Özgür İrade

Özgür irade kavramı insanın kendini nasıl gördüğüyle doğrudan ilgilidir. İnsan çoğu zaman seçimlerini bilinçli biçimde yaptığını kararlarının tamamen kendisine ait olduğunu düşünür. Günlük dilde özgür irade kişinin istediğini yapabilmesi istediğini seçebilmesi olarak anlaşılır. Ancak bu tanım yüzeyde kalır ve insanı belirleyen derin katmanları göz ardı eder. Özgür irade sorusu aslında ben kimim ve beni ben yapan nedir sorusuyla iç içedir.

İnsan bir karar aldığında bunun kaynağının kendisi olduğunu varsayar. Oysa bu kararların arkasında biyolojik eğilimler psikolojik yapı çocukluk deneyimleri kültürel kodlar toplumsal beklentiler ve bilinçdışı süreçler bulunur. İnsan ben böyle istedim dediğinde çoğu zaman o isteğin neden ortaya çıktığını sorgulamaz. İstek ortaya çıkmış karar verilmiştir ve bilinç bu kararı sahiplenir. Bu nedenle özgür irade çoğu zaman geriye dönük bir anlatıdan ibaret kalır.

Biyolojik düzeyde insan özgür değildir. Açlık susuzluk korku haz ve hayatta kalma dürtüleri insan davranışlarını güçlü biçimde yönlendirir. Beynin kimyasal dengesi hormonlar ve genetik yatkınlıklar karar alma süreçlerini etkiler. Bir insanın cesur ya da kaygılı olması sakin ya da öfkeli olması çoğu zaman iradi bir tercih değil biyolojik bir eğilimdir. Bu durum özgür iradenin mutlak olmadığını gösterir.

Psikolojik düzeyde özgürlük daha da karmaşık hale gelir. Çocuklukta yaşanan deneyimler ebeveynlerle kurulan ilişkiler travmalar ve öğrenilmiş inançlar yetişkinlikte verilen kararları şekillendirir. İnsan çoğu zaman geçmişinin içinden konuşur ama bunu bugünkü benliğinin kararı zanneder. Bilinçdışı süreçler farkında olunmadan yön verir. Freudun ifade ettiği gibi ben sandığımız şey buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.

Toplumsal düzeyde özgür irade ciddi biçimde sınırlandırılır. Dil değerler ahlak normları yasalar ve ekonomik koşullar bireyin seçeneklerini daraltır. İnsan özgürce seçtiğini düşünürken aslında kendisine sunulan sınırlı seçenekler arasından bir tercih yapar. Eğitim sistemi medya reklamlar ve ideolojiler hangi arzuların meşru hangilerinin ayıp ya da imkansız olduğunu baştan belirler. Bu nedenle özgür irade çoğu zaman yönlendirilmiş bir tercih haline gelir.

Felsefi açıdan bakıldığında özgür irade ya tamamen vardır ya da tamamen yoktur şeklinde keskin bir ayrım yapmak zorlaşır. Determinist yaklaşımlar her şeyin neden sonuç zinciri içinde belirlendiğini savunur. Bu bakış açısına göre özgürlük bir yanılsamadır. Varoluşçu düşünce ise insanın koşullara rağmen seçim yapmak zorunda olduğunu söyler. İnsan seçmediği bir dünyaya doğar ama verdiği tepkilerden sorumludur. Bu yaklaşım özgür iradeyi mutlak bir serbestlik değil sorumluluk olarak tanımlar.

Bu noktada özgür irade yeniden tanımlanır. Özgürlük her şeyi seçebilmek değildir. Özgürlük insanın kendisini belirleyen etkenlerin farkına varabilmesidir. Neden böyle düşündüm neden böyle hissettim neden bunu istedim sorularını sorabilme cesaretidir. İnsan bu farkındalığı kazandıkça otomatik tepkilerden uzaklaşır ve daha bilinçli tercihler yapmaya başlar.

Gerçek özgür irade zincirlerin yokluğu değil zincirlerin farkındalığıdır. İnsan biyolojisinden kültüründen ve geçmişinden tamamen kurtulamaz. Ancak bunların bilincine vardığında onların kör bir taşıyıcısı olmaktan çıkar. Özgürlük işte tam bu noktada başlar. Kendi içindeki programı görüp ona rağmen değil onun bilinciyle hareket edebilme yetisinde.

Bu anlamda özgür irade bir durum değil bir süreçtir. Bir kez sahip olunan bir özellik değil sürekli inşa edilen bir bilinç halidir. İnsan ne kadar çok fark ederse o kadar özgürleşir. Ne kadar otomatik yaşarsa o kadar belirlenmiş olur. Özgür irade mutlak bağımsızlık değil bilinçli sorumluluktur.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir