İnsan Neden Tam Olarak Mutlu Olamaz?

Bu dünyada bütün istekleri karşılanmış, bütün ihtiyaçları giderilmiş, hiçbir eksiği kalmamış ve mutluluğunu gölgeleyecek hiçbir kaygısı bulunmayan bir insan var mıdır?

Bu soruya kesin bir cevap verdiğimi iddia etmiyorum, yalnızca insanın kendisini, çevresini ve hayatın akışını gözlemlediğimde edindiğim izlenimleri düşünsel bir sorgulamaya dönüştürmek istiyorum.

Kendi hayatıma baktığımda, mutluluğun çoğu zaman eksikliklerin tamamlanması ile değil, eksikliklerle kurduğum ilişkinin değişmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum, sahip olduklarımın içinde yaşarken onların varlığına alışıyorum, bir müddet sonra zaten olması gereken bu gibi algılıyorum, soğuk bir denize girerken suyun ilk etapta beni irkiltirken bir müddet sonra suyun soğukluğuna alışıyor olmak gibi normalleşmeye başlıyor, sahip olmadıklarımı ise hayatımdaki boşluklar olarak algılıyorum, elimde bulunan şeyler hayatımın sıradan bir parçasına dönüşürken ulaşamadığım şeyler zihnimde büyüyebiliyor, böylece sahip olduklarımın değerini zaman zaman unutup sahip olamadıklarımın ağırlığını daha fazla hissediyorum

mesela bir insanın sağlıklı, güvenli bir evi, düzenli bir geliri, sevdiği insanlar ve ihtiyaçlarını karşılayabileceği imkanları olsun, dışarıdan bakıldığında hayatında önemli bir eksiklik görünmeyebilir, fakat bu insan da zaman zaman mutsuz olabilir, çünkü sahip oldukları hayatının olağan düzenine yerleşmiş, beklentileri ise bu düzenin ötesine taşınmış olabilir, daha iyi bir ev, daha fazla para, daha fazla ilgi, daha güçlü bir konum ya da henüz yaşanmamış başka bir hayat ihtimali zihninde belirebilir, insanın sahip olduğu hayat ile yaşamak istediği hayat arasındaki mesafe yeniden açılabilir

Burada kendime şu soruyu soruyorum, insan gerçekten sahip olduklarından mı mutlu olur, yoksa sahip olduklarıyla beklentileri arasındaki ilişki mi onun mutluluğunu belirler?

Arzularımız yalnızca ihtiyaçlarımızdan doğmaz, karşılaştırmalarımızdan, hayallerimizden, geçmiş deneyimlerimizden ve çevremizde gördüğümüz imkanlardan da beslenir, insan sürekli kıyas eder, bir insanın dün kendisi için büyük bir zenginlik saydığı şey, bugün sıradan bir ihtiyaca dönüşebilir, çünkü insan yalnızca hayatındaki şartlara değil, o şartları değerlendirdiği ölçülere de alışır, beklentiler değiştikçe mutluluğun ölçüsü de değişir

İstediğimiz bir şeye kavuştuğumuzda duyduğumuz sevinç, uzun zamandır arzuladığımız bir evi satın aldığımızda, istediğimiz işe girdiğimizde ya da özlediğimiz bir insana kavuştuğumuzda mutlu olabiliriz, fakat bir süre sonra bu yeni durum hayatımızın alışılmış düzenine yerleşebilir, ilk günlerde heyecan veren şey zamanla sıradanlaşabilir, bu o şeyin değerini tamamen kaybettiği anlamına gelmez, yalnızca ona eşlik eden duygunun zaman içinde değişebildiğini gösterir

Sağlıklı olduğumuz günlerde sağlığımızı çoğu zaman düşünmeyiz, oysa bir hastalıkla karşılaştığımızda sağlığın ne kadar değerli olduğunu yeniden fark ederiz, sevdiklerimiz yanımızdayken onların varlığı gündelik hayatın olağan bir parçası olabilir, onları kaybetme ihtimali belirdiğinde ya da gerçekten kaybettiğimizde varlıklarının anlamı zihnimizde değişir, sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman yokluklarıyla karşılaştığımızda daha güçlü hissederiz

Nefes alırken, yürürken, uyurken, güvenli bir yerde yaşarken veya sevdiğimiz insanlarla konuşurken her an mutluluk hissetmeyebiliriz, çünkü bunları hayatın olağan akışı olarak algılarız, fakat bu imkanlardan biri ortadan kalktığında hayatımızın ne kadar değişebileceğini anlarız, insan bazen sahip olduklarının mutluluğunu yaşamaktan çok, onların kaybıyla yüzleştiğinde değerlerini kavrar

İnsanın bütün istekleri karşılanırsa ne olur? ilk bakışta bütün isteklerine kavuşmuş bir insanın mutlu olması gerektiğini düşünebiliriz, fakat bütün isteklerin karşılanması ile bütün ihtiyaçların giderilmesi aynı şey değildir, insanın temel ihtiyaçları belirli ölçüde karşılanabilir, buna karşılık arzularının sınırını çizmek daha zordur, çünkü bir arzu karşılandığında yenisi doğabilir, insan yeni imkanlar gördükçe daha önce bilmediği şeyleri istemeye başlayabilir, dün hayal bile etmediği bir hayat bugün ulaşmak istediği hedefe dönüşebilir

Üstelik bütün isteklerin karşılanması, gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçları ve kayıpları ortadan kaldırmaz, insan yaşlanabilir, hastalanabilir, sevdiklerini kaybedebilir, sahip olduğu şeyleri yitirebilir veya kendisi için değerli olan koşulların değişmesiyle karşılaşabilir, insanın mutluluğu yalnızca bugünkü isteklerinin karşılanmasına bağlı değildir, hayatın zaman içinde değişmesi de mutluluğun sürekliliğini etkiler

Mutluluk dediğimiz şey sürekli devam eden bir duygu mudur, yoksa hayatımızın genelinden memnun olma halimidir?

İnsan her an neşeli olmadığı halde hayatını anlamlı ve değerli bulabilir, zor bir dönemden geçerken bile sevdiği insanlarla kurduğu bağlardan, yaptığı işten veya benimsediği ilkelerden tatmin olabilir, aynı şekilde dışarıdan bakıldığında iyi bir hayat yaşayan biri de yoğun kaygı ve mutsuzluk hissedebilir, demek ki mutluluk tek bir duygudan veya yalnızca sahip olduğumuz imkanlardan ibaret değildir

Özetle, bu dünyada bütün eksiklikleri giderilmiş, her isteği karşılanmış ve mutluluğu kusursuz bir biçimde tamamlanmış bir insan görmüyorum, bu herkes mutsuzdur ya da bu dünya mutlu olma yeri değildir demek değil, insan mutlu olabilir, sevinç duyabilir, hayatından memnun olabilir, benim sorguladığım, hiçbir eksiğin kalmadığı ve mutluluğun hiçbir koşulda bozulmadığı kusursuz bir hayatın mümkün olup olmadığıdır.

Bana göre yanılgımız, mutluluğu bütün eksikliklerin ortadan kalktığı bir son durak olarak görmemizdir, sahip olduklarımıza alışıyor, sahip olmadıklarımızın bizi tamamlayacağına inanıyoruz, bir arzumuzu gerçekleştiriyor, mutlu oluyor, sonra başka bir arzunun peşine düşüyoruz, oysa hem insan hem hayat sürekli değişiyor, değişen bir varlığın mutluluğunu değişmez bir hal olarak düşünmek hiç gerçekçi değil.

Hepimizin zihninde bir ütopya var, fakat hayat bizi çoğu zaman o ütopyadan uzak bir gerçeklikle karşılıyor, iç beklentilerimiz hiçbir zaman dış dünyada tam olarak karşılık bulmuyor, çünkü evrende şeylerin kendinde bir anlam yok anlamı biz inşa ediyoruz, insanın en büyük çelişkisi de burada yatıyor, hayal ettiği hayatın bütün beklentilerini karşılayamayacağını bilmeden ya da bunu kabullenemeden o hayalin peşinden gitmeye devam ediyor, belki de mesele yalnızca mutlu olmak değil, hiçbir zaman tam olarak ulaşamayacağımız o hayat için mücadele etmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir