İnsan çoğu zaman sahip olduğunu düşündüğü şeyleri güç mal statü inanç ilişki ya da fikir olarak algılar İnsan elinde tuttuğunu sandığı şeyleri kaybetme korkusu ile yaşar onları sürdürmek için davranışlarını ayarlar ve zamanla bu nesnelerin taleplerine göre şekillenir
Böylece sahip olduğunu sandığı şeyler fiilen onun efendisi haline gelir
Epiktetosa göre insanın elinde olan ile olmayan arasındaki ayrımı yapamaması köleliğin temel sebebidir. İnsan kontrolünde olmayan şeyleri kontrol ediyormuş gibi yaşadığında kaçınılmaz olarak onların esiri olur
Örneğin itibarına aşırı değer veren bir kişi başkalarının yargılarına bağımlı hale gelir
Malına bağlanan kişi kaybetme korkusu ile sürekli tedirginlik yaşar. oysa özgürlük sahip olmakla değil vazgeçebilme kudretiyle ölçülür
Schopenhauere göre insanın özü kör ve doyumsuz bir istencin ürünüdür İnsan arzu ettikçe yaşar elde ettikçe yeni arzular üretir ve bu döngü onu sürekli bir eksiklik halinde tutar. Sahip olmak bu nedenle özgürleştirici değil bağımlılık üreticidir İnsan arzusunu tatmin ettiğini sandığı anda bile yeni bir zincir edinmiş olur istenci kırmak arzunun buyruğundan çıkmak özgürlüğün tek mümkün yoludur. Bu iradeyi yok etmek ya da pasifleşmek değildir Aksine insanın kendi iç dürtülerini alışkanlıklarını ve otomatik tepkilerini fark etmesi ve bunlara mesafe koyabilmesidir
Nietzscheye göre çoğu insan kendi istencini kullandığını zannederken aslında sürü değerlerinin korkularının ve öğretilmiş ahlakın taşıyıcısıdır Gerçek özgürlük insanın kendisini yöneten bu görünmez güçleri fark etmesiyle başlar
Freud insanın bilinçli benliğinin sandığı kadar egemen olmadığını davranışların büyük bölümünün bilinçdışı itkiler tarafından belirlendiğini söyler İnsan kendini özgür sanır çünkü neden böyle davrandığını bildiğini zanneder. Oysa çoğu zaman yalnızca sonradan üretilmiş gerekçelere sahiptir Bu durumda özgürlük dürtülerin yokluğu değil onların farkındalığıdır. İnsanlar güvenlik düzen ya da mutluluk vaadiyle kurdukları sistemlerin içinde zamanla bu sistemlerin esiri haline gelirler
Sahip olunan ideolojiler kimlikler ve roller bireyi özgürleştirmek yerine daraltır İnsan bunları terk edemediği ölçüde özgür olduğunu iddia etse bile fiilen bağımlıdır. Gerçek özgürlük dış dünyayı kontrol etmekle değil iç dünyadaki zorunlulukları çözmekle başlar
İnsan her istediğini yapabildiğinde değil istemek zorunda olmadığı anda özgürleşir
Sahip olmaya çalışmaktan vazgeçebilen kaybetmekten korkmayan ve kendi istencine bile eleştirel bakabilen insan tarih boyunca nadir ama gerçek anlamda özgür olan insandır.
Bir yanıt yazın