Ahlaki Tutarlılık Üzerine

İnsan, anne baba olarak bir çocuğun doğumuna vesile olur  bu iradi bir seçim iradi bir fiildir bu  fiil beraberinde ahlaki sorumluluğu doğurur. Bir çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir bu bir iyilik ya da lütuf değil; doğrudan doğruya yaratma fiilinin ahlaki sonucudur. Bu sorumluluk, insan için bir zorunluluktur ve ödev bilinciyle yerine getirilir. anne baba çocuktan minnet beklemez çocukta dünyaya gelmesine vesile olan anne babaya minnet duymaz

Minnet, ancak ödev alanının dışında kalan bir lütuf söz konusu olduğunda anlam kazanır.Bu ahlaki yapı bir anoloji olarak Tanrı–insan ilişkisine taşındığında tanrı yarattığı varlıkların ihtiyaçlarına uygun diğer varlıkları yada ihtiyaçlarını da yaratmakla mükelleftir bu bir zorunluluk bir mecburiyet değil dir.

Tanrı ahlakın ontolojik kaynağıdır zorunluluktan değil  tanrı öyle olduğu içindir

İyilik Tanrı’dan doğar Tanrı iyidir çünkü iyiliğin kaynağı O dur. Bu nedenle Tanrı, insan gibi ahlaki zorunluluklara tabi değildir. Ahlaki zorunluluk, yaratılmış varlıklar için geçerli olan normatif bir düzendir ve bu düzen bizzat Tanrı tarafından tesis edilmiştir. İnsan için “yapılması gereken”, Tanrı için bir ödev değil; Tanrı’nın iyiliğinin tutarlı bir tezahürüdür.

Bu bağlamda Tanrı’nın yarattığı varlıkları doyurması, koruması ve yaşatması bir iyilik gösterisi değil; yaratma fiilinin içsel anlamının dışavurumudur. Bu fiiller Tanrı’ya dışsal bir yasa tarafından emredilmiş değildir; fakat Tanrı’nın zatına aykırı davranması da düşünülemez. Bu, bir zorunluluk değil; çelişmezliktir.

Tanrı’nın iyiliği, keyfi bir tercih değil; ontolojik bir niteliktir.

Dolayısıyla Tanrı, iyiliği “teşekkür edilmek için” yapmaz. Şükür, Tanrı’nın ihtiyacı değil; insanın anlamlandırma biçimidir. İnsanın şükretmesi, Tanrı’nın lütfuna karşılık verdiği bilinçsel bir tutumdur; fakat Tanrı’nın fiillerini ahlaki kılan unsur, bu fiillerin övgüye layık bulunması değil, Tanrı’nın iyiliğiyle tutarlı olmasıdır.

Bu çerçevede, Tanrı’nın yaratma fiilinden sonra ortaya çıkan ihmal iddiaları, ahlaki sorgulamayı meşru kılar. Çünkü iyilik, Tanrı’dan doğuyorsa; iyilikle açıkça çelişen bir fiil ya da fiilsizlik, Tanrı tasavvurunun yeniden düşünülmesini gerektirir. Bu sorgulama Tanrı’ya karşı bir saygısızlık değil; bilakis Tanrı’yı keyfilikten arındırma çabasıdır.

Sonuç olarak Tanrı, keyfi iyilik dağıtan bir kudret değil; ahlaki tutarlılığın ontolojik kaynağıdır. Ahlak Tanrı’ya hükmetmez; fakat Tanrı da ahlaktan bağımsız değildir. Çünkü ahlak, Tanrı’nın zatının insan dünyasındaki yansımasından başka bir şey değildir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir