Episteme

 Episteme kavramı köken olarak Antik Yunancaya dayanır ve genel anlamıyla bilgiyi ifade eder ancak sıradan bir bilgi türünü değil temellendirilmiş, gerekçelendirilmiş ve doğruluğu akıl yoluyla gösterilmiş bilgiyi anlatır. Episteme gündelik kanaat, sanı ya da alışkanlıkla edinilmiş bilgi anlamındaki doxa kavramından bu yönüyle ayrılır. Episteme zorunlu olarak neden sonuç ilişkisi kurar, ilkelere dayanır ve evrensellik iddiası taşır.

Felsefi düzlemde episteme daha çok epistemolojinin merkezinde yer alır. Epistemoloji bilginin ne olduğu, nasıl mümkün olduğu, sınırlarının ne olduğu ve doğruluğunun nasıl temellendirileceği sorularını sorar. Bu bağlamda episteme, öznel kanaatten arındırılmış, aklın denetiminden geçmiş ve gerekçesi ortaya konmuş bilgidir. Örneğin bir cismin yere düşeceğini herkes deneyimlemiş olabilir fakat bunun nedenini yerçekimi ilkesiyle açıklamak episteme düzeyine ait bir bilgidir. Deneyim tek başına yetmez, deneyimi açıklayan ilke gerekir.

Antik Yunan düşüncesinde özellikle Platon ve Aristoteles episteme kavramını merkezi bir yere koyar. Platon için episteme değişmeyen idealar alanına ilişkin bilgidir ve duyularla değil akılla kavranır. Duyularla elde edilen bilgi güvenilmezdir ve doxa düzeyindedir. Aristoteles ise episteme kavramını daha sistematik hale getirir ve onu nedenleri bilmek olarak tanımlar. Bir şeyi bilmek, onun yalnızca nasıl olduğunu değil niçin öyle olduğunu bilmektir. Bu nedenle episteme, bilimsel bilgiye en yakın kavramlardan biridir.

Modern dönemde episteme kavramı anlam genişlemesine uğrar. Artık yalnızca tek tek doğrular değil, bir çağın bilgi üretme biçimini belirleyen genel düşünme çerçevesi anlamında da kullanılır. Bu kullanımda episteme, hangi soruların sorulabildiğini, hangi bilgilerin meşru kabul edildiğini ve hangi yöntemlerin geçerli sayıldığını belirleyen görünmez bir zemini ifade eder. Örneğin Orta Çağ’da bilgi teoloji merkezliyken modern çağda deney ve matematik merkezlidir. Bu iki dönemin episteme anlayışları farklıdır.

Sonuç olarak episteme, rastgele ya da sezgisel bilgi değil, temellendirilmiş, ilkeleri olan ve doğruluk iddiası taşıyan bilgidir. İnsan zihninin dünyayı yalnızca yaşamakla kalmayıp anlamlandırma çabasının kavramsal adıdır. Bu yönüyle episteme, felsefenin ve bilimin ortak kesişim noktasında yer alır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir