Okumanın iki farklı biçimi vardır. Birincisi, okuduğunu anlamak, öğrenmek, hafızaya almak ve gerektiğinde başkalarına aktarabilmektir. Bu elbette değersiz değildir. Bilgi böyle yayılır. Ancak okuma yalnızca aktarmaya indirgenirse, insan zamanla kendi sesi yerine başkalarının sesini taşıyan bir megafona dönüşür. Konuşur ama ürettiği şey çoğu zaman kendisine ait değildir.
İkinci okuma ise dönüştüren okumadır. Bu okumada insan her kitaptan yalnızca bilgi değil, bir düşünce, bir yöntem, bir bakış açısı alır. Bir kitaptan kumu, diğerinden çimentoyu, bir başkasından tuğlayı toplar. Sonra bunları olduğu gibi üst üste yığmaz; kendi zihninde yeniden bir araya getirerek daha önce var olmayan yeni bir yapı inşa eder. Artık okudukları onu değil, o okuduklarını biçimlendirmeye başlar.
Gerçek okuma, yalnızca bilgi biriktirmek değil, düşünce üretmektir. Kitaplar insanı tekrar eden bir megafona değil, kendi zihninin mimarına dönüştürdüğünde okuma amacına ulaşmış olur.
Bir yanıt yazın