Retorik & ikna sanatı

Retorik kelimesi köken olarak Antik Yunanca rhētorikē tekhnē ifadesine dayanır. Bu ifade söz söyleme sanatı anlamına gelir. Rhētōr konuşmacı hatip demektir tekhnē ise belirli bir bilgi ve yöntemle icra edilen sanat anlamını taşır. Dolayısıyla retorik başlangıçta yalnızca güzel konuşma değil ikna etmeye yönelik söz söyleme bilgisini ve yöntemini ifade eder. Latinceye rhetorica olarak geçmiştir. Türkçeye ise Batı dilleri üzerinden retorik biçiminde girmiştir.

Osmanlıca ve klasik İslam ilim geleneğinde retoriğin tam bire bir karşılığı tek bir kelimeyle sınırlı değildir. En yaygın karşılıklar belagat hitabet ve fesahat kavramlarıdır. Belagat sözün hâle ve maksada uygun söylenmesi ilmi olarak tanımlanır. Hitabet daha çok topluluk önünde etkili konuşma sanatı anlamında kullanılır. Fesahat ise sözün açık akıcı ve dil kurallarına uygun olmasıyla ilgilidir. Ayrıca meani beyan ve bedii ilimleri klasik belagat sisteminde retoriğin alt disiplinleri olarak düşünülebilir. Bu bakımdan Osmanlıca karşılık tek kelimeyle retorik değildir daha çok belagat ilmi çatısı altında karşılanır.

Kavramsal olarak retorik yalnızca dilsel bir süsleme tekniği değildir. Epistemolojik açıdan retorik bilgi ile kanaat arasındaki alanda konumlanır. Retorik kesin ve zorunlu bilgi üreten bir disiplin değildir. Aksine muhatabın kabul edebileceği makul olanı mümkün olanı ve inandırıcı olanı üretir. Bu nedenle retorik zorunlu doğrularla değil olasılıklı doğrularla çalışır. Mantık burhan yoluyla kesin bilgiye yönelirken retorik ikna yoluyla kanaat oluşturmaya yönelir. Burada bilgi nesnel olarak zorunlu olduğu için değil öznenin zihninde kabul gördüğü için etkilidir.

Bu durum retoriği epistemolojik olarak özne merkezli bir bilgi pratiği haline getirir. Retorikte doğruluk çoğu zaman hakikatin kendisinden ziyade hakikatin nasıl sunulduğuyla ilişkilidir. Söyleyenin otoritesi dinleyicinin psikolojisi kültürel bağlam duygusal durum ve ortak kabuller retoriğin bilgi üretme biçimini belirler. Bu yüzden retorik salt içerikle değil biçimle de çalışır. Söylenen şey kadar nasıl söylendiği de bilginin kabul edilmesini belirler.

Daha derin düzeyde retorik insan bilgisinin sınırlılığıyla doğrudan bağlantılıdır. İnsan çoğu durumda kesin bilgiye değil makul gerekçelere dayanarak karar verir. Retorik bu insanî bilgi alanının metodolojisidir. Yani retorik zorunlu hakikatlerin değil insanî dünyada geçerli olan ikna edici anlamların bilgisidir. Bu nedenle retorik epistemolojide doxa alanına yakındır. Doxa kanaat demektir episteme ise kesin bilgi demektir. Retorik episteme üretmez fakat doxayı şekillendirir.

Bu açıdan bakıldığında retorik sadece bir dil sanatı değil aynı zamanda toplumsal gerçekliğin nasıl kurulduğunu açıklayan bir bilgi teorisi aracıdır. İnsanların neyi doğru neyi makul neyi kabul edilebilir saydıkları büyük ölçüde retorik süreçlerle oluşur. Bu nedenle retorik hem dil felsefesiyle hem bilgi felsefesiyle hem de siyaset ve etikle doğrudan ilişkilidir. Retorik burada bir süs değil bilginin toplumsal dolaşıma girme biçimidir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir