Vicdan

Vicdan insanın olmasını istediği, arzuladığı ve hayal ettiği iç dünya ile dışarıdaki gerçeklik arasındaki kopukluktan doğan rahatsızlığın adıdır. İnsanın içinde bir ütopya vardır ve bu ütopya doğrudan bilgi ve bilinç düzeyiyle orantılıdır. Bilincin kapsamı genişledikçe insan neden ve sonuç ilişkilerini daha geniş bir çerçevede kavrar, soyutlama yeteneği arttıkça iç dünyasında kurduğu ideal düzen de derinleşir ve büyür. Dış dünyadaki gerçeklikler ile içerde kurulan bu ütopya arasındaki mesafe ne kadar açılırsa hissedilen rahatsızlık da o kadar artar. Bu kopukluk zamanla yalnızca bir huzursuzluk olmaktan çıkar, ızdırap ve acı kaynağına dönüşür. İşte insanın bu içsel gerilimle yaşadığı sarsıntıya vicdan diyoruz.

Vicdan insanın kendi davranışlarını ahlaki bir ölçütle değerlendirme yetisidir. Kişinin yaptığı ya da yapmayı düşündüğü eylemleri doğru yanlış iyi kötü gibi kategoriler içinde tartması ve buna bağlı olarak içsel bir onay ya da rahatsızlık duyması vicdanın temel işleyişini oluşturur. Vicdan dışarıdan zorlayıcı bir yasa gibi değil içeriden konuşan bir yargı sesi gibi tecrübe edilir.

Felsefi açıdan vicdan çoğu zaman akıl ile ilişkilendirilmiştir. Immanuel Kant için vicdan insanın kendi aklını ahlaki yasa koyucu olarak kullanabilmesinin içsel farkındalığıdır. Kişi başkasından korktuğu için değil kendi aklına saygı duyduğu için bazı davranışlardan kaçınır. Örneğin kimsenin görmediği bir ortamda haksız kazanç sağlamaktan vazgeçen bir insan bunu cezadan korktuğu için değil kendisine duyduğu ahlaki saygı nedeniyle yapar.

Psikolojik açıdan vicdan daha çok içselleştirilmiş toplumsal normlarla açıklanır. Sigmund Freud vicdanı süperego kavramı içinde ele alır. Bu bakışa göre çocuklukta anne baba ve otorite figürlerinden öğrenilen yasaklar ve beklentiler zamanla içselleşir ve bireyin içinde bir denetim mekanizmasına dönüşür. Örneğin çocukken yalan söylediğinde cezalandırılan bir birey yetişkinlikte kimse bilmese bile yalan söylediğinde huzursuzluk hisseder.

Toplumsal ve kültürel açıdan vicdan evrensel bir çekirdeğe sahip olsa da içerik bakımından değişkendir. Farklı toplumlarda iyi ve kötü anlayışları farklılaşabilir. Bir toplumda ahlaki kabul edilen bir davranış başka bir toplumda vicdani rahatsızlık doğurabilir. Bu durum vicdanın tamamen bireysel bir ses değil aynı zamanda tarihsel ve kültürel bir ürün olduğunu gösterir.

vicdan mutlak ve değişmez bir pusula değildir. İnsan vicdanını köreltebilir ya da eğitebilir. Sürekli şiddete maruz kalan ya da şiddeti olağanlaştıran bir ortamda yaşayan bireyin vicdan eşiği zamanla değişebilir. Buna karşılık düşünerek sorgulayarak ve empati kurarak yaşayan bir insan vicdanını daha duyarlı hale getirebilir. Bu nedenle vicdan doğuştan gelen bir tohum gibidir fakat nasıl bir ağaca dönüşeceği insanın yaşamı boyunca kurduğu ilişkilere ve yaptığı seçimlere bağlıdır.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir