İştiyak kelimesi Arapça kökenlidir ve kök anlamı arzu etmek istemek talep duymak yönündedir. Dilsel düzeyde iştiyak daha çok eksiklik hissine dayanır. Bir şeye sahip olmama hali o şeye yönelen içsel bir çekimi doğurur. Bu nedenle iştiyakta boşluk vardır. İnsanın kendinde olmayanı kendine katma çabası belirgindir. Açlık iştiyak üretir. Susuzluk iştiyak doğurur. Bilgiye sahip olmayanın bilgiye yönelmesi de bu bağlamda bir iştiyak biçimidir. Kavramın dilsel tonunda bedensel ve psikolojik ihtiyaçlar ağır basar. Daha ilkel ve daha zorunlu bir yönelimi çağrıştırır.
Felsefi olarak iştiyak insanın varoluşsal eksikliğine işaret eder. İnsan tamamlanmamış bir varlıktır ve bu eksiklik onu sürekli harekete zorlar. Antik felsefede bu durum arzu kavramı ile birlikte ele alınmıştır. Özellikle Aristoteles için arzu insanı eyleme geçiren ilk ilkedir. Ancak bu arzu akıl tarafından yönlendirilmediğinde aşırılığa dönüşür. İştiyak bu anlamda aklın denetimine muhtaç bir itkidir. Daha sonra Spinoza bu yönelimi conatus kavramı ile ilişkilendirir. Varlığın kendi varlığını sürdürme çabası iştiyak biçiminde tezahür eder. Bu noktada iştiyak ahlaki değildir. İyi ya da kötü değildir. Sadece vardır ve itici bir güçtür.
Şevk kelimesi ise yine Arapça kökenlidir ancak anlam alanı farklıdır. Şevk coşku heves canlılık anlamlarını taşır. Dilsel düzeyde şevkte eksiklikten çok taşma hissi vardır. Bir şeyi yapmak istemek değil onu yaparken duyulan canlılık ve iç genişliği söz konusudur. Şevk bir ihtiyaçtan değil bir yönelimden doğar. İnsan aç olduğu için değil sevdiği için bir işe koyulur. Bu nedenle şevk daha bilinçli ve daha seçici bir duygulanım biçimidir.
Felsefi açıdan şevk insanın içsel uyumuna yakındır. İnsanın kendi yönelimi ile yaptığı eylem arasında bir çatışma yoktur. İstek ile eylem örtüşür. Bu yönüyle şevk özgürlükle ilişkilidir. Zorunluluk değil rıza içerir. Ortaçağ İslam düşüncesinde şevk özellikle tasavvufi bağlamda ele alınmıştır. Hakikate yöneliş bir eksikliği kapatmak için değil bir yakınlığı derinleştirmek içindir. Burada iştiyak aşağıdan yukarıya doğru bir hareketken şevk içeriden dışarıya doğru bir taşmadır.
İki kavram arasındaki temel ayrım şu noktada belirginleşir. İştiyak ihtiyaçtan beslenir. Şevk anlamdan beslenir. İştiyak doyumla azalır. Şevk doyumla artar. Bir insan susuzluğunu giderdiğinde iştiyak sona erer. Ancak bir düşünür düşündükçe şevki artabilir. Bu nedenle iştiyak daha çok biyolojik ve psikolojik düzlemde köklenirken şevk etik ve estetik düzleme daha yakındır.
Somut bir örnekle açıklarsak bilgiye sahip olmayan birinin kitap okuma isteği iştiyaktır. Ancak okumaktan haz alan birinin okuma sırasında hissettiği canlılık şevktir. Birincisi eksikliği gidermeye yöneliktir. İkincisi var olanı derinleştirmeye.
iştiyak insanı harekete geçiren zorlayıcı bir iç itkiyi ifade ederken şevk insanı eylemde tutan gönüllü bir canlılığı temsil eder. Biri itme diğeri çekme gibidir. Biri açlıktan doğar diğeri anlamdan. Bu ayrım insan davranışlarını anlamada önemli bir anahtar sunar.
sonuç : İçinde devinim bulunan her canlı mutlak anlamda eksiktir. Bu eksiklik canlıyı harekete zorlar ve giderilmeye yönelmiş doğal bir meyil doğurur. Canlının tamamlanmaya yönelmesi, eksik olanı istemesi ve ona doğru devinim göstermesi tabii bir zorunluluktur. Bilinç bu eksikliği idrak eder. Eksikliğin idraki arzuyu doğurur. Arzu arzu edilene yönelen hareketi meydana getirir. İşte bu eksikliği gidermeye yönelik bilinçli yönelim ve devinimin adı iştiyaktır.
Bir yanıt yazın