Platon un Timaios (Timaeus) diyaloğu, antik felsefede kozmolojiye dair en sistematik metinlerden biridir, metin, bir doğa bilimleri kitabı değildir, daha çok metafizik, matematik ve teolojik varsayımların birleştiği bir rasyonel kozmogoni denemesidir, burada Platon, evrenin kökenini, yapısını ve işleyişini en makul açıklama (eikos logos) düzeyinde temellendirmeye çalışır.
Timaios un çıkış noktası ontolojik bir ayrımdır, Platon, var olanı ikiye böler, bir yanda değişmeyen, ezeli ve akılla kavranan idealar, diğer yanda ise duyularla algılanan, sürekli değişim içinde olan oluş dünyası, duyulur dünyasın da hiçbir zaman tam anlamıyla “varlık” değildir o, ideaların eksik ve geçici bir yansımasıdır, bu ayrım, tüm kozmolojinin temelini oluşturur, çünkü evrenin açıklanabilmesi için önce onun hangi ontolojik düzleme ait olduğunun belirlenmesi gerekir, Platon a göre evren, oluş alanına aittir, dolayısıyla tam ve kesin bilgiye değil, ancak olasılıklı açıklamalara konu olabilir.
Bu noktada Platon, evrenin ortaya çıkışını açıklamak için Demiurgos kavramını devreye sokar, Demiurgos, klasik anlamda yaratan Tanrı değildir, O, yoktan var eden değil var olan düzensiz maddeyi akla ve ölçüye göre düzenleyen bir zanaatkardır, Platon un temel varsayımı şudur düzen, kendiliğinden ortaya çıkmaz, düzen varsa, arkasında akıl vardır, Demiurgos da bu aklın temsilidir, O, evreni yaratırken ideaları model alır ve mümkün olan en iyi düzeni kurmaya çalışır, bu nedenle evren kusursuz değil, ama mümkün olan en iyi kopydır.
Platon un kozmolojisinde evren mekanik bir yapı değil, canlı bir organizmadır, evrenin bir ruhu vardır buna dünya ruhu denir, bu ruh, evrene hareket ve düzen kazandırır, burada önemli olan nokta şudur, Platon, evreni dışarıdan işleyen bir sistem olarak değil, kendi içinde akıl taşıyan bir bütünlük olarak düşünür, bu anlayış, modern mekanik evren tasavvurundan kökten farklıdır, evren, yalnızca maddi parçaların birleşimi değil, aynı zamanda matematiksel oranlarla kurulmuş bir uyum sistemidir.
Bu matematiksel yapı özellikle element teorisinde belirginleşir, Platona göre evren dört temel unsurdan oluşur, ateş, hava, su ve toprak, ancak bu unsurlar basit maddeler değil belirli geometrik yapılara karşılık gelirler örneğin ateş tetrahedron ile, toprak küp ile ilişkilendirilir. Bu yaklaşım, doğanın özünde nicel ve geometrik bir düzen olduğu fikrini ortaya koyar bu düşünce, daha sonra bilimsel devrimin temel kabullerinden biri haline gelecektir.
Zaman anlayışı da Timaiosun en özgün yönlerinden biridir, Platona göre zaman, bağımsız bir gerçeklik değildir O ebediyetin hareketli bir görüntüsüdür, ebediyet idealar dünyasına aittir ve değişmezdir, zaman ise yalnızca duyulur dünyada ortaya çıkar ve gök cisimlerinin hareketiyle ölçülür, bu nedenle zaman, ontolojik olarak ikincil bir statüye sahiptir, asıl gerçeklik zamansız olandır.
İnsan, bu kozmik düzen içinde özel bir konuma sahiptir, Platona göre insan, evrenin küçük bir modeli yani bir mikrokozmostur, İnsan ruhu, dünya ruhundan türetilmiştir ve bu nedenle evrenle akrabalık taşır, ancak beden, ruhun bu akılsal doğasını sınırlayan bir unsur olarak görülür, İnsan bilgisinin amacı, bu sınırlılığı aşarak idealar dünyasına yönelmektir, fakat doğa hakkında bilgi söz konusu olduğunda, Platon kesinlik iddiasını geri çeker, çünkü oluş dünyası değişkendir, dolayısıyla burada elde edilen bilgi de zorunlu değil, olasılıklıdır.
Timaios un en dikkat çekici yönlerinden biri, açıklama tarzıdır. Platon burada modern anlamda nedensel mekanik açıklama yapmaz, onun yerine ereksel teleolojik açıklama kullanır, yani bir şeyin nedenini, onun hangi amaç için var olduğu üzerinden açıklar, evrenin var olma nedeni, İYİ nin mümkün olduğunca gerçekleşmesidir, bu yaklaşım, Aristoteles te daha sistematik hale gelecek olan erek neden anlayışının da temelini oluşturur.
