Acı, duyum, duygu ve düşünce insan zihninin üç temel düzeyini ifade eder. Kısa ve net biçimde şöyle tanımlanabilir
Acı
Acı olumsuz hisler insanın beklentisi, anlam dünyası veya varoluş tasarımı ile gerçeklik arasındaki çatlağın bilinçte yarattığı sarsıntıdır.
Bu nedenle acı salt bir duyum değil bilinçli bir fark ediştir Kimi zaman bedenden kimi zaman duygudan doğar fakat asıl olarak insanın olması gereken ile olan arasındaki mesafeyi idrak etmesiyle ortaya çıkar.
Duyum
Dış dünyadan ya da bedenden gelen fiziksel uyarıların (ışık, ses, basınç, sıcaklık, ağrı vb.) duyu organları aracılığıyla sinir sistemine iletilmesiyle oluşan en temel bilinç içeriğidir. Ham ve yorumsuzdur.
Duygu
Duyumların yaşantıların veya düşüncelerin bireyde oluşturduğu öznel ve içsel tepkidir hoşlanma korku, sevinç acı öfke gibi değer yükü taşıyan yaşantıları kapsar.
Düşünce
Duyum ve duyguların zihinde işlenmesiyle ortaya çıkan kavramlar kuran yargılar veren anlamlandıran ve akıl yürüten bilişsel etkinliktir.
Özetle
Duyum algının ham verisi duygu bu veriye verilen içsel tepki düşünce ise verinin ve tepkinin zihinsel olarak anlamlandırılmasıdır.
Acı Nerede Başlar, Nerede Biter?
İnsan çoğu zaman yaşadığını kavramsallaştırmadan yaşar. Duyumu, duyguyu ve düşünceyi birbirine karıştırır acıyı ise tek ve değişmez bir olgu sanır. Oysa acı tek bir kaynaktan doğmaz. Kaynağına göre biçim değiştirir kimi zaman bedende başlar kimi zaman özde derinleşir kimi zaman da yalnızca zihinsel bir yansımaya dönüşür.
Duyum insanın dünyayla kurduğu en ilkel ve en doğrudan ilişkidir. Parmağına diken battığında, elin yandığında, bir darbe aldığında ortaya çıkan şey duyumdur. Sinir uçları uyarılır, beyin bu uyarıyı acı olarak kaydeder. Burada henüz anlam yoktur yalnızca varlığın tehdit altında olduğuna dair bir bildirim vardır.
Bu duyum bilinçte bir hâle dönüştüğünde duygu ortaya çıkar. Acı duyumu acı duygusuna evrilir. Elin yanarken neşeli olamaman bununla ilgilidir. Çünkü bedene yönelen tehdit, ruh hâlini bozar varlığın bütünlüğü zedelenmiştir. Bu aşamada acı, artık yalnızca biyolojik değil, varoluşsal bir durumdur.
Ancak acı her zaman bir duyumla başlamaz.
İnsan sadece biyolojik bir varlık değildir. Sosyal ilişkileri, alışkanlıkları, anlam bağları ve psikolojik sürekliliği vardır. Bir yakınını kaybettiğinde yaşanan acı, herhangi bir fiziksel uyarımın sonucu değildir. Ortada batma, kesilme ya da yanma yoktur. Buna rağmen derin bir acı hissedilir. Bunun nedeni, insanın hayatında dolu olan bir alanın aniden boşalmasıdır. Acı burada, özde meydana gelen bir eksilmenin sonucudur.
Benzer şekilde dışardan gelen gürültü de bedeni yaralamaz fakat huzuru tehdit eder. Sükûnet bozulur, iç denge zarar görür. Bu acı, duyusal değil varoluşsal bir rahatsızlıktır.
Ne var ki insan boşlukla uzun süre yaşayamaz. Hayat, süreklilik ister. Bu nedenle en ağır kayıplarda bile acı sabit kalmaz. Eşini, çocuğunu, anne babasını kaybeden insanlar, o ilk andaki duyguyu yıllar boyunca aynı yoğunlukta taşıyamaz. Bu bir unutma ya da vefasızlık değil var olmanın zorunlu sonucudur. İnsan zamanla alışır, boşluk doldurulur, hayat yeni bir denge kurar.
Yıllar sonra ansızın gelen sızıya gelince…
Bu artık ne duyumdur ne de gerçek anlamda bir duygudur. Bu, düşüncedir. Zihnin geçmişe açtığı kısa bir kapıdır. Hatıra canlanır, kaybın yaşandığı ana gidilir ve o anda bir acı hissedilir. Ancak bu acı, bedende yaşanmaz; özde de sürekli değildir. Düşünce kadar sürer, düşünceyle birlikte dağılır.
Buradan rahatsız edici ama dürüst bir sonuca varılır:
İnsan, esasen yalnızca kendine acır.
Afrika’daki aç çocukları, Gazze’de ölen masumları, dünyanın farklı bölgelerinde egemen güçlerin otoritelerinin devamı için verdikleri savaşlarında yok olan hayatları görürüz. Haberlerde izleriz, görüntülere tanık oluruz. Fakat bunları ne duyum olarak yaşarız ne de gerçek anlamda duygu olarak hissederiz. Çünkü bize yönelmiş doğrudan bir eksilme yoktur.
Bu acıları, kendi kayıplarımızla eşleştiririz. Kendi eksikliklerimizi onların hikâyeleri üzerinden anlamlandırırız. Yaşanan şey acı değil, acı düşüncesidir. O da yalnızca şahitlik süresi kadar vardır. Göz başka bir yere çevrildiğinde sona erer.
Bu nedenle insan, yalnızca kendisi için üzülür; yalnızca kendisi için acı çeker; yalnızca kendisi için sevinir. Kendi memleketindeki açlığı, adaletsizliği ve zulmü görmezden gelip başka coğrafyaların acıları üzerinden ahlaki bir üstünlük kurduğunu sananlar samimi değildir. Bu, acının paylaşımı değil; geçici bir düşünsel rahatlamadır.
Acı, bedene değdiğinde duyumdur.
Öze dokunduğunda duygudur.
Zihinde kaldığında ise yalnızca düşüncedir.
Ve insan, çoğu zaman düşündüğünü hissettiğini sanır.
Bir yanıt yazın