zamanın doğası



Yirmi yıl yaşamak ile yüz yıl yaşamak arasında fark yoktur ifadesi felsefede yaşantısal zaman ile fiziksel zaman ayrımını son derece açık biçimde ortaya koyar. Buradaki fark yaşayan bilinç açısından değil dış gözlemci açısından ortaya çıkar. Fiziksel zaman dışarıdan ölçülen bir süreçtir. Saatler takvimler ve ölçüm sistemleri bu zamanın araçlarıdır. Bu zaman evrenin ritmini düzenleyen nesnel bir akıştır. Yaşantısal zaman ise içeriden hissedilir. Bilinç duygular farkındalık anılar ve şimdi deneyimi üzerinden akar.

Bir varlık yalnızca kendi bilincinin kapsayabildiği süre boyunca zamanı yaşar. Bu nedenle o varlık için yirmi yıl da yüz yıl da bir ömürdür. Sürenin uzun ya da kısa olması yaşayan için değil dışarıdan bakan için anlamlıdır. Farkı gören her zaman başka bir bilinçtir.

Bir kelebeğin üç günlük ömrü onun için bütün bir varoluştur. Bir insanın yüz yılı neyse kelebek için üç gün odur. Çünkü zaman yaşayan için içeriden akar. Dışarıdan bakıldığında ise yalnızca sayılır. Zamanı uzun ya da kısa yapan şey gözlemcinin ölçüsüdür. Bu nedenle yirmi yıl yaşayan biri ile yüz yıl yaşayan biri arasında varoluşsal bir fark yoktur. Her ikisi de kendi ömrünün tamamını yaşamıştır.

Bir yaşam başka bir yaşama göre daha kısa olabilir. Ancak bilincin içinden bakıldığında yaşanan her an tam ve bütündür. Zamanın uzunluğu yalnızca başkasının kronometresinde anlam kazanır. Zaman içeriden yaşanır ama dışarıdan gözlemlenir. Dış gözlem süreyi yaratır. İç yaşantı ise anı yaratır.

Eğer tüm insanlık bir ay boyunca derin bir uykuya dalsaydı dış dünyada bir ay geçmiş olurdu. Ancak bilinç devrede olmadığı için kimse o zamanı yaşamış olmazdı. Uyandığımızda bir ay geçmiş olurdu ama o süre bilinç açısından yok olurdu. Bu durum zamanın yaşanmadığı sürece yalnızca nesnel bir süreç olduğunu fakat varoluşsal bir gerçeklik taşımadığını gösterir.

Zaman bilincin yarattığı anlamdır. Süre ise gözlemcinin yaptığı ölçümdür. Bir taş bin yıl aynı yerde durabilir ama taşın zamanı yoktur. Bir kelebek üç gün uçar ama o üç gün onun sonsuzluğudur. Zaman bilincin iç akışıdır. Süre ise dış dünyanın takvimidir. Bilinç yoksa zaman yoktur. Gözlemci yoksa süre anlamsızdır.

Bir bilinç hali yoksa mekandaki değişimi değerlendirecek bir özne yoksa zaman da yoktur. Zaman insan bilincinin eşyanın değişimini anlamlandırma biçimidir. Yirmi yıl yaşamak ile yüz yıl yaşamak arasında fark yoktur. Çünkü yaşayanın bilincinde her ikisi de bir ömürdür. Farkı yalnızca dış gözlemci görür.

Bu düşünce modern bilimin ölçülebilir zaman anlayışı ile felsefenin yaşanan zaman kavrayışını aynı düzlemde buluşturur. Fiziksel evrende zaman akar. Ancak onu anlam haline getiren yalnızca bilinçtir. Bir kelebek için üç gün insan için yüzlerce yıl kadar uzun olabilir. Uyuyan bir bilinç için bir ay bir saniye kadar yok olabilir.

Cezaevindeki bir insan ile tatildeki bir insan için zaman farklı akar. Çünkü bilinç farklı biçimde deneyimler. Bilinç söndüğünde zamanın anlamı da söner. Zaman evrende değil bilincin içinde akar. Evren bir saat değildir. Evren bir bilinç aynasıdır. Ve o ayna sustuğunda zaman da durur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir