Çeşitli dinlerde ve inanç sistemlerinde, özellikle semavi dinlerde, Tanrı’nın insanlara doğrudan ya da seçtiği elçiler aracılığıyla birçok mucize gösterdiği anlatılır, Bu anlatılarda mucizeler çoğunlukla belirli bir elçinin aracılığıyla, belirli bir toplumu ikna etmek, iman etmelerini sağlamak, onları uyarmak ya da Tanrının kudretini göstermek amacıyla gerçekleşir
Fakat burada benim zihnimi kurcalayan ciddi bir soru var, Tanrı demek, sınırsız bir kudret, sınırsız bir bilgi, sınırsız bir merhamet ve kusursuz bir adalet sahip olması gerekir, peki neden gösterdiği mucizeler neredeyse her zaman o insanların gündelik hayatları, bilgi birikimleri, ihtiyaçları ve zihinsel dünyalarıyla sınırlı kalır, neden Tanrı, bir topluma yalnızca kendi çağının anlayabileceği biçimde bir mucize göstermek yerine, insanlığın geleceğini değiştirecek bir bilgi vermedi, neden mucize bütün insanlığı ilgilendiren, tüm insanların hayatlarına dokunacak bir olgu olarak gerçekleşmedi.
Mesela neden bir elçiye şöyle bir bilgi verilmedi, şu bitkileri şu mevsimde, şu toprak koşullarında yetiştirin, şu yöntemlerle tohumları ıslah edin, böylece daha verimli ve hastalıklara dayanıklı bitkiler elde edeceksiniz, neden bir elçiye, çağının insanlarının binlerce yıl sonra keşfedeceği tıbbi bilgilerin bir kısmı verilmedi, şu bitkileri şu oranlarda bir araya getirin, şu hastalığın tedavisinde kullanın, şu mikroorganizmalar hastalığa sebep olur, hastalığın bulaşmasını önlemek için şu yöntemleri uygulayın.
Neden mimari konusunda, bugün bildiğimiz mühendislik ilkelerine benzeyen bilgiler verilmedi, şu geometrik prensipleri kullanın, şu malzemeleri şu şekilde işleyin, Yapılarınızı şu hesaplara göre tasarlayın, böylece daha dayanıklı yapılar inşa edebilirsiniz, neden madencilik konusunda insanlığa yol gösterilmedi, şu bölgelerde şu mineraller bulunur, bu cevherleri şu yöntemlerle çıkarın, şu sıcaklıkta ve şu kimyasal işlemlerle işleyerek demir, bakır ve diğer metalleri elde edebilirsiniz.
Neden enerji konusunda bir bilgi verilmedi, şu mekanizmayı kurun, suyun, rüzgarın, buharın veya başka bir enerji kaynağının hareketini mekanik enerjiye dönüştürün, böylece üretim kapasitenizi artırabilirsiniz, neden matbaanın nasıl yapılacağı gösterilmedi, şu düzenekle yazıları çoğaltabilirsiniz, bilgiyi yalnızca sözlü aktarımın ve sınırlı sayıdaki el yazmasının mahkumu olmaktan çıkarın, kitapları çoğaltın ve insanlığın biriktirdiği bilgiyi gelecek nesillere aktarın.
Hatta Tanrı insanlara yalnızca birkaç mucize göstermek yerine, insanlığın binlerce yıl sonra ulaşacağı bilimsel bilginin temel prensiplerini verseydi, bunun sonuçları çok daha büyük olmaz mıydı, bir toplumun önünde denizin yarılması, bir ölünün dirilmesi, bir hastanın iyileşmesi, bir işaret ile ayın ikiye yarılması, elden su fışkırması, veya doğa yasalarının geçici olarak askıya alınması elbette olağanüstü olaylardır, fakat bunların hiçbiri insanlığın bilgi birikimini kalıcı olarak ileriye taşıyan bir bilgi değildir.
Mucize gerçekleşir ve biter, denizin yarılması orada olup görenler için bir şey ifade edebilir bu günkü insanlar için hiçbir anlamı yok buna inanmakta aklı rasyonelite yi askıya alır keyfi hareket eden kendi koyduğu fizik yasalarını ihlal eden bir tanrı yı doğurur, eğer bir mucize olacaksa bir tarım tekniği, bir tıbbi yöntem, bir matematiksel teori, bir mühendislik prensibi veya bir enerji üretim yöntemi nesiller boyunca aktarılabilir.
Bir insanın hayatını kurtarmakla bir hastalığın nasıl tedavi edileceğini öğretmek arasında da büyük bir fark vardır, ilki birkaç insanı kurtarabilir, ikincisi milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir.
Tanrı geleceği bilir, insanların hangi sonuçlara yol açacağını da biliyor olması gerekmez mi, öyleyse gelecekte insanlığın başına büyük felaketler getirecek kişilerin doğmasına neden engel olunmaz, henüz doğmamış bir insanın doğmasını engellemek, doğduktan sonra milyonlarca insanın ölümüne, savaşlara, zulümlere veya büyük acılara izin vermekten daha merhametli olmaz mıydı, Musa ve hızır kıssası malumdur hızır küçük bir çocuğun boynunu kırar öldürür, madem yeryüzünde Hızır diye biri var fizik kurallarını aşabiliyor ve tanrının kendine verdiği güç ve bilgi ile olağan dışı şeyler yapabiliyor, bir anne babanın selameti için bir çocuğun boynunu kırıp öldürüyor.
Bu Hızır neden ebu cehili, ebu lehebi, velid bin mugireyi, ya da hitleri, mao yu, polpotu, netanyahu yu neden çocukken boynunu kırmadı, İmtihan için diyecekseniz peki anne babanın ayrıcalığı neydi o neden imtihan edilmedi, Tanrı bir insanın gelecekte ne yapacağını kesin olarak biliyor ve onu doğmadan önce engellemek kudretine sahip, neden bunu yapmaz, sınırsız kudrete sahip olan Tanrı’nın müdahaleleri neden bu kadar tarihsel, coğrafi ve kültürel olarak sınırlıdır, neden mucizeler çoğunlukla o çağın insanlarının anlayabileceği olaylar biçimindedir.
Neden Tanrı, örneğin bin yıl önce yaşayan bir topluma atomun yapısını, mikroorganizmaları, genetiği, elektrik üretimini, matematiksel fiziğin temel ilkelerini veya hastalıkların bulaşma mekanizmalarını öğretmedi, neden insanlığın bilgi kapasitesini bir anda binlerce yıl ileri taşımadı.
Eğer amaç insanları ikna etmekse, neden bugün yaşayan milyarlarca insanın da inceleyebileceği, tekrar edilebilecek, ölçülebilecek ve tarih boyunca değişmeyecek bir mucize bırakmadı, eğer amaç insanlığı doğru yola yönlendirmekse, neden yalnızca ahlaki emirler ve yasaklar verildi de verildi de hangi başarıya ulaşıldı denizin yarıldığını göre taştan fışkırdığını gören kavim bile üzerinden daha çok kısa bir zaman geçmesine rağmen buzağı heykeline tapıyorsa mucize hiçbir işe yaramamış demek ki, neden şapkadan tavşan çıktıda insanlığın acısını azaltacak bilimsel ve teknik bilgiler aynı açıklıkla verilmedi.
Eğer amaç insanları sınamaksa, neden sınavın koşulları insanların doğduğu coğrafyaya, kültüre, zamana, aileye ve tarihsel koşullara bu kadar bağımlı bırakıldı, Tanrı bütün insanları biliyor, bütün insanların geleceğini görüyor ve bütün insanlığın kaderine hakim, peki neden insanlık binlerce yıl boyunca aynı hastalıklarla, açlıkla, savaşlarla, salgınlarla ve bilgisizlikle mücadele etmek zorunda kaldı, denizi yarmak taştan su fışkırtmak ayı ikiye bölmek ölü yü diriltmek belki o andaki o kişilere fayda sağlamış olabilir ama insanlığa ne faydası var bunların bu günkü insanlar için ne ifade ediyor bunlar.
Dinlerin anlattığı mucizeler gerçekten sınırsız bir Tanrı’nın müdahaleleri ise, neden bu müdahalelerin biçimi sürekli olarak o dönemin insanlarının hayal gücünün sınırlarını aşmıyor, neden mucize anlatıları çoğu zaman insanın zaten bildiği doğa olaylarının olağanüstü biçimlere dönüştürülmesinden ibaret görünüyor.
Sanki sınırsız olduğu söylenen bir Tanrı, kendisini sınırsız bir bilgi ve kudretle değil, müdahale ettiği toplumun bilgi seviyesiyle sınırlanmış bir anlatı üzerinden gösteriyor, sınırsız kudrete sahip olan Tanrı’nın neden mucizelerini sürekli olarak sınırlı insanların dünyasına, sınırlı bilgisine, sınırlı ihtiyaçlarına ve sınırlı hayal gücüne göre sınırlandırır, bu kudret ile nasıl bağdaşır, sınırsız bir Tanrı dan söz ediyorsak, onun vereceği bilginin de insanlığın tarihsel sınırlarını aşmasını beklemek daha makul değil midir.
Asıl mucize, bir insanın gözleri önünde denizin yarılması değil, bir sopa ile taşa vurup taştan su fışkırması değil, ölünün dirilmesi değil kundaktaki bebeğin konuşması değil, ayın ikiye yarılması değil, savaşta gökten yeşil sarıklıların inmesi değil, İman etmiş inanmış ehli kitabın fil ashabının ebabiller ile taşlanması hiç değil, Kabe yi putlarla doldurmuş olan Mekke li müşrikleri korumuş ve ehli iman ehli kitap olan Ebrehe ve ordusunu healk etmiş.
Amaç müşrikleri korumak değil Kabe yi korumak ise neden Haccac mancınıklar ile Kabeyi yıkıp içinde Ebu Bekirin torunu Abdullah bin Zübeyrin ölmesine neden izin verdi, Ebabiller nerede idi.
Eğer tanrı bir mucize gösteriyorsa kudret merhamet ve adalet şunu gerektirir bütün insanlığa şamil olması herkesin o mucizeye şahitlik etmesi gerekirdi adalet bunu gerektirir, ya da mucize olacaksa insanlık için çığır açacak, insanlığın teknolojik gelişimi için tarımsal, ya da teknolojik, ya da hastalıklar ile alakalı, ya da insanlığın cehaletini binlerce yıl boyunca ortadan kaldırabilecek bir bilginin tek bir anda verilmesi olurdu, bir mucize ya inanmayı sağlayacak imanı kuvvetlendirecek tamam eyvallah, aynı zamanda bir hakikat ya da insanlığın gelişimine hizmet edecek bir şey olması gerekirdi.
Şapkadan tavşan çıkarmak mucize değildir geçmişte yaşanmış denizin yarılması da benim için hiçbir şey ifade etmiyor, insanlığın kanayan yaralarına hiçbir pansuman olmadı, mucizeyi görenler üzerinde bile hiç etki etmedi, bir ay sonra buzağıya tapmaya başladılar, ay ın yarıldığını gören yine aynı inancında kalmaya devam etti, mutlak bilgi mutlak ilim ve hikmet mucizenin işe yaramayacağını bilirdi, bilmiyorsa burada çok büyük bir çelişki barındırı kendi içinde bu anlatımlar kendi kendini çürüten yok eden anlatımlardır.
Bir yanıt yazın