Sonuç olarak Timaios, evreni rastlantısal bir süreç olarak değil, akıl, düzen ve amaç ilkeleriyle temellendirilmiş bir bütün olarak kavrar, ancak bu model, güçlü olduğu kadar sorunludur da, çünkü gözleme değil, büyük ölçüde akıl yürütmeye dayanır Demiurgos un varlığı kanıtlanamaz elementlerin geometrik yapısı deneysel değildir zaman anlayışı metafiziktir buna rağmen Timaios, felsefe tarihinde son derece etkili olmuştur, özellikle orta çağ düşüncesinde, evrenin rasyonel ve düzenli olduğu fikrinin en önemli kaynaklarından biri haline gelmiştir.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Timaios ta Platon şunu yapar, evreni açıklarken hem ontolojik bir hiyerarşi kurar hem de bu hiyerarşiyi akıl ve matematik üzerinden temellendirir, böylece doğa, ilk kez sistematik biçimde anlaşılabilir ve rasyonel bir bütün olarak düşünülür.
Ben de diyorumki.
Değişen, dönüşen ve sürekli akan bir dünyada değişmeyen bir hakikati doğrudan bu dünyanın içinde aramak bana göre sorunlu bir arayıştır, çünkü elimizdeki dünya sürekli oluş ve yok oluş içindedir, bugün var olan yarın başka bir biçime dönüşür, değişmeyen sandığımız şeyler bile zaman içinde başka bir hale gelir, böyle bir dünyadan hareket ederek değişmez ve zorunlu bir hakikate ulaştığımızı söylemek aceleci bir sonuç olur
Bin sayfalık bir kitabın yalnızca tek bir satırını okuyup kitap hakkında hüküm vermek ne kadar aceleciyse, bir filozofun düşüncesinin yalnızca bir bölümünden hareket ederek onun bütün düşüncesini ve amacını açıklamaya çalışmak da aynı ölçüde sorunludur, Platon un yaptığı şeyi değerlendirirken de onun yalnızca evrene ilişkin birkaç önermesine değil, değişim, oluş, bilgi, varlık ve hakikat arasında kurduğu ilişkinin tamamına bakmak gerekir
Platon değişimi, akışı, oluşu ve yok oluşu görmüş, duyulur dünyada hiçbir şeyin kalıcı olmadığını fark etmiş ve buradan önemli bir sezgiye ulaşmıştır, eğer duyularımızla karşılaştığımız dünya sürekli değişiyorsa ve buna rağmen zihnimizde değişmeyen kavramlardan söz edebiliyorsak, değişmeyen olanın kaynağı yalnızca değişen dünyada aranamaz, o halde değişmeyen hakikatin başka bir ontolojik temeli olmalıdır, Platon bu temeli idealarla açıklamış ve duyulur dünyanın ardında değişmeyen, akılla kavranabilen bir gerçeklik bulunduğunu ileri sürmüştür
Benim itirazım tam burada başlıyor, değişen dünyada değişmeyen kavramlara sahip olmamız, zorunlu olarak bu kavramların bağımsız bir ontolojik dünyada var olduğunu göstermez, böyle bir sonuç ancak ek bir metafizik kabul ile mümkündür, insan zihninin değişen şeylerden değişmeyen kavramlar üretmesi ile bu kavramların zihinden bağımsız olarak gerçekten var olması aynı önerme değildir, Platon un sezgisi güçlü olabilir fakat sezginin güçlü olması onun ontolojik sonucunu kanıtlamaya yetmez
Bu nedenle Platon un idealar öğretisini bana göre kesin olarak kanıtlanmış bir hakikat olarak değil, değişen dünyada değişmeyen hakikati açıklamak için geliştirilmiş güçlü bir metafizik öneri olarak görmek gerekir, ideaların gerçekten bağımsız bir varlık alanı oluşturup oluşturmadığı ne yalnızca duyusal gözlemle kanıtlanabilir ne de bu varsayımın yanlışlığı yalnızca deney yoluyla gösterilebilir, mesele deneysel olmaktan çok ontolojik ve epistemolojik bir tartışmadır
Platon burada belki de bir keşiften çok bir problem ortaya koymuştur, değişen şeyleri bilirken değişmeyen kavramları nasıl kullanıyoruz, oluşun içinde kalıcı hakikatten nasıl söz edebiliyoruz, değişen dünyanın bilgisi mümkünse bu bilginin değişmeyen ölçütü nereden geliyor, Platon bu soruya idealarla cevap vermiştir, benim açımdan ise cevap henüz kanıtlanmış değildir, yalnızca düşünülmeye değer bir metafizik varsayım olarak kalır
Bir yanıt yazın