Varlığın mertebeleri

İnsan, varlığı duyuları aracılığıyla tanır, zihninde temsil eder, dil ile ifade eder ve yazı ile görünür işaretlere dönüştürür, varlıkla kurduğumuz ilişkiyi dört mertebede ele alabiliriz.

Ayni, Zihni, Lafzi ve Hatti varlık

AYNİ, insanın zihninden bağımsız olarak dış dünyada bulunan varlıktır, bir odanın ortasında duran masa, bizim onu düşünüp düşünmememizden bağımsız olarak oradadır, belirli bir şekli, boyutu, kütlesi ve uzayda kapladığı bir yer vardır, insan bu varlığı görme ve dokunma gibi duyuları aracılığıyla algılar, masanın kendisi ile masaya ilişkin duyusal deneyimimiz aynı şey değildir, masa dış dünyadaki varlıktır, algı ise insanın onunla kurduğumuz ilişkidir

ZİHNİ, dış dünyadaki varlığa ilişkin duyusal verilerin zihinde bir temsil oluşturmasıdır, masayı gördüğümüzde onun biçimini, boyutlarını ve diğer özelliklerini algılar, zihnimizde bir imge oluştururuz, artık karşımızda masa bulunmasa bile onu zihnimizde tasarlayabilir, hatırlayabilir ve başka masalarla karşılaştırabiliriz, zihnimizde oluşan bu temsil, dışarıdaki masanın kendisi değil, ona ilişkin zihinsel varlığımızdır, üstelik zihni temsil yalnızca duyuların zihne taşıdığı verilerden ibaret değildir, hafıza, dikkat, kavramlar ve daha önceki deneyimler de bu temsilin oluşumuna katılır

LAFZİ, zihnimizde temsil ettiğimiz varlığı dil aracılığıyla ifade etmemizdir, masayı gördüğümüzde ona masa deriz, böylece zihnimizdeki temsil, seslerden oluşan bir sözcük aracılığıyla başkasına aktarılabilir hale gelir, karşımızdaki kişi masa sözcüğünü duyduğunda kendi deneyimlerine ve bilgisine dayanarak zihninde bir temsil oluşturur, burada iki insanın zihninde aynı imgenin meydana gelmesi gerekmez, birinin zihninde dört ayaklı ahşap bir masa, diğerinde yuvarlak bir yemek masası canlanabilir, onları birbirine bağlayan şey imgelerinin bütünüyle aynı olması değil, aynı sözcüğü ortak bir anlam içinde kullanmalarıdır

HATTİ, dil ile ifade edilen sözün yazılı işaretlerle görünür hale getirilmesidir, masa sözcüğünü kağıda yazdığımızda artık ses yerine harflerden oluşan bir işaret dizisi kullanırız, bu yazıyı bilen ve okuyan kişi, işaretleri tanıyarak sözcüğe ulaşır ve zihninde masaya ilişkin bir temsil oluşturabilir, böylece insanın düşüncesi yalnızca konuşma sırasında değil, yazı aracılığıyla zaman ve mekan içinde de aktarılabilir, yazının kendisi masa değildir, masanın zihnimizdeki imgesi de değildir, o, belirli bir dilde anlam taşıyan sözcüğün yazılı biçimidir

İnsanın varlıkla kurduğu ilişki bu mertebeler üzerinden düşünülebilir, dış dünyadaki nesne algılanır, zihinde temsil edilir, sözcükle ifade edilir ve yazıyla kaydedilir, bu aktarım sayesinde bireysel deneyimler ortak bir iletişim alanına taşınır, masa dediğimizde ya da yazdığımızda herkesin zihninde bütünüyle aynı görüntü oluşmaz, fakat ortak dil sayesinde farklı zihinler aynı varlığa gönderme yapabilir, insanın dünyayı anlamlandırması ve bilgisini başkalarına aktarması bu ortaklığın üzerinde yükselir, insanın varlığa dair bilgisi bu şekilde oluşur, ve ortak deneyim tecrübe ve dil ile birbirime aktarırız, ve bunun üzerinden anlaşırız.

