Evrenin ve insanın başına gelen her şeyin Önceden belirlenmiş nedenlerin zorunlu sonucu olduğunu söyleyen görüştür Hiçbir olay kendiliğinden ve tesadüfen olmaz Yeterince bilgiye sahip olsak
Hem geçmişi hem geleceği hesaplayabilirdik der
Bu fikrin ilk izleri Antik Yunan’da Thales Herakleitos Demokritos gibi doğa filozoflarında görülür Onlar evrende rastlantı değil düzen ve zorunluluk olduğundan söz ederler
Ama determinizmin modern anlamda asıl doğuşu On yedinci ve on sekizinci yüzyılda Avrupa’da mekanik fiziğin ve Newtoncu bilimin ortaya çıkışıyla olur Evren büyük bir makine gibi düşünülmeye başlar
Determinizmin klasik ve en net ifadesini On sekizinci yüzyılın sonu On dokuzuncu yüzyılın başında yaşayan Fransız matematikçi ve filozof Pierre Simon Laplace yapar Laplace’ın ünlü düşüncesine göre. Eğer evrendeki bütün parçacıkların konumunu ve hareketini bilen bir zihin olsaydı Geçmişi de Geleceği de kusursuz biçimde hesaplayabilirdi Bu yüzden Laplace çoğu zaman klasik determinizmin simge ismidir
Özetle determinizm Evrenin ve insan davranışlarının Doğa yasaları tarafından bütünüyle belirlendiğini.Özgür irade dediğimiz şeyin ise Bu belirlenmiş süreç içinde yalnızca bir his Bir yanılsama olabileceğini savunan felsefi görüştür
Bu konuyu özelliklede islami perspektiften ölümden sonraki nihayi ceza ve ödül cennet ve cehennem açısından değerlendirmeye çalışıyorum ve özgür irade olmadığını savunuyorum
Ben karar veriyorum İstediğimi yapıyorum O halde özgürüm Determinizm tam da bu noktada itiraz eder Der ki Evren baştan sona neden sonuç ilişkileriyle örülüdür Fizik yasaları nasıl gezegenlerin hareketini belirliyorsa Bizim düşüncelerimiz ve davranışlarımız da aynı ağın içindedir Yani hiçbir şey tesadüf değildir Her şey belirlenmiştir ve başka türlü olamazdı
Bu bakış açısına göre. Günlük hayatta aldığımız kararlar. Kurduğumuz cümleler. Ahlaki tercihlerimiz.Hatta ben böyle istedim dediğimiz o kritik anlar bile. Biz farkında olmadan işleyen nedenlerin sonucudur. Özgür irade dediğimiz şey aslında bir his. Bir yanılgıdan ibarettir
Bunu somut bir örnekle düşünelim. Öfkeyle verdiğiniz bir kararı hatırlayın. O anı hazırlayan neler vardı. Çocukluk deneyimleriniz. O gün yaşadığınız stres. Karşınızdaki kişinin davranışları. İçinde bulunduğunuz ekonomik durum. Karakter yapınız anne babadan miras olarak devr alınan epigenetik durum biyolojik ve hormonal yapınız her hangi bir elementin eksiklik yada fazlalılığı . bir önceki günkü yediğiniz yemek arka fonda çalan müzik iklim şartları havanın sıcaklığı vs vs vs Hepsi üst üste gelir. Siz son sahnede karar veriyorum sanırsınız.Oysa arkada yüzlerce sebep çalışmıştır
Determinizm işte bu uzun sebep zincirini ciddiye alır. Nedensellik ilkesi onun kalbidir. Her olayın bir nedeni vardır. Her neden de yeni bir sonuca yol açar. Evren büyük bir düzen içindedir. Bu düzen tam olarak çözülebilse.İlkesel olarak.Gelecekte neler olacağını da bilmek mümkün olurdu
Descartes insanı ve Tanrıyı özgür iradeye sahip bir varlık olarak düşünür.Ona göre düşünen özne.Kendi kararını verebilen bir merkezdir.Ama madde dünyasını ilahi bir zorunluluk sistemine sıkıştırmak istemez
Spinoza ise çok daha sert bir çizgi çizer.Tanrıyı sonsuz Tek Zorunlu bir varlık olarak tanımlar.Evreni de Tanrının zorunlu düzeninin bir açılımı gibi görür Bu yüzden mutlak determinizmden söz eder Spinozaya göre her hareketimiz Evrenin zorunlu düzeninin içindedir Biz özgür olduğumuzu zannederiz Oysa özgürlük hislerimizin bize oynadığı bir oyundur
Bilimsel düşünce ise uzun süre şu anlayışa yaslandı Eğer bir olgunun bütün şartlarını bilirsek. O olguya her zaman aynı sonucu alarak ulaşabiliriz Claude Bernardın deneysel vurgusu da tam buraya oturur Şartlar aynı ise sonuç da zorunlu olarak aynıdır Bu bakış. Mucize gibi kavramlara yer bırakmaz. Doğada kırılan yasa yoktur. Sadece henüz anlayamadığımız yasalar vardır Pozitif bilimlerin özgüveni büyük ölçüde bu determinizmden güç aldı
İnsanın kararlarını anlamaya çalışırken de farklı alanlarda karşımıza çıkar Mekanik determinizm insanın kararlarını dış nedenlere bağlar. Sanki dış koşullar düğmelere basar.Biz de ona göre tepki veririz Yoksulluk Zenginlik Sınıf farkları İş koşulları İnsanların neyi seçtiğini derinden etkiler
İnsan yaşadığı toplumun ürünüdür Eğitim fırsatları Sağlık imkanı Mahalle kültürü Aile yapısı Mal varlığı Doğduğumuz yer Bütün bunlar irademizi fark etmeden şekillendirir
İnsan Gerçekten Ne Kadar Özgür
Psikolojik açıdan baktığımızda kararlarımızın büyük kısmı dış uyarıcılara ve bilinçaltına bağlıdır Reklamlar Travmalar Çocukluk deneyimleri Toplumsal baskılar Hepsi zihnimizde iz bırakır Biz karar veriyorum derken Bu izler bizi fark etmeden yönlendirir Bu durumda insan özgür hissetse bile tam anlamıyla özgür değildir
İnsanın davranışları toplumdan bağımsız değildir Moda değişir Siyasi hava değişir İş piyasası değişir Aile baskısı artar ya da azalır Biz de buna göre kararlarımızı yeniden şekillendiririz Toplumun gölgesi her zaman üzerimizdedir
Burada kritik soru şudur
Eğer her şey bu kadar belirlenmişse Sorumluluk ve ahlak nasıl mümkün olacak İnsan hem belirlenmiş bir varlık Hem de yaptıklarından sorumlu bir özne olabilir mi
Determinizm bize şunu hatırlatır. Kendimizi sandığımız kadar basit. Ben istedim oldu noktası değiliz Kararlarımızın arkasında görünmeyen bir tarih. Bir psikoloji. Bir toplum.Bir biyoloji vardır.Belki gerçek özgürlük.Hiç belirlenmemiş olmak değil.Bizi belirleyen şartların farkına varmakla başlar.Kendimizi tanıdıkça. Nedenler zincirini gördükçe.O zincirin içinde küçük de olsa bir manevra alanı açabiliriz sonuç olarak nihayi ceza ve ödül açısından insan asla özgür iradeye sahip değildir ama aynı zamanda insan fıtri olarak eylemlerinin sonucunu ölçebilen bir varlıktır dolayısı ile ahlaki olarak sorumludur
Bir yanıt yazın