Hal saridir ifadesi klasik İslâm düşüncesinin mantık, kelâm ve tasavvuf dilinde kullanılan teknik bir terimdir. Bu ifade ile anlatılmak istenen şudur. Bir hâl ya da bir nitelik, ait olduğu şeyin yalnızca bir kısmında değil, tamamında geçerlidir ve bütüne yayılmıştır. Buradaki ana fikir parçalı etki ile kuşatıcı etki arasındaki farktır.
Hal kelimesi felsefede ve kelâmda varlığa sonradan arız olan, yani zatın kendisi olmayan fakat zat üzerinde ortaya çıkan durum demektir. Renk, sıcaklık, hareket, sakinlik gibi fiziksel hâller bu anlamda hâldir. Bilme, isteme, acıkma, korkma gibi durumlar da canlı varlıklar açısından hâldir. Sârî kelimesi ise sirayet eden, yayılan, nüfuz eden anlamına gelir. Bu iki kelime birleştiğinde hal sâridir dendiğinde, söz konusu hâlin varlığın belirli bir noktasında sınırlı kalmadığı, bütün varlığı kuşattığı ifade edilir.
Bu kavram özellikle mantıkta yüklem ile özne arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullanılır. Bir nitelik eğer öznenin sadece bir parçasına aitse, o nitelik sârî değildir. Fakat nitelik öznenin tamamı için geçerliyse, hal sâridir denir. Mesela bir demir parçasının bir ucu kızgın, diğer ucu soğuksa, sıcaklık hâli sârî değildir. Ancak demirin tamamı kızgınsa, sıcaklık hâli sâridir. Burada hâlin bütünü kapsaması esas noktadır.
Kelâm ilminde bu kavram daha soyut düzeyde kullanılır. Mümkünlük, zorunluluk, imkânsızlık gibi varlık kipleri ele alınırken hal sâridir ifadesi sıkça geçer. Bir varlık mümkin ise, bu mümkinlik onun sadece bir yönüne değil, bütün varlığına aittir. Varlığın bir parçası zorunlu, bir parçası mümkün olamaz. Bu nedenle mümkinlik hâli sâridir denir. Aynı şekilde bir şey imkânsız ise, imkânsızlık hâli onun tamamını kapsar. Bu kullanım mantıksal tutarlılığı korumak için önemlidir.
Felsefede hal sâridir kavramı, niteliklerin ontolojik statüsünü tartışırken de işlev görür. Bir nitelik eğer varlığın zatına eşlik eden ve ondan ayrılması düşünülemeyen bir durumdaysa, bu nitelik sârî kabul edilir. Buna karşılık gelip geçici, lokal ve sınırlı durumlar sârî değildir. Bu ayrım, zat ile araz arasındaki farkı daha net kavramak için kullanılır.
Tasavvufta ise kavram daha çok insanın iç dünyasına uygulanır. Tasavvufta hâl, kulun yaşadığı manevî durumdur. Korku, ümit, muhabbet, huşû gibi hâller buna örnektir. Eğer bu hâl sadece belirli anlarda ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorsa, sârî değildir. Fakat hâl kişinin bütün davranışlarına, konuşmasına, bakışına ve genel tavrına yansıyorsa, hal sâridir denir. Bu durumda hâl artık geçici bir duygulanım olmaktan çıkmış, kişinin varoluş tarzı hâline gelmiştir.
Gündelik dile yaklaştırarak söylersek, hal sâridir ifadesi bir özelliğin yüzeysel ve sınırlı olmadığını, derin ve kuşatıcı olduğunu anlatır. Bir insan için öfke hâli sâridir denildiğinde, bu öfkenin sadece tek bir olayla sınırlı olmadığı, kişinin genel tutumuna yayıldığı anlaşılır. Aynı şekilde sakinlik hâli sâridir denildiğinde, bu sakinliğin istisnai değil, sürekli ve genel bir durum olduğu ifade edilir.
Toplumsal boyutta hal sâridir ifadesi, bireysel bir ruh hâlinin değil, kolektif bir psikolojik durumun toplumun tamamına sirayet etmesini anlatmak için son derece elverişli bir kavramdır. Burada hâl artık tek tek bireylerin iç dünyasına ait bir durum olmaktan çıkar, toplumsal davranışları belirleyen yaygın ve kuşatıcı bir atmosfer hâline gelir.
Bir topluma korku yayıldığında, bu korku yalnızca belirli bireylerde veya belirli alanlarda kalmazsa, yani gündelik dilde herkesin hissettiği, konuştuğu ve davranışlarını buna göre düzenlediği bir hâl alırsa, korku hâli sâridir demek mümkündür. Bu durumda korku, toplumu oluşturan bireylerin toplamından daha büyük bir etkiye sahip olur. İnsanlar tek tek düşündüklerinden farklı davranmaya başlar, kolektif refleksler bireysel muhakemenin önüne geçer.
Savaş tehdidi örneği bu durumu açıkça gösterir. Sürekli ve belirsiz bir düşman tehdidi algısı oluşturulduğunda, toplumda güvensizlik, tedirginlik ve itaat eğilimi yayılır. İnsanlar risk almaktan kaçınır, alışılmış hak ve özgürlüklerinden feragat etmeyi makul görmeye başlar. Burada tehditin gerçekliği ikincil bir konudur. Asıl belirleyici olan, tehdidin zihinsel ve duygusal düzeyde topluma sirayet etmiş olmasıdır. Korku hâli sâridir ve bu hâl toplumsal davranışın genel çerçevesini belirler.
Bulaşıcı hastalık tehdidi de benzer bir işlev görür. Hastalığın kendisinden ziyade, hastalık ihtimalinin sürekli vurgulanması, görünmez bir risk algısı yaratır. Bu risk algısı bireyleri yalnızca sağlık konusunda değil, sosyal ilişkiler, mekân kullanımı ve otoriteye bakış açısından da dönüştürür. İnsanlar birbirini potansiyel tehlike olarak görmeye başlar. Toplumsal mesafe yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir hâl alır. Bu noktada endişe hâli sâridir ve toplumun genel ruh hâlini belirler.
Bu tür durumlarda kontrol mekanizması doğrudan zor kullanımıyla değil, hâl üzerinden işler. Hal sâridir olduğunda, denetim dışarıdan dayatılan bir baskı olmaktan çıkar, bireylerin içselleştirdiği bir davranış kalıbına dönüşür. İnsanlar denetlenmekten ziyade, kendilerini denetler hâle gelir. Çünkü hâl artık tek tek olaylara bağlı değildir, süreklilik kazanmıştır.
Felsefi açıdan bakıldığında burada önemli olan nokta şudur. Hal sâridir olduğunda, akıl geri çekilir ve yerini refleks alır. Toplum rasyonel değerlendirme yapabilen bireyler toplamı olmaktan uzaklaşır, ortak bir duygu etrafında hizalanmış bir kitle hâline gelir. Bu duygu korku, endişe ya da tehdit algısıdır. Halin sârî olması, farklı düşünme biçimlerini marjinalleştirir, itirazı riskli, sorgulamayı tehlikeli gösterir.
Bu nedenle toplumsal düzeyde hal sâridir kavramı, yalnızca psikolojik bir durumu değil, aynı zamanda siyasal ve sosyolojik bir işleyişi de açıklar. Korkunun, endişenin veya tehdidin tüm topluma yayılması, toplumu daha öngörülebilir, daha yönlendirilebilir ve daha kolay kontrol edilebilir bir yapıya dönüştürür. Burada kontrolün anahtarı zor değil, hâlin kendisidir.
Sonuç olarak, bir topluma korku, risk ya da tehdit duygusu yayılıp bu duygu kalıcı ve kuşatıcı hâle geldiğinde, artık tek tek bireylerin korkusundan değil, toplumsal bir hâlden söz edilir. Bu hâl sâridir ve toplumun düşünme biçimini, davranışlarını ve geleceğe bakışını belirleyen temel zemin hâline gelir. peki şimdi sari olan halin dışına çıkıp bakabilsek korkularımız arzularımız isteklerimizin ne kadarı gerçek ne kadarı doğru ne kadarı bizim ihtiyacımız bizmi seçiyoruz yoksa bize seçtiriyorlarmı bizmi irade ediyoruz irademizi birilerimi belirliyor nasıl bir filmin içindeyiz
Bir yanıt yazın