Varlığın ilk iki mertebesi Ayni ve Zihni olan evrenseldir, bu mertebeler, varlığın tanınması ve bilinmesi bakımından birbirinden ayrı olsa da dilsel farklılıklardan bağımsız bir ilişki içindedir, örneğin ateş, dış dünyada belirli fiziksel özelliklere sahip bir varlıktır, insan ateşi duyularıyla algılar, onun ışık verdiğini, ısıttığını, yaktığını ve yemek pişirmekte kullanılabildiğini deneyimler, bu deneyimlerden hareketle ateşe ilişkin zihinsel bir temsil ve bilgi oluşturur, ateşin fiziksel özellikleri Türkçede farklı başka dilde farklı sözcüklerle ifade edilse de sözcüklerin değişmesi ateşin fiziksel özelliklerini değiştirmez, burada evrensel olan, ateşin zihnimizdeki imgesinin herkes için aynı olması değil, ateşin belirli koşullarda ortaya çıkardığı etkilerin kişisel kanaatlerimizden ve kullandığımız dilden bağımsız olarak gözlemlenebilmesidir

Lafzi ve Hatti mertebeler ise bu varlığa ilişkin bilgiyi ifade etme ve aktarma biçimlerimizdir, ateşe Türkçede ateş, İngilizcede fire, Arapçada nar deriz, aynı varlık farklı dillerde farklı seslerle ifade edilir ve farklı alfabelerle yazılır, sözcükler ve yazılı işaretler değişirken bunların gönderme yaptığı varlık aynı kalabilir, bu ayrım bize varlığın kendisiyle onu ifade etmek için kullandığımız araçların aynı şey olmadığını gösterir, insanın ortak bir gerçeklik algısı oluşturabilmesi de varlık hakkındaki deneyimlerini, bilgilerini ve düşüncelerini bu araçlarla birbirine aktarabilmesine dayanır

Varlığın mertebeleri bizi düşünce ile dil arasındaki ilişkiye de götürür, insan yalnızca dış dünyayı algılamaz, algıladığı şeyler üzerinde düşünür, onları zihninde karşılaştırır, aralarında ilişkiler kurar ve yargılara ulaşır, bu zihinsel faaliyeti başkalarına aktarmak istediğinde ise dili kullanır, düşüncenin zihindeki oluşumu ile söz aracılığıyla dışa vurulması arasındaki ilişki, Antik Yunan düşüncesindeki logos ve klasik Arap mantık geleneğindeki nutk kavramları üzerinden ele alınabilir

Logos, Antik Yunan düşüncesinde bağlama göre akıl, düşünce, söz, söylem ve akıl yürütme gibi anlamlar taşır, Arapça mantık geleneğinde nutk kavramıyla ilişkilendirilen bu düşünme ve ifade etme yetisi, nutk-ı dâhilî ve nutk-ı hâricî ayrımıyla açıklanır, nutk-ı dâhilî, insanın zihninde düşünmesi, kavramlar arasında bağ kurması ve yargılara ulaşmasıdır, nutk-ı hâricî ise zihinde oluşan düşüncenin konuşma yoluyla dışa vurulmasıdır, insanın düşünmesi ile konuşması birbirine bağlıdır, ancak bütünüyle aynı şey değildir, her düşünce konuşmaya dönüşmez, her konuşma da önceden açıkça kurulmuş bir düşüncenin kusursuz ifadesi değildir

İnsan varlığı ayni mertebede algılar, zihni mertebede temsil eder, lafzi mertebede ifade eder ve hatti mertebede kaydeder, düşünme bu mertebeler arasında anlam kurmamızı, dil ise kurduğumuz anlamı başkalarına aktarmamızı sağlar, böylece bireysel deneyimler ortak bir bilgi alanına taşınır, farklı diller ve farklı zihinsel imgeler arasında iletişim kurabilir, varlık hakkındaki iddialarımızı karşılaştırabilir ve bilgilerimizi sınayabiliriz, insanın dünyayı anlaması, düşüncelerini ifade etmesi ve ortak bir gerçeklik algısı oluşturması bu ilişkiler üzerinden gerçekleşir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir