Empirizm bilginin temel ve vazgeçilmez kaynağının deney olduğunu savunan felsefi yaklaşımdır. Bu görüşe göre insan zihni doğuştan herhangi bir bilgi içeriğiyle donatılmış değildir. Zihin başlangıçta boş bir levha gibidir ve bilgi duyular aracılığıyla dış dünyadan alınan izlenimlerle oluşur. Görme işitme dokunma tatma ve koklama gibi duyusal yaşantılar bilginin hammaddesini meydana getirir. Akıl bu hammaddeleri işler fakat kendi başına içerik üretemez.
Empirizmin temel iddiası şudur. Bilgide bulunan her kavram eninde sonunda bir deney izine dayanır. Eğer bir kavramı oluşturan duyusal köken gösterilemiyorsa o kavram anlamlı değildir. Bu nedenle empirizm metafizik soyutlamalara ve deneyle sınanamayan iddialara mesafeli yaklaşır. Ruh töz mutlak neden ya da zorunlu varlık gibi kavramlar duyusal bir karşılık taşımadıkları ölçüde kuşku altına alınır.
Empirist düşüncede algı merkezi bir konumdadır. Dış dünyadaki nesneler duyular üzerinde izlenimler bırakır. Bu izlenimler zihinde tasarımlara dönüşür. Basit tasarımlar doğrudan duyudan gelir. Karmaşık tasarımlar ise zihnin bu basit öğeleri birleştirmesiyle oluşur. Örneğin altın kavramı sarılık ağırlık sertlik gibi duyusal niteliklerin zihinsel bileşimidir. Zihin burada yaratıcı değil düzenleyici bir işleve sahiptir.
Empirizmin klasik temsilcileri arasında John Locke George Berkeley ve David Hume yer alır. Locke zihnin doğuştan boş olduğunu savunur ve bütün fikirlerin deneyden geldiğini ileri sürer. Berkeley bu çizgiyi daha ileri taşıyarak maddi tözün varlığını reddeder. Ona göre var olmak algılanmış olmaktır. Hume ise empirizmin en radikal sonuçlarını ortaya koyar. Nedensellik benlik ve zorunluluk gibi kavramların deneyde doğrudan verilmediğini bu nedenle alışkanlık ve zihinsel çağrışım ürünü olduğunu savunur.
Empirizmin bilgi anlayışı zorunlu doğrulara karşı temkinlidir. Matematik ve mantık gibi alanlar dahi gerçeklik hakkında değil kavramlar arasındaki ilişkiler hakkında bilgi verir. Doğa hakkında elde edilen bilgiler ise her zaman olumsaldır. Güneşin yarın doğacağına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Sadece geçmişte hep doğduğunu gözlemlediğimiz için böyle bir beklenti içindeyiz. Bu durum empirizmi tümevarım problemine götürür.
Empirizm modern bilimin gelişiminde belirleyici bir rol oynamıştır. Gözlem deney ölçüm ve tekrar edilebilirlik ilkeleri bu düşünceyle uyumludur. Bilginin sınırlarını deneyle belirleme çabası bilimsel yöntemin felsefi temelini oluşturur. Buna karşılık empirizm aklın zorunlu ilkeleri açıklamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.
Sonuç olarak empirizm bilginin kökenini duyusal deneyime bağlayan zihni bu deneylerin pasif alıcısı ve düzenleyicisi olarak gören bir yaklaşımdır. Hakikati aklın içsel yapılarında değil yaşantının kendisinde arar. Bu yönüyle rasyonalizmin doğuştan bilgi iddialarına karşıt bir kutup oluşturur ve felsefe tarihinde bilgi probleminin vazgeçilmez eksenlerinden biri olarak yerini alır.
Bir yanıt yazın