Ödül ve Ceza Özgür İrade

Kedi neden kedidir. Ağaç neden ağaçtır. Taş neden taştır. İnsan neden insandır.

Bu sorulara çoğu zaman biyoloji, genetik ya da evrim üzerinden cevap verilir. Oysa bu açıklamalar, daha çok sürecin nasıl gerçekleştiğini anlatır. Bir canlının neden tam olarak o canlı olduğunu açıklamaz. Genetik mekanizmaları bilmek, kedinin neden kedi olduğunu değil, kedinin nasıl oluştuğunu gösterir. Aynı durum insan için de geçerlidir.

Bir kedi, kedi olmayı seçmez. Bir ağaç, ağaç olmayı istemez. Bir taş, taş olmaya karar vermez. İnsan da insan olarak doğmayı seçmez. Çünkü seçim dediğimiz şey, seçimi yapacak bir özneyi gerektirir. Gerçek anlamda bir seçimden söz edebilmek için önce seçen bir benlik bulunmalıdır. Ardından bütün seçenekleri bilmesi gerekir. Son olarak da bu seçeneklerin sonuçlarını karşılaştırabilecek bir bilinç düzeyine sahip olması gerekir.

Fakat var olmadan önce böyle bir bilinçten söz edilemez. Eğer insan doğmadan önce kendi varlığını seçmiş olsaydı, seçimi yapan bir benliğin zaten var olması gerekirdi. O benliği seçen başka bir benlik gerektiğinde ise aynı soru yeniden ortaya çıkar. Bu durum sonsuz geriye gidişe neden olur. Bu yüzden hiçbir varlık kendi varlığının gerçek anlamda faili olamaz.

İnsan da bunun dışında değildir. Hiç kimse hangi anne babadan doğacağını belirlemez. Hangi çağda yaşayacağını seçmez. Hangi genetik mirasa sahip olacağını, hangi bedene, hangi beyne, hangi hormon dengesine sahip olacağını belirlemez. Konuşacağı dili, içine doğacağı kültürü, çocukluk deneyimlerini, karşılaşacağı travmaları ve kişiliğini şekillendirecek ilk şartları da seçmez. İnsanın hayatını belirleyen en temel değişkenlerin tamamı, daha ilk nefes alınmadan önce oluşmuştur.

Sonraki yıllarda yaptığımızı düşündüğümüz seçimler de bu büyük nedenler ağının içinden doğar. Her karar, geçmiş deneyimlerin, genetik yapının, çevrenin, eğitimin, kültürün, yaşanan olayların ve beynin çalışma biçiminin ortak ürünüdür. İnsan kendisini özgür hisseder, çünkü karar verme sürecini içeriden yaşar. Fakat o kararın oluşmasını sağlayan binlerce neden üzerinde hiçbir zaman söz sahibi olmamıştır.

Bu nedenle özgür irade dediğimiz şey mutlak anlamda özgür değildir. Daha doğru ifadeyle, özgürlük dediğimiz deneyim, belirlenmiş nedenlerin bilinçte yaşanan görünümüdür.

İnsan bedenine baktığımızda bunu çok daha açık görürüz. Milyarlarca hücre aynı organizmanın devamı için birlikte çalışır. Kalp, karaciğer, böbrek, sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve bağırsak bakterileri birbirlerine emir vermez. Birbirlerini tanımazlar bile. Hiçbiri insanı yaşatma kararı almış değildir. Buna rağmen hepsi kusursuz bir uyum içinde hareket eder. Her biri yalnızca kendi doğasının zorunluluğunu yerine getirirken ortaya yaşayan tek bir organizma çıkar.

Ben evreni de buna benzetiyorum. Yıldızlar, galaksiler, bakteriler, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve fizik yasaları birbirlerini tanımaz. Hiçbiri bütünü göremez. Buna rağmen her biri yalnızca kendi doğasının gereğini yerine getirirken ortaya bütünlüklü bir evren çıkar. Tıpkı bedenimizdeki organlar gibi, her parça yalnızca kendi işini yapar. Fakat sonuçta tek bir sistem işler.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran şey, determinizmin dışına çıkması değildir. İnsanın farkı, bu zorunluluğu fark edebilmesidir. Evren, ilk kez insan zihni aracılığıyla kendi düzenini okumaya başlamıştır. Sanki bir ayna başka bir aynaya bakıyormuş gibi, determinizm kendi içinden kendisini seyretmektedir.

Bu nedenle bilinç bana göre determinizmin karşıtı değildir. Tam tersine onun doğal sonucudur. Benlik de doğuştan hazır gelen mistik bir öz değildir. İnsan doğduğu anda yalnızca yaşayan biyolojik bir organizmadır. Duyuları sürekli veri toplar. Beyin bu verileri işler, depolar, karşılaştırır, unutup yeniden hatırlar, yeni ilişkiler kurar. Yıllar boyunca biriken bütün deneyimler sonunda ben dediğimiz hikâyeyi oluşturur. Benlik, yaşam boyunca yavaş yavaş inşa edilir.

Ben rastlantıya da inanmıyorum. Çünkü evrende gördüğümüz düzen yalnızca canlılarda değildir. Yerçekimi, atmosfer, kimya, su döngüsü, mevsimler, fotosentez, elementlerin hassas dengesi ve toprağın yapısı birbirine bağlı büyük bir sistem oluşturur. Bu kadar kapsamlı bir uyumun yalnızca rastgele süreçlerin sonucu olduğunu düşünmek bana ikna edici gelmiyor. Bu yüzden bütün bu düzenin arkasında aşkın bir aklın bulunduğunu düşünüyorum. Ben buna yaratıcı diyorum.

Fakat yaratıcının amacı hakkında kesin hükümler vermeyi doğru bulmuyorum. Çünkü süreç henüz tamamlanmış değildir. Evren oluşmaya devam ediyor. Bitmemiş bir romanın son sayfasını okuyormuş gibi kesin yargılar kuramayız.

Bütün bunların ahlak açısından önemli sonuçları vardır. Eğer insan kendi genetiğini, beynini, psikolojisini, karakterini, doğduğu toplumu ve hayatını belirleyen temel şartları seçmediyse, o halde Tanrının mutlak anlamda ceza ve ödül vermesi yeniden düşünülmelidir. Çünkü insanın eylemlerini mümkün kılan nedenlerin tamamı da aynı yaratılış düzeninin içindedir. İnsan neden değildir, nedenlerin sonucudur.

Burada kastettiğim şey, insanın bu dünyadaki ahlaki ve toplumsal sorumluluğunu ortadan kaldırmak değildir. Bir toplumun yaşayabilmesi için hukuk da gerekir, ahlak da gerekir, sorumluluk da gerekir. İnsan yaptığı eylemlerin sonuçlarıyla bu dünyada yüzleşmek zorundadır. Çünkü toplumsal düzen ancak bununla ayakta kalabilir.

Benim sorguladığım nokta bundan farklıdır. Eğer insanın varlığını oluşturan bütün nedenler kendi seçiminin dışında şekillenmişse, o zaman yaratıcının aynı insanı mutlak anlamda ödül veya cezaya konu etmesi ciddi bir felsefi problem oluşturur. Çünkü insan kendi varlığının yazarı değildir. O yalnızca varlık zincirinin içinde ortaya çıkan bir halkadır. Bu yüzden ilahi adalet meselesi, klasik dinlerin anlattığından çok daha derin ve çok daha zor bir problemdir.

Belki de insanın en büyük özgürlüğü, zorunluluğun farkına varabilmesidir. Belki de bilinç dediğimiz şey, determinizmin kendi üzerine düşen ışığıdır. Kesin olarak söyleyebileceğim tek şey ise şudur. İnsan kendi varlığının faili değildir. Bu nedenle Tanrının mutlak ceza ve mutlak ödül anlayışı, yeniden düşünülmesi gereken en temel meselelerden biridir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir