikkatli daha bilinçli daha sağlam düşünmeyi öğretmektir.
Örneğin bir köprüden geçerken köprünün tamamen çökmez olduğundan yüzde yüz emin olmayız. Ama elimizdeki mühendislik bilgileri testler ve deneyimler o köprünün güvenilir olduğunu gösterir. İnsan hayatı çoğu zaman böyle işler. Mutlak kesinlik yerine güçlü gerekçelerle hareket ederiz.
Aslında günlük yaşamda bile sürekli epistemolojik kararlar veririz. Bir doktora güvenmek bir haberi doğru kabul etmek bir insanın dürüst olduğuna inanmak hep bilgiyle ilgilidir. İnsan hayatı boyunca neye inanacağına karar verir. Bu yüzden bilgi problemi sadece filozofların değil herkesin problemidir.
Bütün bu tartışmaların sonunda insan şunu fark eder. Bilgelik her şeyi bildiğini sanmak değildir. Tam tersine insanın kendi sınırlılığını fark etmesidir. Çünkü gerçekten düşünen insan kendi zihninin bile hata yapabileceğini kabul eder. Bu kabul insanı daha dikkatli daha alçakgönüllü ve daha araştırmacı yapar.
Belki de epistemolojinin insana verdiği en büyük ders şudur. Gerçeğe ulaşmak kolay değildir ama insanın değeri zaten bu arayışta ortaya çıkar. İnsan yanılacağını bile bile düşünmeye devam eder. Çünkü düşünmek insanın varoluşunun en temel parçalarından biridir.
Bir yanıt yazın