hiçlik

İnsan hayatı birikerek ilerlemez kırılarak yön değiştirir. Düşüncelerimizi yaşam tarzımızı ve aldığımız kararları belirleyen şey öğrenilen bilgiler değil yaşanan sarsıntılardır. İnsan başkalarının fikirleriyle değil kendi hayatında açılan çatlaklarla dönüşür. Aydınlanma başkasından devralınan bir bilinç değil zorla doğan bir fark ediştir.

Hiç yara almamış bir zihin inandığını sandığı şeyleri aslında hiç sınamamıştır. İnanç konfor sağladığı sürece sorgulanmaz. Bir insan bağlı olduğu otoritenin sessizliğini fark etmeden o otoritenin gerçekliğini tartışamaz. Dünya müdahale edildiğine inanıldığı sürece sorgulanmaz. Şüphe ancak hayal kırıklığıyla ortaya çıkar.

Düzenle kurulan bağ da aynı şekilde işler. Kimse teorik olarak düzene karşı çıkmaz. Düzen bireyin hayatına doğrudan temas edip zarar verdiğinde çatlamaya başlar. Emek sömürüsü anlatılarla değil yaşanarak kavranır. Aidiyet ait olunan yerden yara alındığında çözülür. Gurur en çok sevilen el tarafından kırılmadıkça sorgulanmaz.

Ahlak masumiyetle değil çöküşle anlaşılır. Vicdan büyük haksızlıklarla karşılaşmadan sınanmaz. İyilik kötülük görülmeden anlam kazanmaz. Umut hayaller dağıldığında gerçek yüzünü gösterir. Korku öfke doğmadan aşılmaz.

İnsan ancak kaybettiğinde görmeye başlar. Sahip oldukları elinden alınmadan dünyanın geçiciliği hissedilmez. Ölüm gerçeği ancak kayıpla somutlaşır. Her şeyini yitirmemiş bir insan özgürlüğü tanımaz. Çünkü özgürlük bağların kopmasıyla başlar.

Bu nedenle kırılma noktaları yaşanmadan hayat okunamaz. Hayat okunmadan bilinç sıçraması gerçekleşmez. Hiçliğe yöneliş bir tercih değil yaşantının doğal sonucudur. Önce yara açılır sonra soru sorulur.

İnsan iradesi bağımsız bir güç değildir. Düşüncelerimiz değerlerimiz ve seçimlerimiz koşulların ve yaşanmışlıkların ürünüdür. Her birey doğanın ve toplumun biçtiği rolü oynar. Sorgulama derinleştikçe bu rol görünür hale gelir.

Bu noktada anlam diye sunulan her şey çözülmeye başlar. Kurallar otoriteler ahlak ve kutsallar sorgulanır. İnsana yüklenen anlamların aslında onu bastırdığı fark edilir. Öfke burada ortaya çıkar. Bu öfke önce dışarıya değil insanın kendine yönelir. Süperego çözülür. Öz benlik ilk kez ortaya çıkar. Hayatın anlamsızlığı ve şeylerin değersizliği netleşir. İnsan kendini bir hiç olarak konumlandırır.

Ama bu edilgen bir hiçlik değildir. Sonrasında eylem gelir. Eylem için korkunun aşılması gerekir. Korkunun iki yolu vardır. Kaçmak ya da yüzleşmek. Kaçış sadece ertelemektir. Yüzleşmenin yakıtı ise öfkedir. Doğru yöne yönlendirilen öfke korkuyu tüketir ve düşünceyi keskinleştirir.

Son aşama bedendir. Zihin çözüldükten sonra beden sınanır. Fiziksel acı dayanıklılığı öğretir. Soyut cesaret yeterli değildir. Acıya temas edilmeden sağlamlık kazanılmaz.

Hiçliğe ulaşma süreci bir anda gerçekleşmez. Kırılma sorgulama çözülme öfke ve dayanıklılık aşamalarından geçen uzun bir yolculuktur. Bu süreçte ego ve süperego çözülür. İnsan her şeye karşı mesafe alır. Anlam yüklemeyi bırakır.

Bu yol sancılıdır. Önce ruh parçalanır sonra beden sertleşir. Ama sonunda geriye korkusuz kaygısız amaç yüklemeyen ama farkında olan bir bilinç kalır. Bu bilinç iddia taşımaz. Bir öğreti sunmaz. Sadece görür. gerçeğe uyanır tüm anlamların anlamsızlığını idrak eder tüm anlamlar insan zihninin romantize ettiği şeylerdir hiç bir hakikati yoktur


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir