Zaman & Mekan

Zaman ve mekân kavramları varoluşu düşünmenin en temel iki çerçevesini oluşturur. İnsan herhangi bir şeyi düşünürken farkında olmadan onu mutlaka bir zaman ve bir mekân içinde tasavvur eder. Bu nedenle zaman ve mekân yalnızca fiziksel kavramlar değil aynı zamanda ontolojik ve epistemolojik çerçevelerdir.

Mekân bir şeyin nerede olduğunu ifade eder. Yer yön konum uzaklık yakınlık iç dış üst alt gibi belirlemeler mekânsal kategorilerdir. Mekân var olanın yer tutmasını mümkün kılar. Bir şeyin var olması onun bir şekilde bir yerde bulunmasını gerektirir. Bu anlamda mekân varlığın yayılımı ve yerleşimi ile ilgilidir. Klasik felsefede mekân çoğu zaman kap yani bir şeyi içine alan yer olarak düşünülmüştür. Aristoteles’te mekân şeyin bulunduğu en yakın çevreleyici sınır olarak tanımlanır. Bu yaklaşımda mekân soyut bir boşluk değil var olanların birbirine göre konumlanmasıdır.

Zaman bir şeyin ne zaman olduğunu ve nasıl bir süre içinde gerçekleştiğini ifade eder. Önce sonra şimdi geçmiş gelecek gibi ayrımlar zamansal kategorilerdir. Zaman oluş ve değişimle doğrudan ilişkilidir. Hareket değişim ve süreklilik zaman kavramının temelini oluşturur. Aristoteles’te zaman hareketin önce ve sonra bakımından sayısı olarak tanımlanır. Bu tanımda zaman saf bir şey değil hareketle birlikte düşünülen bir ölçüm ve idrak tarzıdır.

Bu iki kavram birlikte düşünüldüğünde varlık hem bir yerde hem de bir sürede ortaya çıkar. Mekânsız bir varlık tasavvuru nasıl güçse zamansız bir oluş tasavvuru da o kadar güçtür. Bir olay nerede sorusu kadar ne zaman sorusunu da gerektirir. Böylece zaman ve mekân varoluşun iki boyutu olarak birbirini tamamlar.

Modern felsefede özellikle Kant’ta zaman ve mekân dış dünyadan bağımsız olarak zihnin a priori formları olarak ele alınır. Yani insan deneyimi mümkün kılan ön koşullar olarak zaman ve mekân vardır. Bu yaklaşımda zaman ve mekân sadece dış dünyanın özellikleri değil aynı zamanda bilincin dünyayı algılama biçimleridir.

Günlük dilde de bu ontolojik yapı kendini gösterir. Aynı olay farklı bir mekânda başka bir anlam kazanabilir. Aynı mekân farklı bir zamanda bambaşka bir tecrübe sunabilir. Bu da gösterir ki zaman ve mekân yalnız başına değil birlikte anlam üretir.

Sonuç olarak mekân varlığın yerini zaman ise varlığın süresini ve oluşunu ifade eder. Biri yayılım ve konum boyutunu diğeri değişim ve süreklilik boyutunu kurar. Varlık ancak bu iki çerçeve içinde hem düşünülebilir hem de tecrübe edilebilir.

Zaman yoksa mekan olurmu mekan yoksa zaman olurmu???????

Aristotelesçi çizgide zaman hareketin ölçüsüdür ve hareket ise mekânsal yer değiştirme ve değişimle birlikte düşünülür. Bu bakış açısından mekân olmadan hareket düşünülemez hareket olmadan zaman da düşünülemez. Dolayısıyla Aristoteles açısından mekânsız zaman tutarlı değildir. Aynı şekilde zamansız mekân da fiilen işlevsiz bir kavram hâline gelir çünkü mekânın anlamı şeylerin yer değiştirmesi ve bulunmasıyla ortaya çıkar. Burada zaman ve mekân ontolojik olarak sıkı biçimde birbirine bağlıdır.

Kantçı çerçevede ise zaman ve mekân dış dünyadan bağımsız olarak bilincin a priori formlarıdır. Bu yaklaşıma göre teorik olarak zaman mekânsız olarak da düşünülebilir çünkü zaman içsel duyunun formudur. Yani insan kendi iç yaşantısını mekânsal bir yer tutma olmaksızın da zamansal olarak tecrübe eder. Buna karşılık Kant’ta mekân zamansız düşünülemez çünkü mekân dış duyunun formudur ve dış dünyadaki şeylerin tecrübesi zorunlu olarak zamansal akış içinde gerçekleşir. Bu çerçevede zaman daha temel mekân ise ona bağlı gibi görünür.

Newtoncu klasik fizikte zaman mutlak ve bağımsız bir akış olarak düşünülür. Bu görüşte zaman mekândan bağımsız olarak vardır ve akar. Mekân da yine mutlak bir boşluk olarak tasarlanır. Bu anlayışta kavramsal olarak mekân olmadan zaman ve zaman olmadan mekân düşünülebilir. Ancak bu daha çok metafizik bir varsayım olarak kalır.

Einstein sonrası modern fizikte ise zaman ve mekân ayrı iki mutlak gerçeklik olmaktan çıkar ve tek bir yapı olan uzay zaman içinde birleşir. Bu çerçevede zaman olmadan mekân mekân olmadan zaman fiziksel gerçeklik açısından anlamını kaybeder. Fiziksel evrende biri olmadan diğerinden söz etmek tutarlı değildir. Burada zaman ve mekân ontolojik olarak tek bir bütünün iki boyutu hâline gelir.

Fenomenolojik düzeyde yani yaşantı açısından bakıldığında insanın zaman tecrübesi çoğu zaman mekânla iç içedir. Hatıralar mekânla çağrılır beklentiler belirli yerlerle ilişkilidir. Bununla birlikte insan iç dünyasında gözleri kapalıyken bile bir süre akışı tecrübe eder. Bu da zamansal yaşantının mekânsal algıdan kısmen ayrılabildiğini gösterir.

Klasik ontolojide ve modern fizikte zaman ve mekân birbirinden koparılamaz. Kantçı epistemolojide zaman daha temel bir form olarak mekândan kısmen ayrılabilir. Günlük ve yaşantısal düzeyde ise zaman çoğu zaman mekânla birlikte tecrübe edilir fakat içsel bilinç açısından mekânsız bir zaman hissi mümkündür. Bu nedenle mutlak bir evet ya da hayırdan çok hangi düzeyde konuştuğumuzu belirlemek gerekir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir