Fütur

Fütur kavramı Arapça kökenlidir ve kök anlamı gevşemek çözülmek kesintiye uğramak yönündedir. Dilsel düzeyde fütur bir şeyin aniden yok olması değil yavaşça sönmesi anlamını taşır. Bir iradenin bir isteğin ya da bir yönelimin içten içe zayıflaması söz konusudur. Bu nedenle fütur ani bir kopuştan çok sürekliliği olan bir çözülmeyi ifade eder. Kelimenin çağrışım alanında yorgunluk bıkkınlık isteksizlik ve içsel düşüş bulunur. Ancak bu düşüş pasif bir durgunluk değil bir zamanlar var olan canlılığın kaybıdır.

Dil bakımından fütur iştiyakın simetrik karşıtıdır. İştiyak iç gerilim üretir. Fütur bu gerilimin dağılmasıdır. İştiyak hareket doğurur. Fütur hareketi askıya alır. Bu askıya alma dışsal bir engelden değil içsel enerjinin çözülmesinden kaynaklanır. Bu yüzden füturda zorlanma yoktur. Aksine bir vazgeçiş hali vardır. İnsan artık istemediği için değil isteyemediği için yönelmez.

Felsefi olarak fütur insanın arzu ekonomisiyle ilgilidir. İnsan eylemlerini salt bilinçle değil istekle sürdürür. İstek kesildiğinde bilgi ve amaç varlığını korusa bile hareket durur. Fütur tam da bu noktada ortaya çıkar. Amaç hâlâ biliniyordur. Değer hâlâ tanınıyordur. Ancak ona doğru yürütecek içsel itki çökmüştür. Bu durum insanın yalnızca rasyonel değil aynı zamanda enerjetik bir varlık olduğunu gösterir.

İslam düşüncesinde özellikle tasavvuf geleneğinde fütur önemli bir kavramdır. Manevi yolculukta insanın yaşadığı iniş çıkışları ifade eder. Bu bağlamda fütur günah ya da sapma değildir. Ruhun yorgunluğudur. Sürekli yüksek gerilim halinde kalamayan insanın doğal bir gevşemesidir. Gazali füturu kalbin amel isteğindeki düşüş olarak ele alır. Ona göre bu hal bütünüyle yok edilmesi gereken bir bozulma değil doğru yönetilmesi gereken bir durumdur. Çünkü fütur inkâr değil tükenmedir.

Antik felsefede doğrudan fütur terimi kullanılmasa da karşılığı olan durumlar vardır. Stoacı gelenekte tutkuların sönmesi ideal kabul edilirken burada amaç fütur değil denge halidir. Fütur ise denge değildir. Dengenin altına düşüştür. İnsan ne aşırı arzudadır ne de bilinçli sükunette. Arada kalmış bir gevşeme içindedir.

Somut bir örnekle açıklarsak bir düşünür uzun süre aynı mesele üzerinde yoğunlaştığında bir noktadan sonra o mesele hâlâ anlamlı olduğu halde ona yönelme gücünü kaybedebilir. Bu durum cehalet değildir. Anlam kaybı da değildir. Bu durum füturdur. Enerjinin çekilmesi ve yönelimin içten çözülmesidir.

Sonuç olarak fütur isteğin ölmesi değil zayıflamasıdır. Hareketin yasaklanması değil içsel dayanağını yitirmesidir. İştiyak insanı eksiklikten harekete sürüklerken fütur insanı hareketsizlikte tutan bir iç yorgunluk halidir. Bu nedenle fütur ahlaki bir kusurdan çok varoluşsal bir duraklama olarak anlaşılmalıdır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir